Gece, şehrin üstüne ince bir sis gibi çökmüştü.
kaldırımda yürürken ışıklar sanki onun adımlarını takip ediyordu. Kısa eteği ve ince çorapları yağmurla hafifçe ıslanmıştı ama o buna aldırmıyordu. Alışmıştı zaten—bakışlara, fısıldaşmalara, insanların “farklı” diye onu ölçüp biçmesine…
Ama bu gece biraz daha farklıydı.
Telefonuna baktı. Otobüs çoktan gitmişti.
“Tabii ya…” diye mırıldandı. “Bir şeyin düzgün gittiği görülmemişti zaten.”
Çantasını omzuna daha sıkı asıp yürümeye devam etti. Sokaklar boştu ama boşluk her zaman güvenli demek değildi. Bunu çok iyi biliyordu.
Bir süre sonra arkasında bir ses duydu.
Önce adım gibi.
Sonra iki.
Sunoo yürümeye devam etti.
Ama sesler kesilmedi.
Aksine yaklaştı.
“Hey…”
Sunoo durmadı.
“Hey, duyuyor musun?”
Bu kez hızlandı. Kalbi ritmini değiştirmişti ama yüzü hâlâ sakindi. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi yürümeye devam ediyordu.
“Böyle giyinip gecenin bir yarısı tek başına yürüyorsan… dikkat çekmek istemişsindir diye düşündük.”
Sunoo gözlerini devirdi, başını bile çevirmedi.
“Yanlış düşünmüşsünüz.”
Arkasından kahkaha geldi.
Ve sonra adımlar hızlandı.
Sunoo’nun kolu bir anda sertçe çekildi.
Durdu.
Yavaşça geri döndü.
Karşısındaki üç kişi sırıtıyordu. Fazla özgüvenli, fazla rahattı. Bu tür insanları tanıyordu—kendilerini dünyanın sahibi sanan ama aslında hiçbir şeyi olmayan tipler.
“Bırak,” dedi Sunoo net bir sesle.
“Bir şey yapmıyoruz ki,” dedi biri. “Sadece konuşuyoruz.”
“Konuşmayı bilmiyorsunuz o zaman.”
Kolunu çekmeye çalıştı ama tutuş daha da sertleşti.
İçinden bir şeyler gerildi.
Tam o anda—
Sokak başında siyah bir araba durdu.
Fren sesi yoktu. Sanki şehir bile onun gelişini duyurmak istememişti.
Farlar direkt üzerlerine vurdu.
Her şey bir saniyede değişti.
Konuşmalar kesildi.
Hava ağırlaştı.
Ve o kapı açıldı.
arabadan indiğinde, yağmur bile biraz geri çekilmiş gibiydi.
Siyah takım elbisesi, sessiz adımları ve ifadesiz yüzü… sokaktaki herkesin nefesini kesti.
Sunoo onu tanıdı.
Herkes tanırdı zaten.
Ama onu “bilmek” başka, karşısında durmak bambaşka bir şeydi.
Sunghoon hiçbir şey söylemedi.
Sadece baktı.
O bakış, ortamı değiştirdi.
Sunoo’nun kolunu tutan el anında gevşedi.
“Abi…” dedi adamlardan biri, sesi bir anda küçülmüştü. “Biz sadece yanlış anladık…”
Sunghoon cevap vermedi.
Bir saniye bile fazla değildi.
Ama o sessizlik yeterliydi.
Eller çekildi.
Geri adımlar atıldı.
Ve üçü de neredeyse koşarak uzaklaştı.
Sokak bir anda boşaldı.
Yağmur sesi geri döndü.
Sunoo derin bir nefes aldı ama bunu belli etmemeye çalıştı.
Sunghoon ona döndü.
Bakışı kısa bir an Sunoo’nun üstünde gezindi—sanki durumu değerlendirir gibi.
“Geç mi kaldın?” dedi sonunda.
Sunoo kaşını kaldırdı.
“Senin işin değil.”
Sunghoon’un yüzünde en ufak bir değişim olmadı.
“Seni buraya bırakamam.”
“Kim olduğunu sanıyorsun?”
Sunghoon bir adım yaklaştı.
Mesafe artık rahatsız edici derecede azdı.
“Kim olduğumun önemi yok,” dedi. “Seni takip eden insanlar var.”
Sunoo kısa bir kahkaha attı.
“Az önceki ‘insanları’ mı diyorsun? Onlar beni korkutamaz.”
Sunghoon’un bakışları biraz daha sertleşti.
“Beni de mi korkutmuyorlar diyorsun?”
Bu soru kısa bir sessizlik yarattı.
Sunoo cevap vermedi.
Çünkü cevap vermek istemediği bir şey vardı: Evet, Sunghoon biraz farklıydı.
Sadece tehlikeli olduğu için değil…
Kontrol ettiği sessizlik yüzünden.
Sunghoon hafifçe başını eğdi.
“Arabaya bin.”
Sunoo hemen karşılık verdi:
“Hayır.”
Sunghoon sabırlıydı. Ama bu sabır, sıcak bir şey değildi—daha çok kırılmayan bir cam gibiydi.
“Bu bir rica değil.”
Sunoo gözlerini kıstı.
“Bana emir veremezsin.”
Sunghoon’un sesi bu kez daha alçaldı.
“Denemeni öneririm.”
Bir saniye.
İki saniye.
Yağmur ikisinin arasına düşüyordu ama sanki ulaşamıyordu.
Sunoo bir adım geri attı.
“Ben senin oyuncağın değilim.”
Sunghoon’un bakışları ilk kez biraz değişti.
Ama yine de geri çekilmedi.
Sadece şunu söyledi:
“Biliyorum.”
Ve o iki kelime… Sunoo’nun beklemediği bir şeydi.
Sunoo tam cevap verecekken Sunghoon arkasını dönüp arabaya yürüdü.
Kapıyı açtı ama binmedi.
Sadece bekledi.
“Geliyor musun?” dedi.
Sunoo olduğu yerde kaldı.
Şehir sessizdi.
Yağmur daha da artıyordu.
Ve Sunoo, nedenini bilmediği bir şekilde… ilk kez “hayır” demenin yeterli olmadığını hissediyordu
Ama Sunghoon’un sesi tekrar geldi, daha düşük:
“Bu gece tek başına yürümeyeceksin.”
Ve Sunoo, istemese de bir adım attı.
YOU ARE READING
Gece çizgisi
FanfictionSunoo insanların bakışlarına alışmıştı. Kısa etekleri, keskin tavırları ve sahte gülümsemesiyle herkes onu kolay hedef sanıyordu. Ta ki bir gece karşısına Sunghoon çıkana kadar. Şehrin karanlık tarafını yöneten adamın neden sürekli onu izlediğini bi...
