10 Şubat 2026 – İstanbul
Sabahın puslu ışıkları odaya sızarken, Fadime sıçrayarak uyandı. Gözü komodindeki saate takıldığında kalbi hızla çarpmaya başladı: 10:50. "Hayır, hayır! Bugün olmaz!" diye mırıldandı panikle. Bugün sıradan bir gün değildi; kariyerinin en önemli davalarından biri kapıdaydı ve geç kalmak gibi bir lüksü yoktu. Bu davayı sadece kazanması değil, adeta devleşmesi gerekiyordu. Hızla hazırlandı, cübbesini çantasına tıkıştırdı ve evden nasıl çıktığını anlamadan kendini İstanbul trafiğinin içinde buldu.
Adliyenin önüne geldiğinde nefes nefeseydi. Arabadan indiği gibi duruşma salonuna doğru koşturmaya başladı. Garip olan şuydu ki; savunacağı müvekkilini bugüne kadar kanlı canlı hiç görmemiş, tüm süreci onun sağ kolu Gökhan ile yürütmüştü. Koridorun başına geldiğinde derin bir nefes aldı. Saatine baktı; duruşmaya sadece 20 dakika kalmıştı.
Aynı Saatlerde...
İso, sabahın mahmurluğunu üzerinden atamamış bir halde saat 11:10 sularında uyandı. Kahvaltı yapacak vakti yoktu, zaten iştahı da yerinde değildi. Hızlıca hazırlanıp evden çıktı. Adliye koridorlarında kendinden emin adımlarla ilerlerken, duruşma salonunun önüne geldiğinde bir an duraksadı.
Karşısında öyle bir güzellik duruyordu ki, dünya bir anlığına sessize alınmış gibiydi. İso, içinden gelen o sese engel olamadı: "Allah’ım, bu ne güzellik?" Bir anlık şaşkınlığını gizlemeye çalışarak boğazını temizledi ve duruşunu bozmadan kıza doğru ilerlemeye devam etti.
Fadime, kendisine doğru gelen bu karizmatik adamı gördüğünde kalbinin teklediğini hissetti. Şık giyimi ve sert hatlarıyla adeta koridoru domine ediyordu. Fadime, bakışlarını kaçırmaya çalışarak içinden sessiz bir dua fısıldadı:
"Lütfen... Lütfen bu gelen şahıs benim müvekkilim olsun."
Bugüne kadar sadece Gökhan ile muhatap olmuştu ama karşısındaki adamın duruşundan, onun beklediği kişi olduğunu hemen anladı. Kalbi bir an için garip bir ritim tuttu.
O sırada İso, koridorun diğer ucundan gelen bu kadını fark ettiğinde adeta nefesi kesildi. Beklediği avukatın bu kadar büyüleyici olacağını tahmin etmemişti.
Fadime yanına vardığında, İso elini uzattı:
"Fadime Hanım? Ben İso. Gökhan'ın bahsettiği o 'zorlu' müvekkil benim sanırım."
Fadime, adamın sesindeki tok tondan etkilenmişti ama profesyonelliğini bozmadı. Elini sıktı:
"Tanıştığımıza memnun oldum İso Bey. Merak etmeyin, bugün o salondan başımız dik çıkacağız."
...
Duruşma salonunda tam bir fırtına koptu. Fadime, her bir kanıtı bir satranç ustası gibi yerleştirmiş, karşı tarafın tüm tezlerini tek tek çürütmüştü. Hakim çekicini masaya vurduğunda salonu o beklenen ses doldurdu: "Davanın reddine, müvekkilin beraatine..."
Dışarı çıktıklarında ikisinin de üzerinde büyük bir rahatlama vardı. Adliye merdivenlerinden inerken İso, Fadime’ye dönüp samimi bir şekilde gülümsedi.
"Harikaydınız. Kelimenin tam anlamıyla büyüleyici bir savunmaydı," dedi İso. Sonra biraz duraksadı, sanki kelimelerini seçmeye çalışıyordu. "Biliyorsunuz, sabah ikimiz de çok aceleyle çıktık. Ben kahvaltı yapmaya fırsat bulamadım, muhtemelen siz de öyle. Bu zaferi güzel bir Boğaz kahvaltısıyla kutlamaya ne dersiniz? Hem biraz daha sakin bir ortamda tanışmış oluruz."
Fadime normalde iş ve özel hayatını karıştırmazdı ama İso'nun bu teklifindeki içtenlik ve davanın getirdiği o tatlı yorgunluk fikrini değiştirdi.
Gülümseyerek çantasını düzeltti: "Aslında harika bir fikir. Çok acıktığımı şimdi fark ediyorum. Teklifinizi kabul ediyorum."
İso’nun gözleri parladı. "O zaman arabam hemen şurada. İstanbul'un en güzel manzarasına doğru gidiyoruz."
Umarım beğenirsiniz
1. Bölüm bukardı yorumlarınızı merak ediyorum 💘✒️
