🎀YAYINLANMA TARİHİ: 04.05.2026🎀
1. BÖLÜM: TESLİMAT
22 Mayıs 2025 PERŞEMBE
Bazı anlarda dünya aniden sessizleşir. Öyle bir sessizlik çöker ki çevrendeki her şey, tüm o tanıdık silüetler ve gürültüler birer birer silinir. İnsan sesleri, rüzgârın liman vinçleri arasındaki uğultusu, uzaktan geçen gemilerin o derinden gelen motor homurtusu, denizin kıyıdaki beton bloklara vuran ritmik ama yorgun sesi... Hepsi bir boşluğa çekilir. Geriye yalnızca kendi kalbinin göğüs kafesine vurduğu, kulaklarında zonklayan o tekdüze ve ağır ses kalır. İşte o an, tam olarak buydu.
Ama duyduğum şey sıradan bir kalp atışı değildi. Bu, korkunun içimde büyüyen, damarlarımda buz gibi akan yankısıydı. Kulaklarımın içinde çarpıyor, her vuruşta nefesimi biraz daha daraltıyor, birbirine giren düşüncelerimi daha da kördüğüm ediyordu. Ellerim buz gibiydi. Parmak uçlarımın uyuştuğunu hissediyordum; öyle ki ellerimi sıksam sanki cam gibi kırılacaklardı. Dizlerim titriyor, ayakta durmak, o beton zemine tutunmak her saniye daha da imkânsızlaşıyordu. Panik yapma Alçin... Şimdi değil... Şimdi sırası değil... Zihnime bu emri bir mantra gibi defalarca tekrar ediyordum ama zihnim artık bana itaat etmeyi bırakmıştı. Bedenimden kopmuş, kendi başına titreyen bir yabancıya dönüşmüştüm.
Başımı yavaşça kaldırdım ve karşımızda duran adamlara baktım. Limanın yüksek direklerinden sarkan, etrafı toz bulutuyla çevrili o çiğ sarı ışıklar yüzlerine vuruyordu. Bu ışık, onların zaten sert olan yüz hatlarını daha keskin, daha tehditkâr ve insanlıktan uzak gösteriyordu. Hepsi siyahlar içindeydi. Gecenin karanlığına karışmak için değil, o karanlığı üzerlerinde taşımak için giyinmişler gibiydiler. Bazılarının kulaklarında telsizlerin küçük ışıkları yanıp sönüyordu. Bazıları kollarını göğsünde birleştirmiş, aşılmaz birer duvar gibi duruyordu. Bazıları ise ellerini ceplerine sokmuş, rahatsız edici, neredeyse küstahça bir sabırla bekliyordu. Hepsinin ortak bir yanı vardı. Tek bir odak noktaları vardı. Bizi izliyorlardı.
Biz; yedi kişiydik. Hayatın henüz başında, bir limanın ortasında, ne olduğunu bile tam kavrayamadığımız bir kaosun göbeğinde kıstırılmıştık. Yanımda duran arkadaşlarına baktım. Kaan Aras çenesi öyle bir sıkılmıştı ki dişlerinin gıcırtısını duyabiliyordum. Batu göz ucuyla sürekli çevreyi tarıyor, karanlık konteynerlerin arasında bir çıkış yolu, bir kaçış boşluğu arıyordu; ama boşuna. Duru'nun o her zaman canlı olan yüzü şimdi bembeyazdı, dudakları titriyordu. Aylin sessizce, sadece kendisinin duyabildiği bir dille dua ediyordu. Demir yumrukları sıkılıydı, öfkesi korkusunun önüne geçmiş gibiydi. İmge ise gözlerini doğrudan bana dikmişti; o bakışta hem büyük bir suçlama hem de çaresiz bir yardım isteği vardı. Bense sanki nefes almayı tamamen unutmuştum.
Yedi kişi. Tek bir kutu. Limanın ortasında birer av gibi çevrelenmiştik. Ama bu adamlardan hiçbiri o kutunun gerçek sahibi gibi görünmüyordu. Eğer öyle olsaydı, bizi böyle stratejik bir şekilde çevrelemelerine, bizi bir köşeye sıkıştırmalarına gerek kalmazdı. Onlar da bizim kadar yabancıydı kutunun içeriğine. Demek ki onlar da arıyordu. Demek ki onlar da cevabı bilmiyordu. Demek ki bu iş sandığımızdan, hayal edebileceğimizden çok daha büyüktü.
Zihnimin bir köşesinde, bu kabusun başladığı o sakin güne dair bir görüntü belirdi. Bu karmaşanın içine nasıl düşmüştük? Her şey kuzenim Aysima'nın bana erken doğum günü hediyesini kargoyla göndermesiyle başlamıştı...
YOU ARE READING
Siyah Kutu : Liman Gecesi
Poetry"Bazı paketler açılmak için değil, hayatınızı mahvetmek için gelir." Alçin İzem'in kapısına o gün iki kutu bırakıldı. Biri hayatın renklerini vaat ediyordu, diğeri ise ışığı yutan bir karanlığı. Üzerinde sadece iki kelime yazılıydı: ALÇİN İZEM. ...
