Göğüs kafesi,
Boşluğum.
Parmaklıklarını kalkanım sandım, yanıldım.
Buradasın sandım, zincirlerimi kırdım.
Silüetini gölgem sandım, sarıldım.
Zarar?
Hayır, ziyandın.
Kan ve ter, bizim için, tenim için.
Kör olsan kaç yazar?
Senin için sadece siyah vardı.
Zarar?
Hayır, ziyandın
Neden diye sorma, cevap yok sana.
Kızma konuşamıyorum diye, dilim yok ki kemiği olsun.
Namluyu kafama dayadığımda değil, bıraktığımda burada olacaksan git.
Deliden değil, akıllıdan kaçarlar.
Delirdim.
DÜMENİN KIYISINDA
Nedensiz uyanılan bazı sabahlar, yarını sorgulatmaz insana.
O günlerden birine uyandım.
Saat yediydi, gitmem gereken bir iş vardı. Okulu dondurmuş, bir süre hem kendime maddi kaynak sağlamak istemiştim hem de kendime iyi gelip, kafamı dağıtacak bir şeylere ihtiyacım olduğundan çalışmaya karar vermiştim. Yataktan kalktığımda yüzümü yıkamak için banyoya gittim, soğuk su iyi gelmişti.
Kıyafetlerimi giyinmek için dolaba ilerledim. Kahvaltıyı kafede edecektim bu sebeple fazladan vaktim vardı. Dolaptan siyah bir bluz ve siyah pantolonu alıp üzerime geçirdim. Daha sonra aşağı indim ve kabanımı da geçirip telefonu çantamın içine atınca topuklu botlarımı giyinip çıktım.
Hava güneşliydi fakat fazlasıyla esiyordu. Telefonumu çıkardım ve saate baktım. Sekiz'e geliyordu. Kafe eve çok yakındı ama ben bilerek daha da erken kalkar açılışı yapardım. sanırım fazla uyku bana yaramıyordu. Kafeye vardığımda kilidi anahtar deliğine sokmadan ittirdiğimde açılması beni şaşırtmıştı çünkü açılış bendeydi. İçeri adımımı attığımda kasa'nın arkasından kahve makinasının sesi geliyordu. "Sargın sen misin, kızım niye geldin ?"
Kapıyı örterken kasaya doğru Dila'nın yanına yaklaştım. "kızım asıl sen niye geldin, bugün sabahçı benim." bana saşkınlıkla baktı, "bugün günlerden ne?" hafif güler gibi olduğumda " Perşembe Dila." Dedim. Alnına vurup "tabii ya." Deyince o da bugün gelmemesi gerektiğinin farkına varmıştı.
Kasa'nın arkasındaki sandalyeye geçip oturdum. "Bence ben kafayı yedim." Güldüğümde onu izlemeye başladım mesaim saat dokuz da başlıyordu ve saat telefondan baktığımda sekiz buçuktu. Uykum olsa da erken uyanmaya alışmıştım, bu yüzden aptal ruh gibi dolanıyordum ortalıkta. Mesai saatim gelene kadar Dila'yı izlemeye başladım. Kendine kahve çekiyordu. "Madem o kadar gelmişim ilk müşterin olayım bari." Gülümsedim. "okul nasıl gidiyor." Dila'yla bir aydır, işe girdiğimden beri samimiyet inşa etmiştik.
Çok fazla yakın sayılmasak da yine de belli seviyede bir arkadaşlığımız vardı. "Fena değil, bu dönem kaldığım birkaç ders var. Onlara biraz kafamı taktım ama hallederim." Dila radyo televizyon okuyordu, aynı üniversitedeydik. "Senin peki, ne zaman kaydını aktifleştireceksin?" çenemin boyunda olan saçlarımla oynamaya başladım. Dila'nın kahveyi bardağa döküşünü izledim bir taraftan. "fikrim yok."
Yoktu çünkü ne yapmak istediğimi bile bilmiyordum. Bölümümü severek okuyordum, edebiyatı, yazmayı her zaman çok sevmişimdir ama bu sıralar her şeyden uzaklaşıyordum, ihtiyacım vardı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KABUK
ActionHepimizin geçmişe dönüp bakınca soluğunu ilk günkü gibi yeniden kesen bir yarası vardı. Yirmi bir yaşındaki edebiyat öğrencisi Sargın, yaralarına bakmaya korkarken, yeniden açılacak yaralardan habersiz kendini bir sır perdesinin ortasında bulur. Bab...
