Giriş

18 2 0
                                        

Liam Viper

18.01.2005

Gözlerimi yavaşça araladım, sabahın ilk ışıkları odanın tozlu havasında dans eden parçacıkları aydınlattı. Başım zonkluyordu; uykunun ağırlığı ile gerilimin yarattığı o garip karışım. Yataktan süzüldüm, ayaklarım soğuk tahta zeminde sessizce ilerledi. Yarı kapalı gözlerimle banyoyu ararken duvarlardaki gölgeler bana tanıdık bir tehdit gibi görünüyordu.

Banyoya ulaştığımda suyu açtım, yüzüme ve ellerime serin damlalar çarptı. Soğuk suyun etkisiyle uykum daha da kaçtı. Dişlerimi fırçaladım, hareketlerim mekanikti, zihnim ise tamamen başka yerlerdeydi. Aklımdaki düşünce keşke bu kadar zengin olmak ,yerine gerçek bir ailem olsaydı.

Beni babam sevmedi,
Beni annem sevmedi,
Annem beni terk etti,
Duygularım hiç var olmadan , yok edildi.

Bana kalsa bu rutin işler boşuna bir zaman kaybıydı. Gerçek hayatta kimse senin dişlerini fırçalayıp fırçalamadığını sormazdı, ama babam farklıydı. Onun kuralları katı, acımasız ve tartışmaya kapalıydı. "Disiplin," derdi hep, "hayatta kalmanın tek anahtarıdır." Annemi hiç tanımamıştım; hayatımda sadece onun yokluğu vardı. Babam da... O, benimle ilgilenen bir baba değil, beni eğiten bir komutandı. Sevgi, şefkat gibi kavramlar evimizde yabancıydı. Sadece talimatlar, emirler ve sonuçlar vardı.

On yaşındaydım, küçücük bir çocuk olamama rağmen elimde silah tutmayı öğrenmiştim. Dövüş teknikleri, atış eğitimi, şarjör değiştirme... Tüm bunlar normal çocukların oyun oynadığı ya da okulda ders çalıştığı saatlerde benim eğitim programımdı. Her hareketim titizlikle hesaplanmıştı, her nefesim kontrol altındaydı. Bugün ise sıradan bir eğitim günü değildi.

Bugün, hedefler insanlardı. Ama bu insanlar masum değildi. Hepsi cinayete , tacize vb. işlere bulaşmış kişilerdi. Bu benim hoşuma gitmiyordu. Ben okumak doktor olmak istiyordum. Ama babam beni bir katil olarak büyütmüştü. İnsanların üzerinde atış yapacaktım. Bu düşüncenin bile içime ürperti salmasına rağmen, yüzümde hiçbir ifade yoktu. Babamın öğrettiği en önemli şeylerden biri buydu: Duygularını gösterme, zayıflık olarak görülür. Hayatımı sorgulamak İçin bile zamanım yoktu. Ağlamak ise babamın gözünde eziklik gibiydi.

Banyodan çıktığımda odanın köşesinde duran siyah çanta dikkatimi çekti. Çantamın içinde silahlar vardı.İçindekiler bugün işime yarayacaktı. Hızlıca giyindim, pantolonumun cebine küçük bir not defteri ve kalemi koydum. Sonra çantayı omzuma attım ve kapıya yöneldim. Kapıdan çıkarken arkama bakmadım. Geriye dönüp bakmak zayıflık göstergesiydi, babam bunu defalarca söylemişti. Koridorun sonundaki merdivenlerden aşağı indikçe, dışarıdaki hava daha da soğuk geliyordu. Bugün neyin değişeceğini biliyordum.

Bugün, artık sadece bir öğrenci değil, bir asker olma yolunda ilk adımı atacaktım.Merdivenlerden aşağı inerken her basamak altında çıkan hafif gıcırtı, evin sessizliğini bozan tek ses oldu. Koridorun ucunda duran ahşap kapıyı ittim ve soğuk rüzgar yüzüme çarptı.

Dışarıdaki hava, odadaki o boğucu sessizlikten çok farklıydı; taze ama sert, nefesimi donduran bir soğukluk taşıyordu. Babam arabanın yanında bekliyordu. Siyah renkli, üzerinde hiçbir işaret bulunmayan bir araçtı bu. Motoru çalışmıyor, sadece sessizce duruyordu sanki canavar gibi uyuyordu.
"Erken geldin ," dedi babam, sesi hiç değişmemişti. Ne öfke ne de memnuniyet içeren bir tondu bu. Sadece bir gerçekti. "Hedefler sabahın erken saatlerinde dikkatsizdir. Bu avantajı kullanacağız. "

Araca bindim, deri koltuklar hala soğuktu. Kemerimi takarken ellerim titremiyordu, bu iyi bir işaretti. Babamın öğrettiği ilk şeylerden biri buydu: Titreme, korkunun değil, kontrolü kaybettiğinin göstergesidir. Ben ise kontrolü asla kaybetmeyecektim. Araba hareket ettiğinde, camdan dışarı baktım. Sokaklar henüz uyanmamıştı, sadece birkaç sokak lambası sönmek üzereydi.

Ruhların İziStories to obsess over. Discover now