1. Bölüm

10 1 2
                                        

Nefes almak çok kolay bir eylem değil mi?

Nefes almak için tek ihtiyacın olan oksijen, burun ve bir ciğer fakat insanlara 'nefes  almak için ihtiyacın olan ne?' diye sorsan belki sigara, belki ailesi ya da hayatından bahseder değil mi? Bunu bile beceremeyen insanlar ne olmalı, Ne cevap vermeliler?

Hastane odamın camından dışarıya bakarken kapımın tıklatılmasıyla başımı o tarafa çevirdim.

Kız kardeşim Allison gülümseyerek elindeki cihazımı salladı ve kapıyı arkasından sürükleyerek içeriye girdi.

"Önceki bittiği için sana yenisini aldım." Dedi kelimeleri uzatarak. Gülümseyerek karşılık verdim ve elindeki cihazımı alarak içime hava çektim.

Allison bu halimi buruk bir tebessümle izliyordu fakat onunda bana acıdığı gözlerinden belli oluyordu bunu ne kadar Umursamamaya çalışsam da sürekli yanımda olması tekrar tekrar aklıma eksiklik hissini ekiyordu. Bir nedenden dolayı kendimi çok eksik hissediyordum ve bunun sebebini bilmek, düzeltememek kadar zor bir şey yoktu.

Tekrar kapım çalındı ve babam Chris bana gülümsedi. Gözleriyle süzerek iyi olduğuma karar verince Allison'u gülümseyerek dışarıya çağırdı. Beraber ne çevirdiklerini bilmiyordum ama bana bahsetmediklerine göre ciddi konular olmalıydı.

Bunu çok sorgulamayarak tekrar camdan dışarıyı izlemeye devam ettim.

♥ ♥ ♥

Hastane koridorunda elimde serum direği ile birlikte geziyordum daha doğrusu aynı koridoru dolanıp duruyordum.

Melissa yani doktorum koridorda ilerlerken beni fark etti ve bu sefer bana doğru yürümeye başladı onun tebessümüne aynı karşılığı verdikten sonra elini koluma koydu ve kolumu boylu boyunca sıvazlamaya başladı.

"Canım, iyi misin? Bakıyorum da kendini toparlamışsın." Maskemi aşağı indirerek cevap verdim.

"Teşekkür ederim Melissa, daha iyiyim." Tam dudaklarını aralamış bir şey diyecekti ki cebindeki telefon çalmaya başladı, bana bir dakika işareti yaparak cebinden telefonu çıkartarak aramayı cevapladı.

"Evet, Stiles." Küçük bir duraksamanın ardından devam etti. "Dördüncü kata çıkıyorum, sende oraya gel." Diyerek telefonu cebine koydu. Benimle vedalaşarak yukarı çıkacaktı ki arkamdan yüksek sesle;

"Kendine dikkat et Blair." Diye seslendi. Onu başımı sallayarak ve onay işareti yaparak geçiştirdim çünkü kendime dikkat etsem bile hâlâ iyi olmaya çalışıyordum.

Biraz daha koridorda gezinmemin ardından merdivenlerin oradan yüksek bir ses geldi ve bakışlarımı oraya çevirdiğimde siyah, kısa saçlı, soluk benizli, beyaz tenli, genç bir çocuk gördüm. Tam yanımdan geçecekti ki ayağım serum kablosuna takıldı.

İçime nefes çekmeye kalmadan kendimi yerde bulacağım için gözlerimi kapatmıştım fakat düşündüğüm şey olmadı.

Yanımdan geçen çocuk beni belimden yakalayarak dikleştirdi.

"İyi misin, bir yerine birşey olmadı ya?"

Mırıldanışıyla birlikte sımsıkı kapadığım gözlerimi geri açtım ve onun karadelik kadar siyah gözerine bakmaya başladım.

Ellerini belimden çekerken cevap vermeden boş boş onun gözlerine baktığımı fark ettim.

Cevap vermeyi unutmuştum.

"Teşekkür ederim, iyiyim."

Gülerek kollarını salladı ve konuşmaya devam etti.

"Bu serum kablolarını biraz daha kısa yapsalar ölecekler zaten, ayrıca yürürken de extra dikkatli olman gerek. Kısaca dikkat et, tamam mı?"

Başımı salladım "Tamam, yeniden sağol."

Dudaklarını birbirine bastırarak bir kaç saniye bekledi.

"Tamam o zaman görüşürüz." Elleriyle oynamaya başlamıştı. Onunla vedalaştıktan sonra hızlıca yürüyerek yukarıya merdivenlere doğru ilerledi. O hızla ilerlerken parfümünün kokusu burnuma dolmuştu.

Çok güzeldi, hatta fazla güzeldi fakat bu kokuyu daha fazla soluma gibi bir lüksüm olmadığı için maskeyi tekrar burnuma geçirerek biraz daha gezinmeye devam ettim.

Akşam olduğunda Allison'u başımda otururken buldum. Yanına doğru ilerlediğimde ise yüzünün düşük olduğunu fark ettim.

"N'oldu?" Soruma karşı gözlerini daldığı yerden kaçırarak bir kaç saniye yuzume baktı ve yüksek sesle iç çekti.

"Yok birşey, sen neredeydin?" Ona koridoru işaret ederek;  "Biraz gezindim, canım çok sıkılmıştı." Başını sallayarak beni onayladı.

Tam yatağın üzerine oturuyordum ki tekrar konuşmaya başladı.

"Bu arada seni bizim okula kayıt ettirdik, bir kaç dersimiz de ortak." Heyecanla başımı salladım. Yarın okuldaki ilk günümdü ve ablamla birlikte gidecek olmak benim için ayrı bir zevkti. Her zaman beraber giderdik fakat ablam bir yıl sınıf tekrarı yaptıktan sonra onunla aynı sınıfa düşmüştük ve fark etmiştim ki onunla birlikte konuşmak, yürümek, gezmek beni çok rahatlatıyordu ayrıca yarın okuldaki ilk günümdü çünkü şehir değiştirdikten sonra birlikte Becon Hills'e yazılmıştık.

Gülümseyerek içime havayı çektim ve başımı yağmurlu havayı gösteren hastane odasının camına çevirdim. Yağmurlu havalar... En sevdiğim günler olurdu ve yağmur benim için umut demekti.

Her yağmur damlası yeni bir umut.











Teen Wolf Where stories live. Discover now