Şakak Lalesi
Bir araba kazası...
Bir aileden geriye kalan yalnızca sessizlik...
Ve yıllar sonra ortaya çıkan korkunç bir sır.
Mihriban, ailesini bir araba kazasında kaybettiğinde hayatının tamamen değiştiğini düşünür. Yıllar boyunca ailesinin ölümün...
Şimdi kitabı kaldırıp tekrar yayınlamamın nedeni karışması son bölümü yazarken hazanla efnanın bir yıldır görüşmedi diyordum ama ilk bölümde beraberlerdi zaten karıştı ve ilerlemiyordu bende bu yüzden biraz değiştirdim bu hali daha iyi en azından bir konu var
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Bölüm Şarkıları Alec benjamin :ıf we have each other Elif Buse doğan:yangın yeri Pilli bebek :mavi sahne
🧡
Hayatımızda var olan umut ışığı ne zaman sönecekti? Eminim ki en çok güvendiğimiz insanlar tarafından, hiç beklemediğimiz bir anda söndürülürdü. Çünkü insanı yıkan, yabancıların attığı taşlar değil; "yanındayım" diyenlerin sessizce sırtını dönmesiydi. Bir yabancının ihaneti sadece üzerdi, ama sevdiğinin ihaneti insanın içindeki bütün mevsimleri kışa çevirirdi.
Ne garipti... Bir zamanlar uğruna her şeyi göze alabileceğin insanlar, gün gelir seni en derin uçurumun kenarında tek başına bırakırdı. O an anlardın ki bazı insanlar hayatına kalmak için değil, sana en ağır dersleri vermek için girmişti. Güven dediğin şey bir kez kırıldı mı, ne kadar toplarsan topla eski hâline dönmezdi. Çatlakları hep görünür kalırdı. Gülümsemeye devam ederdin belki ama içinde bir yerlerde eksik kalan o parçayı hep hissederdin.
İnsan en çok da "Bunu bana yapmaz." dediği kişiden yara alırmış. Çünkü beklenti ne kadar büyükse, hayal kırıklığı da o kadar derin olurmuş. Bir gün anlarsın ki verdiğin değerin karşılığını herkes vermez. Sen birinin yaralarını sararken, o belki de senin yaralarını derinleştiriyordur. Sen onun mutluluğu için kendinden vazgeçerken, o seni gözünü bile kırpmadan unutabiliyordur.
Sonra geceler uzamaya başlar. Herkes uyurken sen kendi içinde verdiğin savaşlarla baş başa kalırsın. "Neyi eksik yaptım?" diye defalarca sorarsın kendine. Oysa eksik olan sen değilmişsin; yanlış insanlara doğru kalbini emanet etmişsin. Bazen insanın en büyük hatası kötü biri olmak değil, herkesi kendisi gibi iyi sanmasıymış.
Bir süre sonra alışıyorsun. Canın yanmasına değil, kimsenin gerçekten kalmayacağı gerçeğine alışıyorsun. Kalabalıkların içinde bile yalnız hissetmeye, attığın her adımı tek başına atmaya alışıyorsun. Çünkü anlıyorsun ki bazı yollar yalnız yürünmek için varmış. En büyük savaşlar alkışlarla değil, sessizlik içinde kazanılırmış.
Ve bir gün aynaya baktığında eskisi gibi olmadığını fark ediyorsun. Gözlerin aynı gözler ama içindeki insan değişmiş. Daha az güvenen, daha çok susan, daha dikkatli seven biri olmuşsun. Eskiden herkese açtığın kapıları artık kolay kolay açmıyorsun. Çünkü her gelen misafir olmuyor; bazıları sadece içindeki umutları çalmaya geliyor.
Belki de umut hiçbir zaman tamamen sönmüyordu. Sadece yanlış insanların ellerinde titreyen küçük bir alev hâline geliyordu. Sonra bir gün, o alevi yeniden yakmayı öğreniyordun. Ama bu kez başkaları için değil, kendin için. Çünkü en sonunda anlıyorsun ki insanı hayatta ayakta tutan şey, başkalarının verdiği umut değil; defalarca yıkıldıktan sonra bile kendi küllerinden yeniden ayağa kalkabilme cesaretiymiş. Yine de bazı yaralar vardır ki asla tamamen iyileşmez. Sadece zamanla acısı diner. İzleri ise hep hatırlatır.