4) Ölümün Soğuk Kolları

20 14 30
                                        

Bu bölümün çoğu geçmiş olaylardan oluşmaktadır.

"Seni gördüğüm anda... buz kesti kalbim aniden..."

Lionna Anders

Rahlembor Krallığı

Kafamda çuval,
bileklerimde kalın halat vardı...
Sıkı değildi ama rahatsız ediciydi...
Beni bir yere götürüyordular
ama nere bilmiyordum...

Belki cennete veya cehenneme
Bana yardım etmeniz lazım...
Bu cehennemden kurtulabilmem için...

Bacaklarım hala uyuşuktu...
Canın cehenneme gitsin Nord Vilsinki!
Senin yüzünden hayatım cehenneme kayıyor şuan!
Seni öyle bir öldüreceğim ki...
Görenlerin ağzı açık kalacak!

Ne etrafımı görebiliyordum...
Nede duyabiliyordum...
Fakat!
Değişik koku vardı...
Hassiktir! Hayvan gübresi kokuyordu!
"Lan kafama bok çuvalı mı geçirdiniz? İğrenç kokuyor!"

Birisi sonunda konuştu "Lan gergedan, kızın kafasına hangi çuvalı koydun?"
"Bilmiyorum bir tane atların orada torba vardı onu alıp koymuştum"
"Gerizekalı! Saçım kokacak!" Diye bağırmıştım saçım benden bile değerliydi beni bir odaya fırlatmaları ile yere sertçe kapaklanmam bir olmuştu sağ yan tarafıma düştüğüm için canım fazlasıyla yanıyordu... Dikkatlice ayağa kalkıp odayı gezmeye başladım.

Yatağın üzerinde bir not vardı... "Saat 20.00'e kadar vaktin var. İstediğini yapabilirsin." Notu okudukça sinirleniyordum. Ayaklarım istemsizce banyoya doğru gidiyordu... Saate baktığımda 17.52 geçiyordu vaktim vardı... hemen kendimi duşa attım.

***

Duvarda ki tabloya uzun uzun baktı Nord Vilsinki. Annesi Victoria Vilsinki'nin fotoğrafı vardı tabloda... Sapsarı saçlı, Yemyeşil gözlü bir kadındı... Elindeki elma ile kameraya gülümsüyordu... Bazen inanamıyordu... Annesi neredeydi? Bilmiyordu...

Ama! Victoria'nın yanında ona benzeyen bir kız çocuğu vardı... O kimdi?

Nord asla birine benzemiyordu, Ne annesine ne de babasına benziyordu... Şu zamana kadar kimsesiz olan Nord, sevgisiz ve bakımsız büyümüştü... On üç yaşıda müslüman olmuş ve bu yüzden yirmi yaşına kadar çeşitli işkence görmüştü... Şu an yirmi beş yaşında olsa da vücunda hala beş yıl önce ki yaralar duruyordu, bazen sızlıyordu ama umrunda değildi...

"Ba-bam!" Nord duyduğu ses ile arkasına dönüp ona minik adımlarla yaklaşan Maria bebeğe baktı.


Saraya getirildiğinde sızlana sızlana ağlıyordu küçük Maria... Arada anne, anne diyordu. Nordas Maria için ölüm emrini vermişti ama Nord karşı çıkıp Maria'yı kendine almıştı... Maria'nın simsiyah saçlarını sevdi hep, onun kara gözlerini öptü hep, onu tehlikelerden korudu hep, ona kendi göz bebeği gibi baktı..

"Babam!" diye karşılık verip Maria'nın seviyesine eğildi nord. Ellerini pelerinden çıkarıp yeni yeni yürüyen bebeğe sımsıkı sarılıp yanağında koskocaman öpücük kondurdu Nord... Nord buydu işte, sert görünen ama kalbi yumuşacıktı...

***

Muhafızlar beni kapıya getirip tıklattılar kapıyı. "Gel!" Hiç düşünmedim, İçeri attım kendimi. Sırtı dönüktü bana. "Hoş geldin Anders." Öfke ile soludum "Ailem nerede?"
Omzunu silkti ama sessiz kaldı. "Sana bir kez daha soruyorum, ailem nerede?" İşkence yavaşlığıyla bana doğru döndü. Kumral saçları ve kehribar gözlerine sahipti... Yüzünde öfke, hatta hiç bir duygu yoktu "Nerde olsun isterdin?"
"EBEMDE!" Sinirden ona patladığımda bana saldıracağını düşündüm ama o sadece kahkaha atmıştı

RAHLEMBOR; KimsesizlerWhere stories live. Discover now