1. Bölüm: Yeni Rol

2 0 0
                                        

AAAH!”
Aniden yatakta doğruldum. Nefesim kesilmişti. Kalbim göğsüme deli gibi vuruyordu.
Çığlığımın yankısı hâlâ odada dolaşıyordu ki kapı sertçe açıldı. Bir anda birkaç hizmetçi içeri koştu.
“Prensesim!”
“Bir şey mi oldu?!”
“İyi misiniz?!”
Hepsi telaşla yatağın etrafına yaklaşmıştı. Donmuş gibi onlara baktım. Hizmetçiler de bana bakıyordu.
Odanın içinde birkaç saniyelik garip bir sessizlik oluştu.
Sonunda kaşlarımı çattım.
“…Siz kimsiniz?”
Kendi sesimi duyduğum anda yüzümdeki ifade değişti.
Sesim…
fazla inceydi.
Kaşlarım daha da çatıldı. Bir elim refleksle boğazıma gitti.
“Benim sesim… neden böyle?”
Hizmetçiler şaşkınlıkla birbirlerine baktı.
İsteksizce nefesimi tuttum.
Sonra ellerime baktım.
Küçük.
Çok küçük.
Parmaklarım ince ve narindi.
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Hızla yataktan indim. Ayaklarım yere değdiğinde dengemi neredeyse kaybediyordum.
Bu neydi böyle?
Etrafıma baktım.
Burası benim odam değildi.
Yüksek bir tavan.
Altın işlemeler.
Ağır kadife perdeler.
Duvarlarda tuhaf semboller.
Yavaşça başımı kaldırdım.
Odanın köşesinde büyük bir ayna vardı.
Aynaya doğru yürüdüm.
Bir adım.
Bir adım daha.
Sonunda aynanın karşısına geldim.
Ve nefesim kesildi.
Aynada bana bakan kişi…
dokuz, on yaşlarında küçük bir kızdı.
Uzun saçlı, ince yüzlü bir çocuk.
Birkaç saniye aynaya baktım.
Sonra arkamdaki hizmetçilere döndüm.
“Az önce… bana ne dediniz?”
Hizmetçiler hemen başlarını eğdi. “Prensesim.”
O kelime odada yankılandı.
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra gözlerimi tekrar aynaya çevirdim.
Küçük bir beden.
İnce bir ses.
Kraliyet odası.
Ve hizmetçiler.
Birkaç saniye sonra dudaklarımın kenarında yavaş bir gülümseme oluştu.
“…Anlıyorum.”
Hizmetçiler hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Ama zihnim çoktan çalışmaya başlamıştı.
Okuduğum yüzlerce romanı hatırladım.
Başka bir dünyaya gitmek.
Yeni bir hayat.
Yeni bir kimlik.
Başımı hafifçe yana eğdim.
“İlginç.”
Sonra aynadaki küçük kıza baktım.
“Küçük çocuk ha…”
Ama yüzümdeki ifade korku değildi.
Tam tersine.
Kurnaz bir gülümseme belirdi.
“Sanırım… eğlenceli olacak.”
“...Ama gerçek mi değil mi tam anlayalım.”
Kapının orada bekleyenler endişeyle bana bakarken hızla elimi ısırdım.
Hepsinin gözleri şokla açıldı ve hızla yanıma geldiler.
“Aman prensesim ne yapıyorsunuz!”
“Prensesim, nolur bırakın!”
“Prensesim, böyle davranışlar hiç yakışmıyor size, yapmayın!”
İnatla elimi bırakmazken ince, tatlı bir ses kulağıma geldi. “Ablaa…”
Şaşkınlıkla ısırdığım elimle kapıya döndüm.
Kapının yanında altı yedi yaşlarında bir erkek çocuğu duruyordu.
“Ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Ben aynı şekilde dururken tekrar konuştu.
“Abla, ne yapıyorsun?”
Bu sefer sanki ağlamaya başlayacakmış gibi yüzü şekle girince hemen elimi bıraktım ve arkama sakladım. “Bir şey yok, bir şey yapmıyorum.”
Tatlı olduğunu düşündüğüm bir gülümsemeyle söyledim.
“Dışarı çıkalım mı?” diye sordum.
Çocuk hemen heyecanlandı.
“Eveeeett!”
Sonra bir anda durdu.
“Ama kahvaltı için annem ve babam bizi bekliyor.”
Gülümsememi yüzümden düşürmeden cevap verdim.
“Tamam, gidelim.”
Çocuğun yani kardeşimin elini tam tutmuşken hizmetçilerden biri konuştu.
“Prensesim, hazırlanmadınız daha.”
Kardeşime hafifçe eğildim.
“Aaa doğru. Sen istersen git, ben hazırlanıp geliyorum.”
Hizmetçiler beni hazırlarken isimlerini sormak isterdim ama bu biraz garip karşılanırdı. O yüzden akışına bıraktım. Hazırlanıp odadan çıktığım andan itibaren o kadar heyecanlıydım ki…
Saray mı denir, şato mu denir bilmiyorum ama müthiş bir yapıdaydım.
En sonunda bir kapının önünde durduk.
Kapının önündeki nöbetçi kapıyı tıklattı ve kapıyı açtı.
Omuzlarımı dikleştirip içeri girdim.
İçeride kral ve kraliçe — yani annem ve babam — ve küçük prens vardı. Yani o odaya gelen çocuk.
Fark ettiğim kadarıyla yüzüm annemi andırıyordu. Ama yine de daha çok babama benziyordum.
Siyah saç.
Siyah göz.
Beyaz ten.
Hafif çekik gözler.
Yay gibi kaşlar.
Biraz sert bir yüzü vardı ama benim yüzüm hem kız hem de küçük olduğumdan daha yumuşak ve zarifti.
Küçük kardeşim olacak çocuk ise resmen annemdi.
Koyu sarı saçlar, bal rengi gözler, beyaz ten.
Onun gözünde de hafif bir çekiklik vardı ama benimki biraz daha fazlaydı.
Kendi dünyamdaki Asyalılar gibi değildim elbette.
Ben yerime oturmayınca kraliçe gülümseyerek konuştu.
“Valeriane, gelsene. Neyi bekliyorsun?”
Gerçekten çok mutlu görünüyordu.
Kral da bana gülümseyerek bakıyordu.
Kardeşim ise hem bana bakıyor hem de ağzındakini çiğniyordu.
Tebessüm ettim ve kraliçenin yanına oturdum.
Orta büyüklükte bir masadaydık ve küçük prens zaten kralın yanında oturduğu için benim payıma da kraliçenin yanı düştü.
Kral konuştu.“Neden bu kadar geç geldin? Bir şey yok değil mi?”
Başımı iki yana salladım.
O da başını “anladım” anlamında salladı.“Yemeğini ye hadi bakalım.”
Önümdeki tabağa yemek koydu. Küçük prens nihayet ağzındakini bitirip konuşmaya başladı.“Abla, bugün derslerinden sonra top oynamaya gidelim mi?”
Çocuğun sorusuyla donup kaldım. Daha ilk günden ne dersi ya? Hatta dersleri mi? Ne diyorsun çocuğum!
Benim yerime kraliçe cevap verdi. Benim pek konuşasım olmadığını fark etmişti. “Ablan derslerden sonra duruma göre gelir, Aerin.” Demek küçük prensin ismi Aerin.
Kahvaltının devamı genellikle kraliçe ve kralın sohbetiyle geçti. Küçük prens de arada cazgırlık yapıyordu. Ben ise bazen kısa cevaplarla katıldım. Kahvaltı bittikten sonra kraliçe giderken beni de çağırdı. Çalışma odasıyla kütüphane karışımı gibi bir yere geldik.
Karşılıklı oturduk. Kraliçe konuştu. “Söyle bakalım.”
“...Neyi?” dedim.
Kraliçe kaşlarını kaldırdı. “Bugün moralin bozuk gibi.” Anlamamış gibi yaptım “Hayır, hayır değil.” Kraliçe bana doğru hafifçe eğildi. İnanmıyormuş gibi konuştu.
“Gözlerin çok düz bakıyor. Sert bakışların var. Kahvaltıdaki gülümsemelerin kısacıktı ve pek içten değildi. Fark etmediğimi mi sanıyorsun kızım?” Bu kadının bu kadar dikkat edeceğini düşünmemiştim.
Genellikle krallar ve kraliçeler çocuklarla bu kadar uğraşmazdı. Şu an bir yabancı olarak ilk başta biraz uzak kalıp gözlemek istemiştim.
Neticede pot kırmak istemezdim.
Bakışlarımı yumuşattım. Ben de biraz öne eğildim. Kaşlarımı hafifçe hareket ettirdim ve hafif bir gülümsemeyle söyledim: “Şey… biraz başım ağrıyor." Kraliçe endişeyle “Ahh benim güzel kızım. Neden önce söylemedin?” diyerek Ayağa kalktı, arkama geçti ve beni koltuğa yasladı. Şakaklarıma hafifçe masaj yapmaya başladı.
“Bundan sonra böyle bir şey olduğunda hemen bize söyle. Şimdi biraz masaj yapayım, sonra doktoru çağırırız olur mu?”
Ben ise olayın şokuyla ne düşüneceğimi bilemedim.
Gerçekten başım ağrıyordu. Ama onu geçtim… Bu kadının böyle ilgilenmesi beni korkutuyordu.
Kraliçenin elleri şakaklarımda yavaşça hareket ediyordu. “Biraz daha iyi hissettin mi?” diye sordu.
Başımı hafifçe salladım. “Evet… biraz.” Ama aslında kafamın içi karmakarışıktı.
Yeni bir dünya.
Yeni bir hayat.
Yeni bir aile.
Ve ben bu insanların kızları değildim.
Kraliçe birkaç saniye daha bekledi, sonra saçımı okşadı. “Biraz dinlen. Dersleri bugün hafif tutarız.”
Ayağa kalktı. Kapıya doğru yürüdü. Tam çıkarken durdu.
Bana tekrar baktı. “Valeriane…”
“Evet?”
Kraliçe birkaç saniye düşündü. Sonra hafifçe gülümsedi.
“Bugün biraz… farklı görünüyorsun.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Ama yüzümdeki gülümsemeyi bozmadım. “Gerçekten mi?”
Kraliçe başını hafifçe salladı.
“Evet.”
Sonra kapıyı açtı.
“Dinlen biraz.”
Kapı kapandı.
Oda sessizleşti.
Bir süre koltukta öylece oturdum.
Sonra yavaşça ayağa kalktım.
Pencereye doğru yürüdüm.
Saray bahçesi aşağıda uzanıyordu.
Bir sürü insan.
Bir sürü hayat.
Ve hepsi…
beni prenses sanıyordu.
Dudaklarımın kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
“Sanırım…”
Başımı hafifçe yana eğdim.
“Sanırım… Bu rolü kusursuz oynamam gerekecek.”

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Mar 12 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Prenses ve SeçimleriStories to obsess over. Discover now