Sabahın ilk ışıkları, dökülen beton yığınlarının arasından zar zor süzülüp Demir Pençe spor salonu'nun tozlu camlarına vurduğunda, Asya elindeki paspasla son köşeyi siliyordu. Kollarını saran eski, kararmış bandajlar, her hareketinde kaslarını belirginleştiriyordu. Sanki bu bandajlar, sadece bileklerini değil, çocukluğundan kalma anılarını da bir arada tutuyordu. Belli belirsiz duyduğu Tayland'dan kalma melodiler, kafasının içinde yankılanırken, Türkiye'deki bu gri şehirde, yoksulluk ve yalnızlıkla örülü duvarlar arasında sessiz bir varlıktı. Kimsesiz, sıradan, tıpkı sildiği zemindeki görünmez lekeler gibi. Ama bu sıradanlığın altında, çelikleşmiş kaval kemikleri, bir kılıç kadar keskin dirsekleri ve Muay Thai'nin "Sekiz Uzvu" ile bezenmiş bir ruh yatıyordu.
Dedesinin küçücük köydeki salaş kulübesinde geçirdiği çocukluğu, Asya'nın zihninde bir film şeridi gibi akıyordu. Dedenin, güneşin altında ter damlacıklarıyla parlayan vücudu, her vuruşta çıkan "huut" nidası... "Nak Muay" kelimesi, savaşçı anlamına gelirdi ve Asya, dedesiyle birlikte her ağaç gövdesine attığı tekmeyle bu unvanı bedenine kazımıştı. Sonra o karanlık olay yaşandı. Ailesiyle ilgili açıklanamayan bir felaket... Ve Asya, kendini birden bu yabancı topraklarda buldu. Geçmişi bir gölge gibi peşini bırakmıyor, geleceği ise borçların ağır yükü altında eziliyordu.
Günler, salonun keskin ter ve metal kokusuyla geçiyordu. Asya'nın tek tesellisi, akşamları bodrum katındaki "Vahşi Kum" arenasına gizlice sızıp yasadışı Muay Thai turnuvalarını izlemekti. Burası, kanın, terin ve umutsuzluğun karıştığı, vahşi bir gösteri yeriydi. Dövüşçülerin her vuruşunda, kendinden bir parça görüyordu. Onların çaresizliğini, kazanma arzusunu anlıyordu. Her maçın sonunda, ringden yükselen sevinç çığlıkları veya acı inlemeleri, onun içindeki uyuyan savaşçıyı biraz daha dürtüyordu.
"Yine mi buradasın, Asya?"
Salondaki antrenör Hasan'ın gür sesi, onu düşüncelerinden kopardı. Asya başını öne eğip mırıldandı: "Sadece... merak ettim."
Hasan hafifçe gülümsedi. "Merak etme, sen de gelirsin bir gün. Ama ringe değil, belki tribüne."
Asya, gözlerini kaçırıp o anlık bir hüzünle "Belki," diye fısıldadı. Hasan, onun içindeki ateşi göremeyecek kadar meşguldü. Kimse göremezdi. Asya, ne kadar büyük bir dövüşçü olduğunu göstermek için doğru zamanı bekliyordu.
O geceki maçlar her zamankinden daha gergin bir havada geçiyordu. Salonun en popüler dövüşçüsü "Kasap" lakaplı dev adam, ilk rauntta beklenmedik bir dirsek darbesiyle yere yığılmış, kolu kötü bir şekilde kırılmıştı. Kalabalık homurdanıyordu. Organizatörler çaresizlik içinde bir çözüm arıyordu. Büyük bir turnuvaydı ve ana maçın iptali demek, büyük kayıp demekti.
Mikrofonu alan iri yapılı, kel bir adam kalabalığa doğru bağırdı: "Dövüş devam edecek! Kasap'ın yerine ringe çıkacak cesur bir yürek arıyoruz! Ödül iki katına çıkarıldı!"
Salon bir anda uğultuyla doldu. Kimse öne çıkmıyordu. Kasap'ın rakibi, "Akrep" lakaplı, acımasız ve yenilmez bir dövüşçüydü. Kimse onunla yüzleşmeye cesaret edemezdi. Organizatörlerin yüzünde panik beliriyordu. Tam o sırada, kalabalığın arasından küçük, cılız bir el havaya kalktı.
Herkesin gözü, yüzünü sargılarla gizlemiş, küçük bir silüet olan Asya'ya döndü. Organizatörler alaycı bir şekilde güldüler. "Sen mi? Sen bu dövüşe mi çıkacaksın?"
Asya, bakışlarını ringe çevirdi. Akrep'in vahşi gözleri, tam karşısında parlıyordu. Ama Asya'nın gözlerinde, yılların birikmiş öfkesi, dedesinin mirası ve ailesinin intikam ateşi yanıyordu. Yavaşça kalabalığın arasından ringe doğru ilerlerken, üzerinde spor salonunun temizlik üniforması vardı. Kimse bu zayıf görünen kızın, rakiplerini tek bir diz darbesiyle nakavt edeceğini tahmin etmiyordu. Asya için artık "gölge" dönemi bitmiş, "ring" başlamıştı
YOU ARE READING
ASYA
Mystery / ThrillerAsya, çocukluğunu Tayland'daki küçük bir köyde, eski bir Muay Thai ustası olan dedesinin yanında antrenman yaparak geçirmiştir. Ancak ailesiyle ilgili karanlık bir olaydan sonra Türkiye'ye dönmek zorunda kalır. Türkiye'de sessiz, içine kapanık ve "k...
