BİRİNCİ KÜL

8 4 4
                                        

"Ashar; küllerinden yeniden doğabilenlerin adıdır."



2004 - İstanbul

İstanbul, Trabzon'dan sonra Barış'a fazlasıyla büyük, fazlasıyla gürültülü gelmişti. Sokaklar insan kaynıyordu. Sesler birbirine karışıyor, herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Ama Barış'ın içinde yalnızca sessizlik vardı. Annesinin ardından geriye kalan o derin boşluk, nereye giderse gitsin peşini bırakmıyordu.
Babası işe gitmişti. Evin duvarları üstüne üstüne gelince ayakkabılarını giydi, hiçbir hedefi olmadan kendini sokağa attı.

Yürüdü... Nereye gittiğini bilmeden.
Adımları onu küçük bir parka çıkardı.
Boş bir banka oturdu. Elleri dizlerinin üzerindeydi, omuzları hafifçe düşüktü. Gözleri, parkta koşuşturan çocuklara takıldı. Bir grup çocuk top oynuyordu.
Bağırıyor, kahkahalar atıyor, düşüp yeniden ayağa kalkıyorlardı.

Barış sadece izledi.
Ne onları kıskandı...
Ne de yanlarına gitmek istedi.

Sanki o dünya artık ona ait değilmiş gibi hissediyordu. Tam o sırada topun peşinden koşan küçük bir kız tökezledi. Dizleri yere sürtündü. Avuç içi kızardı. Ama ağlamadı.
Sakin bir ifadeyle ayağa kalktı, dizine kısa bir bakış attı ve üzerindeki tozu silkeledi.
Barış'ın dikkati ilk kez gerçekten başka bir şeye yöneldi.

Kız topu eline aldı ama oyuna dönmedi. Sessizce parkın kenarına yürüdü ve Barış'ın oturduğu bankın tam karşısındaki salıncağa oturup avaşça sallanmaya başladı. Ayakları yere tam değmiyordu.

Başını kaldırıp Barış'a baktı. Uzun uzun merakla... Ama hiç çekinmeden.

"Sen niye oynamıyorsun?" diye sordu. Barış cevap vermedi. Gözlerini yere indirdi. Küçük kız salıncaktan inip ağır adımlarla yürüyerek bankın diğer ucuna oturdu.

"Benim adım Efnan," dedi gülümseyerek. "Buraya yeni mi taşındın?"

Barış yine konuşmadı. Ama bu kez başını kaldırdı. Ve ilk kez gerçekten küçük kıza baktı. Gözleri yeşildi. Fakat masallardaki gibi parlak bir yeşil değildi bu. Sis çökmüş dağ yamaçlarındaki çamların rengi gibiydi.

Derin...
Sessiz...

İnsanın içine kadar işleyen bir yeşil.
Barış bakışlarını o gözlerden alamadı. Sanki geride bıraktığı Trabzon'u görüyordu. Yağmurdan sonra toprağa sinen o koku rüzgârın uğultusu, evlerinin önündeki sessiz akşamlar... Hepsi o gözlerin içinde saklıydı. Saçlarına takıldı gözü. Ne tam turuncuydu... Ne de bildiği kızıl. Güneş vurunca başka, gölge düşünce bambaşka bir renge bürünüyordu. Sanki gün batımının son ışıkları ince ince saç tellerine dokunup orada kalmıştı.
Hem sıcacık hem de tarifsiz bir hüzün taşıyordu. Barış bunun nedenini anlayamadı. Sadece göğsünün garip bir şekilde sıkıştığını hissetti.

Efnan yeniden gülümsedi.

"Ben de bazen oynamak istemiyorum," dedi. "Annem kızıyor ama... İnsan bazen istemiyor işte."

Barış'ın boğazı düğümlendi. İlk kez, neredeyse fısıltıya dönüşen bir sesle konuştu.

"Olur."

Efnan kaşlarını kaldırdı. "Ne olur?"

"Oturalım."

Efnan'ın gülümsemesi biraz daha büyüdü.
"O da oyun sayılır zaten."

Sonra ikisi de sustu. Yan yana... Hiç konuşmadan. Ama sanki sessizlikleri bile birbirine dokunuyordu.

Bir süre sonra Efnan yeniden konuştu.

"Adın ne?"

"Barış"

"Barış..." Küçük bir tebessümle başını salladı. "Güzel isim."

Sonra kendi adını işaret eder gibi gülerek ekledi: "Benimki de güzel bence."

Barış hafifçe başını salladı. Ve o gün...
İstanbul'un milyonlarca insanın yaşadığı o devasa şehrinde... İki yalnız çocuk, birbirlerinin geçmişini bilmeden, hiçbir şey sormadan, aynı bankta sessizce oturarak bir arkadaşlığın ilk adımını attı.

Barış henüz bilmiyordu...

Karşısındaki kızın bir gün kalbinin en kırılgan yerine dönüşeceğini.

Efnan'da bilmiyordu...

Sessizce yanında oturan bu çocuğun, yıllar sonra hayatının en derin yarası olacağını.

Ama kader...
Onların yollarını çoktan birbirine bağlamıştı. Ve Barış, henüz çocukken içine işleyen o yeşil bakışlardan, aradan geçen yirmi bir yıl boyunca bir kez bile kurtulamayacaktı.

O gözler... Nereye giderse gitsin onunla gelecekti.

Savaşın ortasında... Gecenin en sessiz anında... Kalbinin en karanlık köşesinde...
Hep orada olacaktı.

Çünkü bazı insanlar hayatınıza yalnızca bir kez girer.

Ve bir daha asla çıkmaz.

ASHARStories to obsess over. Discover now