Fotoğrafdaki Bengi Alkan ve Hadem Alkan'dır (abi kardeş)
🌪🌊
Yağmur damlaları kurumuş yapraklara çarpıyor, binlerce insanın ayak sesleri sanki tek bir sesmiş gibi yankılanıyordu. Yağmur daha da şiddetlendi. Yıldırım düştü, insanlar koşar adım evlerine sığınmaya çalışıyordu.
Ve pencerenin arkasında duran gölgenin de kalbi yıldırımın sesiyle yerinden fırlayacak gibi çarptı.
Gökten korkmuyordu. Tam aksine, o sesi seviyordu. Peki, tam bir yıldırım gölgesiydi.
Neden kalbini böyle hızlandırdığını biliyor muydu? Neden içini böyle tuhaf bir his kaplamışdı?
Kaşlarının arasındaki çukur keskinleşmişti; bakışları sessiz bir uyarı gibi etrafı tarıyordu.
İnce bordo eldiveni, sadece parmak uçları görünür şekilde, sağ eliyle yavaşça kaldırdı; hareketi neredeyse duyuluyordu.
Kaşlarının ortasındaki çizgi derinleşiyor, sanki içinde bir şey patlamaya hazır bekliyordu.
Ahşap zemin her adımında inliyor, ayak sesleri boş odada yankılanıyordu.
Her adımıyla birlikte kalbi göğsünde hızla çarpıyor, nefesi sıklaşıyordu; havalanan tozlar ahşabın keskin kokusuyla birleşip ortamı daha da boğucu hâle getiriyordu.
Botundaki duru kan İz bırakmıştı zemine . Ahşab pencerenin önünde durdu. Gözlerinin derinliklerinde ne olduğu görülmesi zordu, kendisi bile bilmezdi; daha doğrusu bilmek istemiyordu.
Sağ elini her an çatlamasıyla tanınan pencereye yaklaştırdı, derin nefes aldı. Oda nefesiyle yankılandı. Kendisine çarpıp yeniden ulaştı.
Tırnaklarını yıldırım simgesi işareti yaparcasına, yıldırımı sanki avuçlarında tutmakla kalmamış, sanki ruhuna da işlemişti.
Yıldırım da sanki dünyayı parçalamaya ant içmiş gibiydi. Ama gölgeler izin vermezdi. Sadece gözleri, siyah gözlerinin o siyah kıvrımları görünüyordu. Gözlerine 4 saniye bakan hipnoz altında kalıyordu.... Arkaya döndü ve her yerini kaplayan, karanlıktan da kara olan gölge pelerini omuzlarından aşağı süzüldü; sanki canlıymış gibi hareket ediyor, dokunduğu her yeri soğuk bir sessizliğe gömüyordu. Duru duru kan, pelerinin kenarlarından damlalar halinde akıyordu. Gölgesi dimdik, sanki zemine kazınmış gibi adımlıyordu.
Bir adım. İki adım. Üç adım. Dört adım... Beş adım... Altıncı adımı atamadı; çünkü hayatını değiştirecek bir şey takılmıştı.
Gözleri istemsizce yere kaydı ve kanlar içinde, katledilmiş bedenle karşılaşmayı aklından bile geçirmiyordu. Ölü beden, artık hayatının merkezini sarsacak bir gerçekle gözlerinin önündeydi. Pelerinin kenarlarından damlayan kan, cesedin üzerine düşerken çıtırtılı bir sessizlik oluşturuyordu; ve o anda anladı ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Ellerini kontrol edemiyor, titriyordu; gözlerindeki duygular bir maske gibi yüzüne yapışmıştı. Boğazı düğümlendi, nefesi kesik kesik... "A-abim... n-neden...?" diye kekeliyerek fısıldadı, sesi boğuk ve çınlayan bir yankı gibi boşlukta döndü. Her damla kan, her sessizlik anı içinde büyüyen bir öfke ve acı dalgası yarattı.
Gözlerinin önüne şimdi cesed olan ama bir zamanlar hayatının kahramanı olan abisi....
Öyle çığlık atdı ki, sanki bütün dünya çıglığıyla sarsıldı,
Çığlığı duvarlara çarparak yankılandı; boşlukta asılı kalmış gibiydi. Bir an sessizlik çöktü, o sessizlik öyle derin, öyle soğuktu ki nefesi bile geri dönmüyordu. Dizlerinin üzerinde titreyerek durdu, elleri hâlâ abisinin bedenine kenetlenmişti.
Gözleri yaşlarla dolu, yüzü çarpık bir acı ifadesiyle donmuştu. İçinde bir boşluk açılmış, tüm dünyası parçalanmıştı. Zaman sanki durmuş, kalbinin atışı tek tek damla damla düşen kan kadar ağır geliyordu.
"Hayır... bu olamaz... olamaz!" diye mırıldandı kendi kendine. Sesini duyamıyor, sadece içindeki yankıyı hissediyordu. Her düşüncesi, her titreyen nefesi, onun hem çığlık atmasını hem de ağlamasını engelliyor, ama aynı zamanda tüm öfkesini biriken bir volkan gibi kalbine sıkıştırıyordu.
Abisinin soğuk bedeniyle karşı karşıya kalmak, onu yalnızca kırmakla kalmamış, aynı zamanda harekete geçmeye zorlayan bir ateş yakmıştı. İçindeki öfke, acı ve çaresizlik bir araya gelmiş, onu kontrolsüz bir güçle ileriye doğru itiyordu; artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Boğazı düğümlendi, nefesi kesik kesik... Gözleri abisinin cansız bedenine takılı kaldı.
"A-abi... n-neden burdasın? Eve gidelim... bak a-an-nem bizi bekliyordur... a-ailen... seni bekliyo-or... menemen çok seversin sen annem şimdi miss gibi y-apmışdır..."
Sesi çatlıyor, her kelimeyle biraz daha kırılıyordu. Dizlerinin üzerine çöktü, abisinin omuzlarından tutup sarsmaya başladı.
"Kal- k-gidelim abi... lütfen!"
"KARDEŞİNİ BIRAKAMAZSIN"
Abisinin bedeni sallanırken soguk cansız bedenin kafası yana düştü; soğuk teni, gözyaşlarına rağmen buz gibiydi.
"Ab-i... kalk..." dedi, sesi artık fısıltı ile çığlık arası bir yerdeydi. Gözleri büyüdü, nefesi kesildi.
Bir anda tüm gücüyle haykırdı:
"KALK! KALK DEDİM ABİ!"
Çığlığı duvarlara çarparak yankılandı, boşluğun içinde kaybolmayacak kadar keskin, acı dolu ve parçalanmıştı.
Ve kabulenmişdi Hayatının Kahramanın artık yokdu....
🌪🌊
Heloo yeni kurgu'ma hoş geldinizz canlarrr.
Bu kitap'ı yazarken hep nedensizse aklıma Zeynom (Zeynep) geliyor.
Hatda ilk tt da ona atdım çokk beyendii (yerum ula onuuu)🤭
Onun israrıyla buraya yayınladım😁
Kitabın konusu ne diye sormayın okudukca anlarsınız(bende şimdilik tam bilmiyorum) akışına bırakalım sonra anlarız konusu ne 🙊
Tiktok hesabım- karadenizliisteriz
Zeynomun(zeynep)-zwyneppp
YOU ARE READING
Manolya
ActionManolya baharda ilk açan çiçektir ve her çiçekden önce solar. Manolya erken olgunlaşmak zorunda kalıpta yalnızlaşan kızlar içindir...
