1

952 59 31
                                        

Kasanın arkasında yüzüme yapışan mutsuzlukla duruyordum. Saat epey geçmişti fakat bu normaldi çünkü marketin gece vardiyasında çalışıyordum.

Gündüzleri başkası geliyordu yerime. Buna en başta sevinmiştim. Akşamları kim gelirki diye düşünüp hep yatarım hayali kurmuştum.

Ancak hayallerim suya düşmüştü çünkü marketin sahibi ajusshi çok huysuz biriydi. Kameralardan sürekli beni izliyordu ve müşterinin olmadığı zamanlarda otursam dahi bir anda beni arayıp kızıyordu.

Kaytarma!

Temizlik yap!

Bunun için mi para alıyorsun?!

Oturma!

İkinci hayal kırıklığım ise gece vakti boş olacağını sandığım dükkandı. Yakınlarda bar tarzında bir yer olmalıydı ki sarhoş gelen çok oluyordu.

Ayrıca sanayi tipi bir sokakta olduğu için markete hep kabadayı gibi adamlar geliyordu. Onları ne kadar alttan alırsam alayım bir şekilde bana çatacak bir şey buluyorlardı.

"Hey küçük fare!"

İşte başlıyorduk.

"Ben içeri girince eğileceksin demedim mi!? Ben geldim ulan!"

Hemen saygıyla eğilip hoşgeldiniz diye sayıklarken hızlı bitmesini umuyordum.

"Haa! Bana oradan iki tane bira koy, bir de şu ince daldan ah siktir çok pahalı lan içkiler bu sefer senden olsun o zaman!"

Yüksek ve cızırtılı sesiyle şiveli bir şekilde konuşuyordu. Dediklerini hızlıca yaparken parasını benim ödememi isteyince hareketlerim sekteye uğramıştı.

"A-ama!"

"Lan ne a.a.a.aama siktirtme bana şimdi koy onu poşete!"

Ciddi mana da beş parasızdım. Günlük maaş alıyordum ve ona göre yaşıyordum. Bugün mesai bitince paramı alacaktım.

Ve bu durumda bu sarhoş izbandut herifin içkisini ödemek demek eksiye düşmem demekti.

"Özür dilerim ama benim bunu ödeyecek param yok, isterseniz hesaba yazayım ama ajusshiye sormam lazım bana bir dakika veri-"

Bir anda yakamdan tutup kandırmasıyla neye uğradığımı şaşırmıştım. Asla beklemiyordum.

Bana tükürük saçan ağzıyla bağırırken içeriye siyah şapkalı bir adam girmişti. Belki o yardım eder diye adama bakmaya çalışmıştım ama reyonların arasında kendine içki seçmeye çalışan adam, hiç oralı olmamıştı.

"Özür. Özür dilerim beyefendi bir beni dinleyin amacım sizi kızdırmak değil ki."

"Konuşma lan piç! Poşeti ver bana yarın da gelicem ve hesabı sen ödeyeceksin duydun mu lan!"

Yardım beklediğim adam elinde ki içkisiyle yanımıza kadar gelmiş kasaya alacaklarını bırakıp sıra bekler gibi beni yakamdan tutup kaldıran adamın arkasında bekleye durmuştu.

"Ödeyemem! Bunu öderim ama yarın için ödeyemem beyefendi lütfen!"

Adam beni bırakmış gerine gerine bana doğru çok sert bir hamlede bulunmuştu.

Korkudan kolumla kafamı siper edip kasanın arkasında yere doğru cenin pozisyonunu almıştım adam bana vurmadan.

Ellerimle kafamı tutarken sindiğim yerden kafamı temkinli bir şekilde uzatıp baktım. Fakat kimseler yoktu.

Ne bana vurmak üzere olan sarhoş adam ne de yardım beklediğim öbür yabancı.

Sonrasında kapıdan içeri kollarını düzelterek tekrardan o yabancı girmişti. Üzerinde siyah deri motorcu ceket, siyah bir şapka ve siyah bir pantolon vardı. Baştan sona siyahlar içinde olup elleri dövmeli ve kulakları küpeli bu adam sanırım bana vurmaya yeltenen o adamı dışarı atmıştı.

Korkuyla açılan gözlerim ve hızlanan nefeslerim ile adama bakarken o yine göz teması kurmadan içkileri önüme doğru itmişti.

"Ne bakıyorsun, geç şunları."

Ben ona şaşkın şaşkın bakarken bir anda derin sesiyle konuşunca transtan çıkıp hızlıca şişeleri geçmiştim.

Nakit parayı uzattığı gibi telaşla adamın elini avuçlar gibi paraları alıp para üstünü ayarlamak için kasayı açtım.

Parayı uzatıp arkasını tam dönecekken konuştum.

"Şey! Teşekkür ederim. Gerçekten beni kurtardınız."

Minettarlığım sesime vurmuştu ve adam da sesimi duyduğu gibi iki saattir özel bir çaba sarf etmeden kurmadığı göz kontağını kurmuştu.

İçim ürperir gibi olmuştu ve titrediğimi dışarı vurmuştum.

Gözleri okadar koyuydu ki derinliğinde boğulmuştum. Kaşından gözüne doğru inen ince bir yara izi vardı gözüne değmiyordu iz fakat kısık bakıyordu.

Bembeyaz ölü gibi ten rengi vardı adamın, kaşlarımı kaldırıp şaşkınlığımı yüzüme vurunca adamın benim hakkımda ne düşündüğünü merak etmiştim. Çocukça hareket ediyor gibi hissediyordum.

Ve biraz gerilmiştim.

Adam çok yakışıklıydı.

Gözlerimin içine ruhuma bakar gibi bakıyordu. Sesli bir şekilde yutkundum çünkü adam cevap da vermiyordu ve ben gittikçe geriliyordum.

Adam uzun bakışmanın sonunda kafasını sallayıp tekrar arkasını dönecekken içimden gelen hisle tekrar konuştum.

"Şey özür dilerim! Adınız neydi acaba?"

Adam tekrar yavaşça dönüp derin bakışlarının altına hapsetmişti beni ve uzun boyundan kaynaklı kafasını yavaşça eğerek konuştu.

Eğer buna da cevap vermeseydi utancımdan geberirdim.

"Jungkook."

Tam ona ben de adımı söyleyecekken beni dinlemeden marketten çıkmıştı. Arkasında da ağzı açık kalmış beni öylece bırakmıştı.

&

YAŞ FARKI!!!!
🚨🚨🚨🚨🚨
YAŞŞŞŞ FARRRRRKIIIIIIII!!!!

rahatsız oluyorsan okuma zibilyon tane fic var buna kalmadın.

what do you want?Stories to obsess over. Discover now