1

351 29 4
                                        







Beş uzun yıl... Felix için her saniyesi, abisinin en yakın arkadaşına duyduğu o yasaklı ve ağır aşkı saklamakla geçmişti. Kalbi artık bu sırrı taşıyamayacak kadar yorgun, zihni ise kurguladığı senaryolardan bıkmıştı. Bir gün, içindeki o barajın kapakları daha fazla dayanamadı ve Felix, tüm cesaretini avuçlarına alıp duygularını Hyunjin'e açmaya karar verdi.

Kelimeler dudaklarından dökülürken Felix'in elleri zapt edemediği bir titremeyle sarsılıyordu. Aylardır, hatta yıllardır bu anın provasını yapmıştı ama şimdi hafızası bomboştu.
"Bunu artık içimde tutamıyorum." dedi, sesi neredeyse fısıltı gibi ama bir o kadar da çaresiz çıkıyordu.
"Geceler, seni düşünmekten uykusuz birer uçuruma dönüştü. Her sabah gözlerimi açtığımda hissettiğim ilk şey o geçmek bilmeyen mide bulantısı... Yemek yiyemez, nefes alamaz hale geldim. Bu hisleri sakladıkça, sanki içten içe çürüyorum, beni mahvediyorlar."

Gözlerini Hyunjin'in gözlerine dikti, tüm çıplaklığıyla oradaydı.
"Seni seviyorum Hyunjin. Gerçekten. Bu sadece çocukça bir hayranlık ya da geçici bir heves değil. Bu çok daha derin bir şey."

Hyunjin'in yüzü, bu sözlerle birlikte sanki bir maske takmışçasına anında kapandı. Bakışlarındaki o yumuşak ifade yerini keskin bir sertliğe, sesi ise hiçbir duygu barındırmayan dümdüz bir tona bıraktı. Ne bir şaşkınlık emaresi vardı ne de bir tereddüt.
"Bunu söylememeliydin." dedi Hyunjin. Sesi buz gibiydi, odayı bir anda kış soğuğuna boğdu.Felix'in nefesi boğazında düğümlendi. En büyük korkusuyla yüzleşiyordu. Hyunjin'i tamamen kaybetmek.
"Ben sadece—" diye atıldı, bir açıklama yapmaya çalışarak.

"Hayır." diyerek kesti Hyunjin. Bir adım geri çekildi, aralarına aşılması imkansız, somut bir mesafe koydu.
"Bu söylediğin şeyin bir karşılığı yok. Ve hiçbir zaman da olmayacak."
Bakışları bıçak kadar keskindi. Felix'i olduğu yere çivileyen o cümleyi kurdu.
"Sen benden küçüksün."
Felix, sesini sabit tutmaya çalışarak, "Aramızdaki yaş rakamları sadece birer sayı, bir hiç!" dedi. Ama sesi titremesine engel olamadı, savunması havada asılı kaldı.
"Sözümü kesme. Yaşadığın şey sadece bir his karmaşası. Gençliğin verdiği, gelip geçici duygular bunlar."

Felix'in gözleri doldu ama ağlamamak için direndi. Boğazındaki o sert yumruyu yutkundu. "Ama benim için gerçek... Hissettiklerim gerçek..."

Hyunjin'in sesi bu kez daha da sertleşti, sanki bir gerçeği Felix'in zihnine kazımak ister gibiydi. "Gerçek değil."

Kısa, ağır ve boğucu bir sessizlik çöktü odaya. Hyunjin devam etti. "Zamanla geçecek. Ve bu konuşmanın burada, şu an bitmesi gerekiyor. Şimdi bu odadan çıkacağım, bu konuşmayı unutacağım ve ikimiz de hiçbir şey olmamış gibi hayatlarımıza devam edeceğiz."
Felix başını öne eğdi. İçindeki bir şeylerin büyük bir gürültüyle yıkıldığını ama dışarıya sadece sessiz bir çöküşün yansıdığını hissetti. Savunacak gücü, söyleyecek tek bir kelimesi bile kalmamıştı. Hyunjin, onun tüm kelimelerini ellerinden almıştı.Hyunjin arkasını döndü. Bir an bile duraksamadı, arkasına bakmadı. Felix ise olduğu yerde, bir heykel gibi donup kaldı. Hyunjin giderken arkasında sadece bir enkaz değil. Felix'in tüm cesaretini ve kalbinin en büyük parçasını da sürükleyip götürmüştü.

An Emotionless PortraitWhere stories live. Discover now