"Hoseok?"
Dere başında elini beline atmış beni çağıran Minho'ya başımı kaldırdım.
"Hmm?"
Yüzünde alaycı bir sırıtış, bakışları benim arkamda gezinirken kahkahalar atmadan önceki sözlerini söyledi.
"Seninki yine peşinde."
"Ne?"
Beklenmedik şaşkınlıkla başımı hızlıca arkama çevirdim. Dere başında çamaşır yıkayan omegalar, Minho'nun söyledikleri ile kahkahalar ile gülerken ben birkaç adım ötemdeki deli alfayı görmemle deliye dönmüştüm.
Her zaman takındığı o kaçırdığı bakışları, tişörtünü uzun kollarını çekiştirerek sakladığı elleriyle öylece arkamda duruyordu.
Buraya gelene kadar onu nasıl fark etmemiştim böyle.
"Yine mi sen?"
Belime yasladığım leğeni ve diğer elimdeki kirli sepetini sinirle yere fırlatarak onun korkuyla yerinde zıplmasına sebep olmuştum. Ama onun bu hallerini umursamadım ve yerde onu kaçıracak aynı zamanda zarar vermeyecek bir çakıl taşı aradım.
İstediğimi bulduğum taşı eğilip hızlıca aldığım gibi peşimden ayrılmayan alfaya fırlatarak kaçmasına sebep oldum.
Bu çabam onu sadece birkaç adım ötedeki ağacın arkasına saklanmasına sebep olurken arkamda alay etmek için an kollayan omegalar için daha yüksek kahkahaları peşinden getirmişti.
"Yürü git burdan deli."
Peşimi bırakmadığını anladığım için daha fazla çakıl taşı aramaya ve ona fırlatmaya koyulmuştum ki kolumdan tutularak geriye çekilmem her şeye engel olmuştu.
"Aman Hoseok, ne uğraşıyorsun. Yazık baksana."
Minho beni kolumdan çekiştirerek eşyalarımı fırlattığım yere getirsede hâlâ öfkeli bakışlarımla ağacın arkasında saklanan deliyi gözetliyordum.
"Bıktım ama Minho. Sürekli peşimde."
İçimde biriken öfke inanılmaz bir şekilde katlanarak artıyordu resmen. Başlarda sadece bir eğlence alay konusuydu ama şimdi artık işler inanılmaz bir boyuta evrilmişti. Peşimi bırakır dediğimiz deli iki aydır bunu yapmaktan vazgeçmemişti.
"Ya deli işte Hoseok. Bilmiyormuş gibi neyin sitemini ediyorsun."
"En sonunda Bay Min'e gidip şikayette bulunucam."
"Abartma Hoseok. Görüsen Bay Min'i..."
Yere saçılmış çamaşırları sepete koyarken derenin kenarına yürüdük beraber.
"...bizim günlük paralarımızı da eksik verdiklerini de söylersin."
Bana imkansız olduğunu söyleyen sözleriyle sinirle nefes verdim.
"Ya madem bu adam böyle ulaşılmaz bu oğlu niye köyün her yerinde."
"Ya Hoseok bazen mal mısın diye düşünmüyor değilim."
"Ne var?"
İşe koyulmadan önce kayaların üzerine oturmuş; şarkı söyleyerek kendi aralarında konuşan, çamaşır yıkayan omegaların sesleri arasında konuşmaya tutulduk.
"Bu adam deli, Bay Min değil. Adamın şirketi var. Sürekli Daegu'ya inip duruyor, toplantıları oluyor, başka şehirlere hatta bazen yurtdışına bile iş için gidiyor, konakta kalıyor mu o bile belli değil."
"İnsan hiç mi fark etmez oğlunun evden kaçtığını "
"O kadar yoğun ki oğlunun yokluğunu günlerce fark etmiyordur. Baksana şuna üstü başı ne hâlde."
Çenesinin ucuyla ileriyi gösterdiğinde başımı omuzlarım üzerinden arkama çevirdim. Saklandığı yerden çıkmış sırtını ağaca vererek bizi meraklı bakışlarla izliyordu.
Elleri, yırtılmış kazağının kollarıyla durmadan oynuyor, nereye girip çıktığı belli olmadığı toz toprakla üstü başı kirlenmiş öylece duruyordu.
Onun bu haline tekrardan içim sızladı.
"Bazen ona gerçekten açıyorum Minho."
"Herkes acıyordur. Bu toprakların gelecekteki varisinin bu hallere düşeceğini kim tahmin edebilirdi ki."
"Kimse edemezdi."
Hâlâ onu izleyen bakışlarım altında ona cevap verdim.
"Hatırlıyor musun..."
Beni kendisine odaklamak için kolumu dürttüğünde ona döndüm.
"...New York'tan geldiğinde Bay Min onun şerefine Daegu'nun tüm köylerine kazan kazan yemek dağıtmıştı."
O günlerin şenliğinden hâlâ aynı heyecanla bahsetmesiyle benimde yüzüm güldü.
"Evet, hatırlıyorum. Hatta üç gün üç gece o kazanlar asla boş kalmamıştı. Sanki oğlu evleniyordu."
"Onunla eş değer. Bu bir gelenektir. Daegu bu ailenin elinde. En iyi şekilde yönetmek için sıkı bir eğitim şart. Adam oğlunu küçük yaşından beri görmüyor."
"Gerçekten mi?"
Guwanju köy sınırından buraya geldiğimiz için bu topraklardaki çoğu bilgiden habersizdim. Annem ve babamın ölümünden sonra buraya annenannemin yanına taşınmak zorunda kalmıştım.
Elbette uzun bir zamandır burada yaşıyordum ama bu süreç içinde öğrenmem gerekenleri öğreniyordum.
"Gerçekten. Bu bir gelenek haline geldi. Ailesi onu sadece yanına gider görebilir. Onda da ne kadar görebilirse."
"Peki ya kaç yaşından itibaren oluyor bu?"
"10 yaşından sonra eğitim için gönderiyorlar. Sana bunları yemek dağıtılırken kimse söylemedi mi?"
"Hayır, kimse söylemedi. O zamanlar buraya yeni gelmiştim ya tanıdık kimsem yoktu. Anneannemi de biliyorsun beni ve bitmek bilmeyen sorularımdan hiç hoşlanmaz."
"Nine Jewon her zaman öyledir. Artık tahammülü kalmadı insanlara."
"Peki sana bir şey sorucam?"
"Hmm?"
"Bu alfa peki neden delirdi ve Bay Min bunu saklıyor?"
"Herkeste en çokta onu merak ediyor. O kadar gizli saklı bir sır ki. Bay Min; konağında, çiftliğinde kim varsa herkesi bu şehirden sürmüş."
"Ciddi misin? Sen nerden duydun?"
"Arkadaşıma sormak için gittiğimde."
"Konakta mı çalışıyordu?"
"Evet. Çok merak edip evine kadar gittim. Komşusu onun taşındığını söyledi. Nereye diye sorduğumda haberin yok mu diye anlattı işte her şeyi."
"Neymiş?"
"Alfa Yoongi'nin hastanelik olduğu gece, Bay Min; apar topar konağında, çiftliğinde kim varsa hepsini aynı saatte Daegu'dan çıkartmış. Kimse nereye gittiklerini bilmiyor."
"O kadar büyük bir mesele mi bu?"
"Muhtemelen."
Bu da taslak tamamlamadım bölümü
YOU ARE READING
Querencia
FanfictionHoseok, iki aydır peşinde dolaşan deli alfa yüzünden köyde alay konusu olmuştu. Her ne kadar ona sinirlensede içten içe üzülüyordu. Daegu'nun gelecekteki varisinin kaderin acımasızlığına kurban gideceğini kimse tahmin edemezdi Querencia= İspanyolca;...
