Bekleyiş*

33 9 5
                                        


          Parmağı Twitter ikonunun üzerinde. Sabah. Saat daha yedi bile olmadığı halde AhmetYolgezen'in gözleri açık. Eflatun rengi duvarların, uzun ve beyaz zarif avizelerin, altları ve yanları kahverengi deri, üstleri krem rengi koltukların arasında silueti bozan tek şey kendisinin eğik duruşu ve gri pijamaları.

Ahmet Yolgezen 16 yaşında. Ailesi birkaç günlüğüne evde olmayacak. Evin can sıkıcı sessizliğine rağmen içini kıpır kıpır eden bir şey var. Katıldığı şiir yarışmaları. Sonuçları bugün Twitter üzerinden açıklanacak iki tane yarışmaya şiir göndermişti. Üstelik bu sefer gerçekten iyi sonuçlar bekliyor. "Ateşi görüyorum" ve "son hoşça kal" şiirleri kendisinin şu ana kadar en iyi yazdığı şiirler.

Parmağı Twitter ikonuna basıyor. Günaydın tweetleri, geceden kalma muhabbetler, maç sonuçları ve günlük burç yorumları arasında duyuruları arıyor. Yarışma sonuçlarının açıklanması için belli bir saat verilmemiş. Bu kadar erken açıklanmasını kendisi de beklemiyor tabi ki. Telefonu kapatıyor ve koltuğun birine fırlatıyor. Televizyonun karşısına bir yer sofrası atıyor. Boya fabrikasında çıkan yangın kısa sürede etrafa yayıldı. ... soruşturmasında zanlıya ağırlaştırılmış müebbet verildi. Barça, evinde Sevilla'yı rahat geçti. Fındık fiyatlarında inanılmaz yükselme.

Kahvaltısını haberler eşliğinde yaptıktan sonra kendini koltuğa atıyor. Gözleri tavana dikili. Doygunluğun verdiği his birazda kendisini mutlu etse de aklı şiirlerinde. Hayalinde şiirlerinin derece alması dolaşıyor. Okulunda duyuru yapılıyor: "Öğrencilerimizden Ahmet Yolgezen'in katıldığı ...ve ...şiir yarışmalarından derece aldığını duyurmaktan mutluluk duyarız" Aynı zamanda ödül törenleri, gülümsemeler. Bunların gerçek olması aslında çok yakın. Şair olarak bilinmek... Aslında mesele biraz da bu. Tutunacak bir dal bulmak. Bir kimlik. Şair.

Kendine geldiğinde kapı zili çalıyordu. Bu da neyin nesi derken aklına geliyor, arkadaşı Selim, ödev yapmak için öğleye doğru evine gelecekti. Demek ki vakit neredeyse öğle olmak üzere.Selim yakın bir arkadaşı. Evleri de birbirine yakın. Gelmesi ne iyi olmuştu. Tek başına sıkılıyordu belli ki.

Selim içeri geçtikten sonra telefonunu eline almıştı. Parmağı Twitter ikonunun üzerinde. Eee nasılsın bakalım? İkonun üzerine dokunuyor. İyidir ya ne olsun. Sen nasılsın? Bu akşamki maçın muhtemel ilk 11'i şöyle. Ahmet, dinamo için bir makara, birkaç mıknatıs.. Kova burcu, Satürn'ün yaklaşması sizin için oldukça olumlu. Apple'ın yeni telefonu gösterimde. Bakır tel acaba yeterli uzunlukta mı? Bunları biliyor musunuz, Einstein 9 yaşına kadar doğru düzgün konuşamıyordu. Sokak hayvanları için sen de bir tas su bırak. Bence teli bobine ne kadar uzun sararsak akım o kadar iyi iletilir. "Son hoşça kal" mı " ateşi görüyorum" mu daha iyiydi? Beni dinlemiyor musun? Bir yeni bildirim.Mıknatısları bulabildin mi bari? Son hoş çakal muhteşemdi.

- Ne ddiyorsun Ahmet? Kendinde misin?

- Selim.. şey..kusura bakma. Aklım biraz karışık da.

- Hayda, ne oldu olum sana.İstersen başka zaman geleyim.

- Selim, dur. Gerçekten özür dilerim. Valla kusura bakma.

- Neyse, zaten birkaç eşyamız eksik. Acelemiz de yok. Ben bir daha bakarım gerekli malzemelere ona göre..alırız bir şeyler. Haydi hoşçakal

Az önce olanlardan dolayı kendinden utanıyordu. Gerçekten aklı çok karışıktı. Kafasının içinde bir kurt geziyormuş gibi hissediyordu. Telefona son kez bakıp dışarı hava almaya gitmeye karar verdi. Twitter'ı açar açmaz aradığı duyuru karşısına çıktı. Belirtilen kaynağa hemen tıkladı. Gözleri ismini aradı. Ama hiçbir rakamın yanında Ahmet Yolgezen yazmıyordu. Dudakları açıkken bir püf çekti. Diğer yarışmanın açıklanıp açıklanmadığına baktı. O da açıklanmıştı. Bu sefer ilki kadar heyecanlı olmasa da derece listesine tıkladı. Sayfa yüklenince yukarıdan aşağıya isimlere baktı. İsmine rastlamıştı. Tekrar baktı. Mansiyon ödülleri arasında ismi vardı. İsminin yazıyor etmesi önce yüzünü güldürdü, ancak daha fazlasını bekliyordu. Önemli değil dedi. Hayallere kapılmaya gerek yok. Bu da yeter.

Acıktığını hissetti. Makarna için tencereye su koydu. Eli çakmak yerine telefona gitti. Bırakıp çakmağı aldı. Ocağı yakıp ellerini belinde, mavi aleve bakıyordu. Belli ki, içinden bir şeyler geçiyordu.

İnsan bazen olayların, düşüncelerin, durumların kısacası hayattaki herhangi bir şeyin atmosferine kapılır. Hayatı bir süre "o" olur ve sanki etrafındaki şeyler ve kader hayatın sadece o kesiti için çalışır. İnsan asıl bu halden kurtulunca şaşırır, üzülür ya da rahatlar.

"Dünyanın sonu değil ya..."


* Bu hikaye yazılmadan önce A.Çehov okumlaması yapılmış ve hikayede benzer bir üslup kullanılmaya çalışılmıştır. Bir nevî Çehov tarzı olan bu durum hikayesi, ayrıca modern bir olayı anlatarak "Çehov tarzı modern hikaye" projesidir

HâlWhere stories live. Discover now