06.01.2026
Bölüm 1 "Alt Üst."
Balmorhea- Remembrance
Lamia Aksu ve Çağın Alpay Kılıçsoy
22.09.2020
Elimi uzatsam sana dokunabileceğimi düşündüğüm birkaç an vardı.
Elimi uzatmıştım, karşılaştığım tek şey soğuk bir boşluktu. İnanır mısın? Kütüphanenin o izbe köşesi sıcacıktı oysa, ben üşümüştüm. Belki de insanın içindeki kalp denen organ buz tuttuğunda tenine korlar düşse bile üşürdü, bunu bana annem söylemişti küçükken.
Ona inanmamıştım, ama insanız ya, hayat bir şeyleri kanıtlamak için çırpınıyordu.
Kütüphane geçen dakikalarla birlikte boşaldı, soğuk parmak uçlarımla alnıma düşe kakülü düzelttim ve elimdeki kalemi dudaklarımı dayayıp masayı ikiye bölen paravanda görebildiğim kadarıyla sana baktım.
Senin de karşındaki bölme benim gibi boştu, iki boşluk tamamlanabilirdi.
Bilgisayara odaklanmış gözlerin hafifçe kısıldı ve ardından kaşlarını çattın, bakışlarımı önümdeki defter baktım. İpad'imin şarjı bitmişti ve yanımda şarj aleti yoktu, gerçi olsa bile ikinci el bir tablet kullanmanın zorluğundan dolayı iyi şeyler yaşanacağını söyleyemezdim.
Hayat biraz zordu.
Üstündeki bakışlarımı hissettiğinden olsa gerek çatılan kaşların bir süre öylece kaldı, sonrasında ceketini giyip ayaklandın. Fevri bir hareketle kafamı kaldırıp sana bakacakken kendimi tuttum. Dumanlanmaya çıkıyordun.
Biliyordum, sinirin bozulduğunda elin ilk zehrine giderdi, ciğerlerine ağır ağır çekerdin o dumanı. Mavilerin kısılır, yanaklarına hafif bir kızarıklık düşerdi.
Erkek adamlar da kızarırdı, her ne kadar bunu sevmesen de bu olabilirdi işte.
Kütüphanenin derin sessizliğine eşlik eden büyük bir iç çekişle ayaklandım birkaç dakika sonra ardından, zehrini ben de kapmıştım. Senin nerde olacağını tam olarak bildiğim için tersi istikamette olan sahaların oradaki banklara doğru ilerledim.
Derinkuyu'nun güzü bile iç titretici bir soğuğa sahip olduğundan dolayı içi kürklü ceketim bile beni tam olarak ısıtamazken cebimden çıkardığım paketten bir dal aldım.
Dudaklarıma dayadığım dalı sahaların olduğu kısma dönerken yaktım. Aleve odaklanan gözlerim başka birinin varlığıyla titreyerek sönen çakmaktan ayrıldı ve aralanan dudaklarımdan dumanı üflerken bankta oturana baktım.
Duraksadım, burada olmaman gerekliydi. Kaşlarımı hafifçe çattım ama geri dönmek gibi bir şey yapmadan yanından geçerek boş banklardan birine oturdum. Aramızda boş bir bank vardı.
Zaten bizim aramızda kimsenin dolduramadığı bir boşluk vardı hep seninle. Aynı bölümde, o kadar insanın arasında, koskoca amfide bile aramızda hep bir boşluk olurdu seninle.
Fark etmiş miydi beni o kadar insan arasında?
Ben seni fark etmiştim. Ne kadar insan olduğu önemli değildi. Aramızda istersen binlerce boşluk, binlerce insan olsun, ben seni hep fark ederdim.
Soğuk genzimi yakarken hafifçe öksürdüm ve ciğerime dalımdan son dumanımı gönderdim, sen biraz önce ayaklanmıştın. Hafifçe gülümseyerek kafamı geriye yasladım, hep böyleydik seninle. Biraz boşluk ve ardından gelen ben. Garipti, İnanır mısın çok garipti.
YOU ARE READING
Kefaret
General FictionAnnenin kefareti bu, Dolanır Boynuna- diline Sözlerinden akar Bugününe dününe Babanın çalmadığı kapı Devrilir Göğsündeki eve.
