1. Bölüm

2 1 0
                                        





Bölüm Şarkısı
Kalben - Sadece
İyi okumalar dilerim.

Hayatımın dönüm noktası olan o günün üzerinden tam yedi yıl geçmişti.

Gözlerim takvimin küçük yaprağına takıldı.

8 ağustos.

Toz pembe dünyamdan arındığım, gerçek hayata gözlerimi açtığım gün.

Belirli bir yaşa kadar sevdiğini kaybetmemiş bir insan, hayata toz pembe bakar. Bende o kişilerden biriydim. Ta ki on yedi yaşıma kadar...

Çocukluk arkadaşlarımla büyüdüğüm o yazlık, bir 8 ağustos günü bize zehir olmuştu. En yakın arkadaşım, sırdaşım, biriciğim olan Defne, bir gece yarısı denizin dalgaları arasında yaşamını yitirmişti.

Gözlerinin en güzel tonu olan maviler, onu bizden çekip almıştı. O günden beri mavi gözlü kimselere bakamaz oldum. Mavi gözlü biriyle arkadaş dahi olmadım. Çünkü o renk bana hep Defneyi hatırlatıyordu.

O gece bana 'sende gel' dediğinde, babam izin vermez demek yerine evden kaçsaydım belki bu gün Defne yanımda olabilirdi. Benim hatam sonucunda arkadaşım o sularda yalnız başına can vermişti.

Defne gece yüzmelerine bayılan bir kızdı. Yazlıkta kaldığımız üç ayda bizimle sabahları yüzmek yerine hava karardığı an denize koşardı. Sabahları yüzmeyi sevmezdi. Suyun soğuk olduğu zaman diliminde yüzmeye bayılırdı.

Nereden bilebilirdi ki, en sevdiği şeyin onun canına mal olacağını?

O yedi yılın ardından bir kere bile o yazlığa dönmedim. Kimse dönmedi.

Biz beş kişilik bir arkadaş grubuyduk, yedi yıl öncesine kadar.

Şimdi ise hiçbirimiz görüşmüyorduk. Belki de birbirimizin yüzüne bakmaya korkuyorduk. Çünkü o gece hepimiz Defneyi yalnız bırakmıştık. Kimse bunu kendine itiraf edemiyordu.

Defne'nin annesi Elif teyze o gün hiçbirimize kızmamıştı. 'Bu sizin hatanız değil çocuklar' demişti. Suçu ise kendinde arıyordu. Bizim yükümüzün daha ağırı ise Defne'nin abisi Demirdeydi. Demir Soykan, yedi yıldır utancından annesinin yüzüne bakamıyordu. Elif teyze bir gecede bir evladını toprağa vermiş, diğerinide yaşarken kaybetmişti. Demirde o gece kardeşini tek bıraktığı için kendini suçlu görüyor, annesinin yüzüne bakmaya utanıyordu.

Bana bunları anlatan annemdi. Çünkü yedi yıldır ne Demiri, ne de Elif teyzeyi görmemiştim. Oysa ki onu görmek için heyecanla uyandığım sabahlar vardı bir zamanlar.

Kapım iki kere tıklatıldığında gözümü camıma düşen minik yaz yağmuru damlalarından aldım. Annem genelde kapımı tıklatır, ben gel demeden içeriye dalardı. Şimdide aynısını yapıyordu.

"Liva, Defne için helva kavurdum tabakladım. Gitte teyzenlere ver gel anneciğim." Annem her 8 ağustosta Defne için helva kavurur, komşularımıza dağıtırdı. Yani ben teyzeme götürürdüm, o da komşulara gider bırakırdı.

"Tamam anne," dolabıma ilerleyerek siyah şortumu altıma geçirdim. Beyaz tişörtümüde giydikten sonra birbirine giren siyah saçlarımı yukarıdan topuz yapmıştım.

Annem odadan çıkarak bana alan tanıdığında derin bir nefes aldım. Helva kokusunu almak bile beni o cenaze evine götürüyordu.

Alt kata indiğimde mutfaktan aldığım büyük tepsiyi kaptığım gibi yan villaya adımlamaya başlamıştım. Teyzemler ile ikiz villalarda oturuyorduk. Evimizin arasında ince bir çit, küçük bir kapı bulunuyordu. Çünkü annemler iki kuzeni kapmışlardı. Babam ve eniştem kuzenlerdi, evlenincede ne kendileri ayrılmak istemiş, nede kardeşleri ayırmak istemişlerdi. Çözümü ise bu evleri satın almada bulmuşlardı.

KIYIDA KALANLARWhere stories live. Discover now