Hayat dün ve bügünden daha fazlasıyla savaşmaya alıştırabilir insanı. Kalben, zihnen ve fiziksel anlamda da yorabilir. Hatta her şeyi senden alıp yapayalnız da bırakabilir. Bencildir çünkü. Kendi kuralları vardır. En umutsuz anında, karanlık her yan...
Her ayın son cumartesinde bir araya geldikleri aile yemeğine sonunda katılmak üzereydiler. Uzun masanın cam önüne kurulduğu, perdeleri ağır kumaştan eski, sıcak evde yapılacak bu yemek, aile için her zaman sessiz bir huzurdu. Yılların ardından kalıcı olarak Paris'ten dönmüşlerdi ve bu özlemi giderecek bir akşamdı. Şehrin nisan serinliğindeki taş sokakları, valizlere sinmiş yabancı kokular hâlâ üzerlerindeydi. Normalde hissedilmesi gereken duygular heyecan olmalıydı ama o sadece gergindi. Göğsünde daralan, adı konmamış bir ağırlık vardı. Evin yolunda araba içinde giderken kolundaki morlukları kapatmaya çalışıyordu. Camdan süzülen sokak lambaları, morarmış derinin üzerine bir anlık ışıklar düşürüyordu.
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Ateş, saklamaya çalıştığı öfkesine yenildi. "Demiştim."
Aden, duymamazlıktan geldi ve fondöteni kızarmış, çoğu yeri morarmış elindeki eklem yerine sürüyordu.
Ateş söylenmeye devam etti. "Geç kalırız, yol uzun, yapma, dedim."
Aden, kaşlarını çatarak döndü. "Ee, yani. Biraz geç kaldık diye ne bu telaş?"
Ateş, Aden'e doğru döndü. "İki yıl kadar geç kaldık. Farkındasın değil mi? Yetmezmiş gibi ellerini morarttın."
Ateş, onun bu rahat tavrı karşısında bakışlarını dikti. "O sürdüğün şey bu morlukları kapamıyor."
Fondöteni iyice elinin üzerine sürerken gülmeye başladı. "Sargı mı yapsaydım?"
Kolunu cama yaslayıp derin bir nefes verdi. "Pankart aç Aden, pankartı aç ve boynuna as. Anlasın yediğimiz tüm haltları."
Ateş onu kız kardeşi ve en yakın dostu olarak görüyordu. Bu bakış, yıllar içinde şekillenmiş, alışkanlık hâline gelmiş bir bağlılıktı; söze dökülmese de her davranışta hissedilen bir yakınlık taşıyordu. Ailesinden biriydi ve bu kadar pervasız davranmasının sonucunda başlarına sorun açmasından endişe duyuyordu. Bu pervasızlık, çoğu zaman düşünülmeden verilen kararlar ve sınırları zorlayan tutumlarla kendini belli ediyordu; Ateş'in içini kemiren huzursuzluk da buradan doğuyordu. Paris'e okumaları için gitmişlerdi ama bunun yanında karışmamaları gereken her türlü işe bulaşmışlardı. Bu işler açıkça konuşulmayan, üzeri örtülmüş, ama ağırlığı her an hissedilen meselelerdi. Eve dönmek iyi dahi hissettirse de ortaya çıkmasından korktukları çok fazla olay vardı. Bu korku, sevinci gölgeleyen, sessizce varlığını sürdüren bir tedirginlik olarak içlerinde duruyordu. Aden, şakaya vursa da Ateş ikisinin de karamsarlığını yansıtıyordu.
"Dışarıyı izlemek yerine yardım et."
Üfleyerek ona yardım ederken evin oraya gelmişlerdi bile. Birbirlerine şans dilercesine baktıktan sonra aldıkları pasta ile araçtan inip evin arka kapısına sessiz adımlarla ilerlediler. Adımlarını bilinçli olarak yavaş tutuyor, geceyi ve evin sessizliğini bozmamaya özen gösteriyorlardı.