Sağ ayakla bismillah
.
"Bir dilim çilekli pasta, bir dilim vişneli pasta." Masaya bıraktığım tabaklardan sonra tekrar tezgâhın arkasına gittim.
Ödeme yapmak için gelen müşterileri bekletmemeye özen gösterdim.
"Fişiniz." Pos cihazından çıkardığım fişi ikş elimde müşteriye uzatırken gülümsedim.
“Teşekkür ederiz,” dedi kadın. Yanındaki çocuk pastalara bakmaya devam ediyordu. Çilekli olanın üzerindeki kremaya parmağıyla işaret etti. Annesi hafifçe kolunu çekti, gülümsedim. Bu sahnelere alışmıştım artık.
Tezgâhın üzerini hızlıca toparladım. Birkaç kırıntıyı sildim, boş tabakları alt rafa yerleştirdim.
Saat öğleden sonrayı gösteriyordu. Umutlar Evi bu saatlerde hep aynı olurdu; ne çok kalabalık, ne de tamamen sessiz. İnsanların biraz soluklanmak için uğradığı o aralık zaman.
"Jihun yeni gelen müşterilerle ilgilen. Bırak oyunu." Kasanın yanında taburede oturan çocuğa seslendim.
"Kızma hemen. Gidiyorum." Elindeki telefonu dolap rafına bırakıp kalktı. Önlüğünü düzelttikten sonra ise yeni gelen müşterilere gitti.
Jihun lise son sınıf öğrencisiydi. Ailesinin pek maddi durumu yoktu. Ve üniversite parasını çıkarmak için yanımda çalışıyordu. İyi bir çocuktu. Zararı olmadı hiç. Ailesi başta çalışma fikrine karşı çıksada sonra kabul etti. Biraz oyun bağımlısı. Onun dışında bir kusuru yok. Sürekli gelen müşteriler onu seviyor.
"Hyung, iki tane LJ kurabiye." Kasadaki müşterilerle ilgilendikten sonra Jihun'un ilettiği siparişi hazırlamaya gittim.
Kendi kendime bulduğum bir tatlıydı. Pirinç patlakları, çilek sosu ve biraz da renkli krema ile yapmıştım.
Bu tatlıyı ilk yaptığımda çok seven birisi vardı. Ondan ayrılmak zorunda kaldığımda bu tatlıya onun baş harflerini verdim. Benim için en özel tatlı.
İki kurabiyeyi maşa yardımıyla tabağa koyup tezgâhın önünde duran Jihun'a uzattım. Tabağı götürürken onu izledim.
Ona çok benziyordu. Bakışları, duruşu...
Ne zaman ona baksam aklıma geliyordu.
Aklıma dolan düşünceler takvime yönelmemi sağladı. Takvimdeki henüz koparmadığım yaprağa baktım. 17 Temmuz.
Kafeyi biraz Jihun'a emanet edebilirim sanırım.
"Jihun, buraya gel." Jihun kolar adımlarla tezgâhın arkasına geçti. "Efendim, hyung?"
"İki saat kadar benim yerime de çalışabilir misin? Bir yere kadar gitmem gerek." Biraz düşünür gibi oldu. "Maaşımı artıracak mısın?" Belliydi zaten isteyeceği.
"15.000 Won yaparım." Gülümseyerek başını salladı.
Önlüğümü çıkarıp telefonumu aldıktan sonra kafeden çıktım. Kafenin önündeki park alanında duran beyaz arabaya doğru gittim.
Arabaya bindiğimde önce dikiz aynasını dikkatlice düzelttikten sonra arabayı çalıştırdım.
"Az daha unutuyordum." Anahtarı çevirerek arabayı durdurdum. Hızla inerek kafeye geri girdim.
"Jihun, bir pakete iki tane LJ koyup verir misin?" Jihun bir şey demeden dediklerimi yaptı.
Paketi aldığımda tekrar arabaya gittim. Bu sefer gidebilirim.
Arabayı durdurduğumda camdan görünen yazıya baktım.
SEUL MEZARLIĞI
YOU ARE READING
Umutlar Evi /SoonHoon/
FanfictionHer sabah kapılarını açan Umutlar Evi, geceleri insanların umutlarını emanet alıyordu. Kwon Soonyoung evin sahibiydi. Ama bu evi asıl var eden, Lee Jihoon'du.
