- - -
"En çok da yağmur yağdığında seviyorum bu şehri. Herkesin yüzü ıslak, başı öne eğik, sanki herkes suçunu kabullenmiş gibi..." demiş Victor Hugo. Ne zaman yağmur yağsa bu söz gelir aklıma.
Cama çarpan su damlalarına cam arkasından kolumu soğuk mermere koymuş, kafamı da koluma yaslayarak mayhoş mayhoş bakıyordum. Sabahın altısında neden bunu yaptığım hakkında hiç bir fikrim yoktu. Uykum yoktu, soğuk zemin ise ferah ve rahatlatıcı gelmişti. Parmaklarımla cama dokunurken sitenin girişinde duran üç araba dikkatimi çekti. Odamın camı girişi rahatça görebiliyordu. İçeri girmemiş, üç araba da peş peşe sıralanarak araba girişini dahi kapatmıştı ama girişi kapatacak şekilde park etmek yasaktı. Güvenliğin, yani Mehmet abinin orada olup olmadığını görmek için kafamı kaldırıp vücudumu dikleştirdim. Oradaydı ve pek sorun varmış gibi durmuyordu. İlginçti çünkü normalde siteye yakın olan markete gitmek için kapıya birkaç dakikalığına park eden insanları bile hayattan soğuturdu. Birçok kez şahit olmuşluğum vardır.
Kapımın aniden hızla açılması ile kafamı çevirip kapı yönüne doğru baktım. Atlas'tı. Her zamanki gibi bir-iki saat fazladan ders çalışmak için erken kalkmıştı büyük ihtimalle. Hayatımda gördüğüm en zeki çocuktu herhalde. Ortaokulda tanışmıştık. İnsanlarla konuşmayı fazla sevmez, içine kapanık ve çekingendi. Ablam yurt dışında yaşamaya başladığından 2 yıldır artık beraber yaşıyorduk. Benim fırlama kişiliğimi bastıran sessiz sakin bir kişiliği vardı. Biraz da duygusal. Aslında fazla duygusal.
"Akşam çöpü çıkarmadın mı?" Bingo! Yaklaşık 10-20 dakika anne misali azarlayacağını bildiğim için direk ayağa kalktım.
"Hemen hallediyorum hemen!" Diyerek yanından büyük bir hızla geçtim. Oda söylenmeye başladı tabi.
"Sana akşam uyumadan çıkar dedim ya."
Evet öyle dedi. Ama ben uyumamıştım ki.
"Evet uyumadan önce at dedin, bende şu ana kadar uyumadığım için atmadım işte. Nesi yanlış bunun be?" Çöp kutusunun kapağının açılması için ayağımı önündeki basamağa bastırdım. Poşeti kenarlarından tutarak kıvırıp çıkardım kutudan.
"Ahen!" Tam mutfaktan çıkmış, kapıya yöneliyordum ki 'bana bak yoksa kafanı kırarım' tonlamasında adımı duyunca durdum. Arkamı dönüp ona baktım.
"Ne var ya? Unutmuşum." kafamı yana eğerek sinirlimi değilmi diye kontrol etmeye çalışıyordum.
"Ne zaman sorumlu birisi olacaksın acaba." Diyerek salona ilerlediğini görünce rahatladım. Oh be.
"Bi ara öğrenirim." Dalga geçerek ayakkabılarımı giydim ve kapıyı açtım. Dışarı çıkarken kapı kolunu tutup kendime doğru çekerek kapattım. Koridorda yangın merdivenine doğru adım adım ilerlerken merdivenlerden çıkan üç adama değdi gözlerim. Biri önde ikisi arkasından geliyordu. İkisi takım elbiseli öndeki ise sadece siyah gömlek giymiş tıpkı filmlerdeki mafya adamlara benziyordu. Ya öyleyse, arkadakiler de korumalarıdır herhalde!
Saçma sapan düşüncelerimi bir kenara atarak sanki hiç düşünmemişçesine banane ya diyip iki adım sonra karşısında durduğum yangın merdiveninin kapısını ittirerek açtım. Bırakıp çöpe doğru ilerlerken arkamda kapanan kapı sesi kulaklarımı doldurdu. Çöpün kapağını elimle kaldırıp diğer elimdeki çöp poşetini içine atarak bıraktım. Ellerimi aşağı yukarı birbirine ters bir biçimde vurarak temizledim varsayıp arkamı dönerek tekrar kapıya doğru ilerledim. Kendime doğru çekip açtıktan sonra çıkıp kapanması için bıraktım. Kafamı kaldırıp yürüyecekken az önceki adamların tam olarak karşı komşumuz Harun abinin evine girdiklerini gördüm. Karşı komşu desem de babadan öteydi benim için. Ama pek normal bir giriş değildi.
YOU ARE READING
Lavinia || bxb
Action"Nakavt!" Dedi gülümseyerek. "Ne nakavtı?" Kendisine anlam veremeyerek bakan gözlerle buluştu gözleri. "Kalbin, bana yenildi!"
