(Arkadaşlar ilk bölümlerde anlamayabilirsiniz ama sonra kitap Sarıcaktır umarım kitabımı beğenirsiniz ve eyer çok fazla okunma alırsam kitabımı yayınlamak isterim. Eyer bir sorunuz veya başka bir şey olursa benimle iletişime geçebilirsiniz.)
~ Giriş ~
' 500 yıl önce '
Safevi (İran) İstilası
500 yıl önce...
Köyümüzün üzerine çöken o zifiri karanlık, Safevi atlılarının meşaleleriyle yırtıldı. Gökyüzü, yanan samanlıkların çıkardığı isli ve turuncu bir dumanla kaplanmıştı; nefes almak imkansızdı, boğazım yanıyordu. Karın beyazlığı, saniyeler içinde masumların kanıyla kızıla boyandı. Her yerim dehşet verici bir ağrıyla sızlıyordu ama kalbimdeki o korkunç sızı, fiziksel acımı bastırıyordu. Sadece ailemi bulmak, o cehennemden çekip çıkarmak zorundaydım.
Annem, titreyen elleriyle beni bir siper gibi korumaya çalışırken sırtına saplanan o soğuk çelikle yere yığıldı. "Anne!" diye feryat ettim; sesim, kılıç şakırtılarının ve feryatların içinde cılız bir yankı olarak kaldı. Başucunda diz çöktüğümde gözlerim babamı aradı. O, toz dumanın arasında bir aslan gibi çarpışıyordu; kılıcı her savurduğunda etrafındaki kuşatmayı yarmaya çalışıyordu. Ona seslendim, ciğerlerim patlayana kadar bağırdım ama duymuyordu. O sırada, bir Safevi okçusunun yayı ağır çekimdeki gibi gerildi. Hedef babamdı. "Babaaaaa hayır!" diye haykırarak ona doğru hamle yaptım ama ayağım kaydı, yetişemedim. Ok, havayı ıslık çalarak geçti ve babamın göğsüne saplandı. Yanına vardığımda, "Babam öl-..." diyebildim sadece; boğazım sanki görünmez bir el tarafından sıkılıyordu, hıçkırıklarım kelimelerimi yuttu. "Allah'ım yardım et! Anne, baba uyanın, beni bu karanlıkta tek başıma bırakmayın!" diye haykırdım karların üzerinde.
🌸 1 Yıl Önce
Her şey o Göktaşı vadimize düşene kadar bir rüya gibiydi. Merakımıza yenik düşüp 4 arkadaşımla beraber parlayan taşa dokunduğumuz an, damarlarımızda bir şimşek çaktı ve hemen yanımızda puslu bir kapı aralandı. Korkudan hepimiz teker teker bayıldık.
Gözlerimizi açtığımızda her yer zifiri karanlıktı. Birbirimizin silüetlerini seçmeye çalışırken karşımızda nur yüzlü, yaşlı bir adam belirdi. "Hoş geldiniz koruyucular," dedi, yüzündeki tebessüm yavaş yavaş büyüyerek. Leyla dehşet içinde, "Aaaaaaaa imdat! Bizi öldürecek!" diye feryat etti. Hemen önüne siper oldum, "Leyla sakin ol, çıkaracağım sizi buradan!" desem de aslında kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyordu.
Yaşlı adam sakin bir sesle, "Sakin olun koruyucular, benden size zarar gelmez," dedi. Ama içimdeki şüphe dinmiyordu. Kardeşlerimin önüne geçip göğsümü gerdim: "Sen kimsin? Ne istiyorsun bizden? Asla kardeşlerime dokunamazsın!" Erdem hemen arkamda Leyla’yı korumaya almıştı, Muzaffer ise Rojin’in önüne geçmişti. Rojin titreyen bir sesle sordu: "Sen kimsin ve neden bize koruyucu diyorsun?"
Yaşlı adamın gözleri derin bir kuyu gibiydi. "Çünkü koruyucular; sizler bu dünyayı kötülerin elinden kurtarmak için seçildiniz. Dünyayı iyi bir yer yapmak sizin elinizde," dedi. Erdem alaycı bir tavırla, "Biz kim, dünyayı korumak kim? Biz daha çocuğuz, dünyayı mı koruyacağız?" diye çıkıştı. Rojin de onu onayladı. Ama adam elini havaya kaldırdığında karşımızda Safevi istilasının, patlamaların ve ağlayan annelerin görüntüleri belirdi. İçim parçalandı.
"Görüyor musunuz? Eğer kabul et..." dediği an lafını ağzına tıkadım. "Bizden bir şey olmaz! Biz dünyayı kurtaramayız, başkasını seçin ve hemen geri gönderin bizi!" dedim öfkeyle. Muzaffer de, "Doğru söylüyor, bizim gibi gölde balık tutan çocuklar dünyayı kurtaramaz," diye ekledi. Adamın "Çocuklar bak..." demesine izin vermeden, "Yeter! Bizi hemen geri götür!" diye bağırdım.
YOU ARE READING
Son nefes: Kurban 1 (Ara Verildi)
FantasyGeçmişte düşen meteor 5 kişiye güç verip koruyucu seçti peki ya geçmişteki koruyucular ve gelecekteki koruyucular dünyayı korumayı başarabilecekler mi?
