-giriş-

3 0 2
                                        

Ehliyetimi aldıktan sonra pek kullanma fırsatım olmamıştı. Zaten alalı daha iki yıl bile olmamıştı. Sadece babam uzun yolculuklarda yorulduğunda ya da bağa giderken girişte direksiyonu bana verirdi.
Biraz ani bir giriş oldu ama uzatmayayım.
Adım İdil . Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim bölümünde okuyorum. Gelecek planım resim öğretmeni olmak. Kalan zamanlarımda da resim yapıp bir kenara koymak… Çünkü eserler genelde sahipleri öldükten sonra değerlenir.
Resim öğretmeni olmak bana hep çok güzel gelmiştir. Resim öğretmenlerimin hepsinin aurası yüksekti. Zaten öyle olmaz mıydı?
Her zamanki gibi konuşurken konudan uzaklaştım. Asıl mesele şuydu:
Kendi arabamla, kendi fakülteme gidiyordum. Özgürce. Yanımda Melisa vardı.
Çok harika bir histi.
Arabaya biner binmez telefonumu bağlayıp müziği açtım. Sesi biraz fazla açmış olabilirdim. Umarım dışarıdan duyulmuyordu çünkü Şebnem Ferah’tan Bırak Kadının Olayım’ı bağıra çağıra söylüyorduk.
Ece hayat dolu, cıvıl cıvıl bir kızdı.
Her şeyi kontrol etmiş, rahat bir şekilde fakülteye dönüyordum ki arkadan gelen sert bir sarsıntıyla duraksadım.
Allah kahretsin.
El frenini çektim. “Daha ilk günümdü ya,” diye söylenerek indim.
Arkamdaki siyah Range Rover, aldırana kadar neler çektiğim Mini Cooper’ıma çarpmıştı.
O da yeni inmişti. Sadece yüzüme aval aval bakıyordu.
Ani duygu değişimlerine engel olamadım. Sanki kafamdan aşağı sıcak su dökülmüş gibi oldum.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun ya? Sinyal verilmeden pat diye çıkılır mı—”
Cümlem yavaşladı.
Çünkü yüz yüze gelmiştik.
Asıl mesele bu değildi. Asıl mesele, onu bir yerden tanıyor oluşumdu. Ve tanıdığım birini dışarıda görmek, en sevmediğim şeylerden biriydi.
“Sen…” diye mırıldandım.
O da beni tanımaya çalışır gibi dikkatlice baktı.
Oha.
Çüş ama.
Şanssızlığın böylesi.
Karşımda duran adam, yaklaşık üç–dört yıl önce katıldığım gitar yarışmasındandı. Yarışmaya kendimi adamıştım. Ama ikinci olmuştum.
Düşüncelerim onun sesiyle bölündü.
“Sen o’sun,” dedi.
Bir anda çıkıştım. Hatırlanmak istemiyordum. Her zamanki gibi rezillik.
“Kimsem kimim kardeşim? Sen önüne baksana. Dönüşlü yer burası.”
Tam o sırada Ece arabanın üzerinden seslendi:
“Bir sorun mu var?”
Adam nihayet konuşmaya zahmet etti.
“Tamam.”
Sesi sakindi.
“Haklısın. Ben hatalıyım.”
Sinirim dinmek bilmiyordu.
“Onu biliyoruz.”
Bıkkın bir bakış attı.
“Numaramı vereyim. IBAN atarsın.”
Sol farım neredeyse içeri göçmüştü. Hayır demedim. Numarayı aldıktan sonra arkamı dönüp arabaya yöneldim.
Tam o anda, kısık olmayan bir sesle mırıldandı:
“Son gördüğümde bu kadar sinirli değildin.”
Arabaya bindikten sonra cümle dank etti.
Son görme?
Gün boyu ne demek istediğini anlamaya çalıştım. Ama nasılsa bir daha görmeyecektim.
Boşvermeliydim.

istemedenDonde viven las historias. Descúbrelo ahora