sim
Stüdyodan çıkmış koşar adımlarla arabama doğru yürüyordum. Mart ayının sonlarına gelmiştik ancak hava yine ve yine kapalıydı. Şiddetli bir yağış vardı bu akşam Seul'de.
Nihayet arabaya ulaştığımda zaten elimde olan anahtarın tuşuna bastım ve kapılar açılır açılmaz içine attım kendimi. Sadece birkaç dakika yakalanmıştım yağmura ancak yinede sırılsıklam olmaktan kaçınamamıştım. Eve geçince kesinlikle sıcak bir duş almalıyım.
Arabayı çalıştırdım ve eve doğru sürmeye başladım. Stüdyo ile arasında yarım saatlik bir mesafe vardı o yüzden radyoyu açtım. Araba sürerken arkadan çalan hafif bir melodi günün yorgunluğunu üstümden atmamı sağlıyordu. En azından eve gelene kadar...
Yaklaşık on dakika boyunca her şey çok normaldi. Yol akşam saatleri olmasına rağmen sakindi. Öyle olması gerekiyordu çünkü anayoldan gitmemiş her zamanki gibi kestirme yola sapmıştım. O kadar saat çalışıp birde üstüne akşam trafiği çekemezdim.
Her şey normaldi ancak bir şeyler ters gitmeye başladı. Arkadan çalan hafif müzik ve yağan yağmurun cama vurup çıkardığı sesle huzur içinde yoluma devam ediyorken frekans değişti ve onun puslu sesi kulaklarıma doldu.
"...şunu herkes bilmelidir ki; toplumsal huzuru tehdit eden her türlü asılsız iddia, devletimizin sarsılmaz iradesine çarpmaya mahkumdur. Son günlerde yayılan bu 'güvenlik açığı' dedikoduları, sadece korku iklimi yaratmak isteyenlerin ürünüdür."
Cumhurbaşkanlığı basın sözcüsü Park Sunghoon'un. 3 yıldır evli olduğum ve aynı evde yaşadığım biricik eşimin.
Böyle söylüyorum çünkü ne evliliğimiz ne de birbirimize olan aşkımız gerçek. Her şey sahte. Anlaşmalı, planlanmış bir mantık evliliği. Düğün günü kaçmasaydı eğer evleneceği kişi ben değil ablam olacaktı yani planlanmış bir evliliğin beklenmedik tek sonucuydum ben.
Benim onunla evlenmem mantık evliliği bile değildi, bir zorunluluktu. En azından benim açımdan durum böyleydi. Gerçi her gün ettiğimiz kavgalardan ya da günlerce konuşmamamızdan dolayı -benim için değişen bir şey yoktu- onunda pek memnun olduğu söylenemezdi. Buna zorlanmıştık.
Sesini duyduğum an sinirlerim bozuldu ve bir an sadece bir an gözlerim radyoda takılı kaldı. Ardındansa gözlerimi kör eden bir ışık arabama doğru hücum etti. Beyaz bir tır... Üzerime doğru geliyordu ve ben olduğum yerde hareketsiz kala kalmıştım.
Tırın sahibi direksiyonu kırıp hızla yanımdan geçtiğinde hâlâ şokun etkisindeydim. Az önce ölecek olma ihtimalim beynimin içinde dolaşırken arabamın hareket etmediğini ancak fark edebilmiştim. Frene basmadığıma emindim öyle ki tır üzerime gelirken direksiyonu sağa bile kırmamıştım. İyi de o zaman bu araç nasıl durmuştu.
Ben bunu düşünürken gözlerim hâlâ yağmur yağdığı için ıslak olan camdan dışarıya kaymıştı. Bir adam... Simsiyah giyinimli iri yarı bir adam birkaç metre ötede bana bakıyordu. İlk başta yanlış gördüğümü sandım ancak adam arabaya doğru yürümeye başladığında korkuyla arabayı çalıştırmaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü araç çalışmıyordu. Sanki bir şey onu kontrol ediyormuş gibi.
Bu durum içimdeki korkunun artmasına sebep olmuş en azından arabadan inip koşarsam bir ihtimal kaçabilirim diye düşünüp kapı kulpuna uzanmıştım. Tam çevireceğim sırada araba üzerime kilitlenmişti, ne kadar zorlasamda olmuyordu.
Bunu o yapıyordu, artık emindim. Kaçacak yerim kalmamıştı, işe yarayacak herhangi bir şey arıyordum ama hiçbir şey yoktu. Bu sırada adam gelmişti bile. Önce camdan yüzüme bakmış ve yüzündeki siyah maskeyi indirip gülümsemişti ardından arka kapının kilidini açıp oraya geçti. Ve arabayı tekrar kilitleyip cebinden bir bıçak çıkardı. Bana yaklaşıp bıçağı boynuma dayadı.
YOU ARE READING
the caller | jakehoon
Fanfictionsahte bir evlilik, gerçek bir tehdit ve geri dönüşü olmayan bir arama. bazı sesler asla unutulmaz. sim jaeyun × park sunghoon texting, story³⁰⁰³²⁶ ©simjizou
