BÖLÜM: 1

5 1 0
                                        

Takip ve yorum yapmayı unutmayın keyifli okumalar.

Arda, 19 yaşında, sessizliğin ardına saklanmış bir gençtir. İnsanlardan uzaklaştıkça, eline aldığı fotoğraf makinesi onun tek dostu olur. Her karede bir hikâye, her gölgede bir sır arar. Ve farkında olmadan, onu geri dönüşü olmayan bir merakın içine sürükler.

Arda, sessizliğinin içinde gizlenmiş bir dikkatle fotoğraf çekerdi. Başkalarının görmediği, önemsiz saydığı ayrıntılar onun karelerinde bambaşka bir anlam taşırdı,sanki her fotoğraf, bir şey anlatmak istermiş gibi.

Arda bir gün, terk edilmiş ve ıssız bir sokaktan geçerken hoşuna giden yerleri fotoğraflıyordu. O an, gözlerine eski bir bina takıldı. Dışarıdan birkaç kare çekti; binanın duvarları zamana yenik düşmüş, camları tozla kaplanmıştı. İçeri girmeyi düşündü ama cesaret edemedi. Çünkü sokak öylesine sessizdi ki, rüzgârın sesi bile ürkütücü geliyordu. Sokak lambaları yanmıyor, karanlık her şeyi yutuyordu.

Binanın dışarıdan fotoğraflarını çektikten sonra, o gün başka yerlerin de karelerini aldı ve eve döndü.
Eve vardığında makinesinin hafıza kartını bilgisayara takıp fotoğrafları incelemeye başladı.
Baştan sona sıradan görünen terk edilmiş sokak fotoğraflarından birinde, kameranın yüksek çözünürlüğü sayesinde bir detay dikkatini çekti,öyle bir şeydi ki, ilk bakışta fark edilmesi neredeyse imkânsızdı.

Fark ettiği şey, fotoğrafı çektiği anda gerçekleşen küçük bir anormallikti.
Fotoğrafın bir karesinde, binanın tozla kaplı camında silik bir siluet belirmişti.
Sanki biri, o an içeriden Arda'yı izliyormuş gibiydi.

Oysa Arda, orada kimsenin olmadığından emindi.
Fotoğrafa ne kadar dikkatle baktıysa, o kadar emin oluyordu - bu, sıradan bir yansıma değildi.

Ertesi gün Arda, o fotoğrafı aklından çıkaramadan uyandı.
Camdaki siluet gözlerinin önünden gitmiyor, ne kadar mantıklı açıklama ararsa arasın, içini kemiren o his dinmiyordu.
Fotoğraf makinesini çantasına koydu, dışarı çıktı.
Aynı sokaktan geçerken hava dünden bile daha sessizdi; rüzgâr bile o sokağa girmeye çekiniyor gibiydi.
Binanın önüne geldiğinde bir süre durdu.
Gündüz bile karanlık görünüyordu bina.
Derin bir nefes aldı, adımlarını yavaşça merdivenlere yöneltti.
Bu kez korkmuyordu - çünkü merak, korkusundan daha güçlüydü.

Kapı, itince gıcırdayarak açıldı. Toz, yıllardır dokunulmamış gibi havada dans ediyordu.
Arda içeri adım attığında, çürümüş tahta kokusu ve ağır bir sessizlik karşıladı onu.
Duvarlarda eski fotoğraflar, rengi solmuş gazete kupürleri asılıydı; kim, neden bırakmıştı bunları bilmiyordu.
Yavaş adımlarla ilerlerken yerde, kapağı kısmen açık bir kutu fark etti.
Kutunun içinde birkaç eski fotoğraf vardı ama bir tanesi dikkatini çekti.
Fotoğrafta, dışarıdan çektiği o aynı pencere görünüyordu...
ve camın arkasında duran siluet, tıpkı Arda'nın önceki gün çektiği karedekiyle aynıydı.

Arda kutunun içindeki fotoğrafları dikkatle elinden geçirdi.
Çoğu solmuş, kenarları yıpranmıştı ama bir tanesi diğerlerinden farklıydı; daha netti, sanki yakın zamanda çekilmiş gibiydi.
Fotoğrafı eline alınca kalbi hızla çarpmaya başladı.
Çünkü camın ardında beliren siluet bu kez çok daha belirgindi... ve siluetin yüz hatları, tıpkı kendisininkine benziyordu.
Bir an nefesi kesildi, gözlerini fotoğraftan ayıramadı.
Kafasının içinde tek bir soru yankılandı:
"Ben orada mıydım, yoksa biri beni mi izliyordu?"

Arda birkaç adım geri çekildi, nefesini düzenlemeye çalıştı.
Fotoğrafa tekrar baktığında siluet sanki hareket etmiş gibiydi; gözleriyle onu izliyormuş gibi bir his verdi.
Kalbi sıkıştı, ama aynı zamanda merakı da artıyordu.

Kendi yansımasını mı görüyordu, yoksa başka biri mi gerçekten o binadaydı?
Zihninde ki sorular birbirine karıştı: "Acaba gördüğüm gerçek miydi, yoksa sadece makinenin bir oyunu mu? Ya da... ben farkında olmadan bir şey mi hatırlıyorum?"
O an Arda fark etti ki, artık sadece dışarıdaki dünya değil, kendi zihni de bir labirent haline gelmişti.

Arda bir an durdu, kalbi hızla çarpıyordu. Zihninde sorular bir yana, bedenine yayılan merak ve korku birbirine karıştı. Fotoğraf makinesini sıkıca kavradı, adımlarının sesini duymazdan gelerek kendini binanın içine doğru yönlendirdi. İçgüdüleri, onu siluetin izini sürmeye çağırıyordu; aklı hâlâ labirent gibi karışık olsa da bir şeylerin peşinden gitmesi gerektiğini biliyordu.

Arda, derin bir nefes aldı ve adımlarını sessizce attı. Siluet hâlâ binanın arkasında, gölgeler arasında kaybolmuş gibiydi. Her adımıyla kalbi biraz daha hızlı çarpıyordu, ama merakı korkusuna galip gelmişti.

Bir köşeyi döndüğünde, siluetin geçtiği koridordan hafif bir gölge süzüldü; Arda hemen durdu, nefesini tuttu. Bir süre hareketsiz bekledikten sonra, yavaşça ilerledi. Kamera hala elindeydi, fotoğraflara bakarak iz sürüyordu.

Binanın içinde sessizlik vardı; sadece uzak bir yerde bir kapının gıcırtısı duyuluyordu. Arda, kendi cesaretini sorguladı: "Gerçekten takip etmeli miyim, yoksa buradan dönüp gitmeli miyim?" ama merakına yenik düştü.

Tam o sırada, bir kapı aralığından siluet göz kırptı ve kayboldu. Arda'nın kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu, ama o artık geri dönmeyecekti. Siluetin peşinden gitmeye karar verdi; hem gerçeği öğrenmek hem de kendi korkusunu sınamak için.

Koridorun sonuna geldiğinde, birden yerde bir ışık parladı. Arda eğildi ve fotoğraf makinesinin ekranına baktı; siluetin geçtiği yolu gösteren bir ipucu gibiydi. Her adımında gerilim artıyor, kalbi neredeyse patlayacak gibi çarpıyordu. Binanın karanlığı, sessizliği ve o siluet... Hepsi bir araya gelip Arda'nın tüm duyularını keskinleştirmişti.

Tam o anda arkasında bir ses duydu; bir nefes, bir ayak sesi... Arda dondu kaldı. Döndüğünde, siluetin gölgesiyle karşılaştı, ama göz göze gelmek yerine birden kayboldu. Adrenalini yükselmişti; artık sadece merak değil, hayatta kalma içgüdüsü de devreye girmişti.

Arda, nefesini topladı, cesaretini yeniden kazandı ve sessiz adımlarla siluetin bıraktığı izleri takip etmeye devam etti. Her köşe, her gölge, her sessizlik anı ona hem korku hem de ipucu sunuyordu. Bir yandan silueti yakalamaya çalışıyor, diğer yandan kendi korkusuyla yüzleşiyordu.

Koridorun sonunda, eski bir kapının hafif aralık olduğunu gördü. Siluet tam o kapıdan geçmiş gibiydi. Arda, yavaşça kapıya yaklaştı ve parmağını kapının koluna değdirdi; soğuk metal onu titretti. Derin bir nefes aldı, kalbi deli gibi atıyordu ve kapıyı yavaşça araladı...

SESSİZ ÇIĞLIKLAR Stories to obsess over. Discover now