Bölüm 1: Taşınma

26 13 4
                                        

Bugün Greenwood'a taşınıyoruz. Evden ayrılalı yaklaşık 6 saat oluyor. Annem ve babam bu taşınma için heyecanlı görünüyorlar. Yol boyunca Greenwood'a nelerin olduğunu konuştular. Oradaki lisenin çok daha iyi olduğunu ve benim eğitimim için daha iyi olacağını söylüyorlar. Öyle olmayacağını biliyorum. Küçüklüğümden beri insanlarla pek anlaşamam. onların merak saldıkları şeyler bana sıradan ve basit gelir. Ve inanın bana bu güzel bir şey değil. Ortalıkta ne kadar farklıyım diye dolanmıyorum. Aksine bende onlar gibi olmak isterdim. Tek dertlerinin kızları kesip onlarla nasıl yatarım olması bence büyük bir lütuf. Buraya taşınmayı hiç istemedim. Geride bir çok şey bıraktım. Ama tabi kimse 16 yaşında ki bir çocuğun fikirlerini önemsemiyor.

"Neden taşındık?" sorusunun cevabı, ebeveynlerimin tipik "yeni bir başlangıç" laflarının arkasına saklanmış, finansal bir karmaşaydı. Babam, "Büyük Şehir artık bize göre değil, Evlat" dedi. Aslında demek istediği, "Büyük Şehir artık babanın kredi kartı borçlarını kaldıramaz." Ve işte Greenwood buradayız. Kasabanın adı ironik derecede aldatıcıydı. Ne yeşil ne de neşeli bir hava vardı. Yol, bir karabasanın rüyasından fırlamış gibi uzun, dar ve asfaltta bile rutubet kokan bir örtüyle kaplıydı. İlk izlenimim: Evler, eski ve çatık kaşlıydı; sanki her pencere arkasında bir sır saklıyordu. Uzun ve solgun ağaçlar, gökyüzünü bir kafes gibi örtüyor, arabamızın üzerine sadece titrek, kasvetli bir ışık düşmesine izin veriyordu. Sanki güneş, bu kasabaya ulaşmak için ekstra çaba sarf etmek zorunda kalıyordu. Ama bundan şikayetçi değilim. Güneşi pek sevmem zaten.
Ve sonunda Greenwood tabelası gözüktü.

Biraz ilerledikten sonra babam benzin almak için arabayı benzinliğe çekti. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda tertemiz bir hava karşıladı beni. Babam benzinliğin marketine, annemse tuvalete gitti. Bende arabanın önünde temiz havanın tadını çıkarıyordum.

Benzinliğin karşısı bir ormana bakıyordu Orman, Greenwood'un ruhuydu. Kasabanın etrafını bir duvar gibi saran, merkezi hariç her yeri yutan, devasa bir yeşillik. Sabah olmasına rağmen o kadar korkutucu duruyordu ki inanın bana orada bir kaç saatinizi geçirmek istemezsiniz. Derinliklerde, o kara yeşil perdenin arasından bir hareket sezdim. Önce rüzgar sandım. Ama hareket, ritmikti. Sanki birkaç uzun gölge aynı anda, sessizce yer değiştiriyordu. Daha dikkatli bakınca birisinin beni izlediğini fark ettim. Uzun boylu. Siyah bir ceket giymiş bir adam. Altından bembeyaz tişörtü görünüyordu. Başını kaldırdı, doğrudan bana baktı. Kalbim bir anlığına hızlandı. Bir yabancının gözlerine bu kadar net şekilde yakalanmak... açıklayamadığım bir rahatsızlık verdi. Sanki gözlerimin içine değil de, zihnimin derinliklerine bakıyordu. Onu incelemeye o kadar dalmıştım ki babamın gelişini bile fark etmedim. Omzuma dokunduğunda irkildim, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. "İyi misin evlat?" Diye sordu. Yutkunarak "İyiyim baba sadece... dalmışım" Yüzünde bir gülümseme belirdi "Tamam o zaman hadi arabaya bin burayı çok seveceksin" Babam arabaya doğru giderken benim gözlerim siyah ceketli adamı aradı. Ama yoktu orda değildi. Acaba ormanda yaşayan birimiydi. Böyle düşüncelerle kendimi rahatlatmaya çalışıyordum.

Arabaya bindik ve ilerlemeye devam ettik. Aslında Greenwood o kadar kötü bir yer değildi. Sadece... sadece geride kalan arkadaşlarımı çok özlüyorum. Scott, Emily, Bill beni anlayan sadece onlar vardı. Saatlerce araştırmalar yapar, kendi tasarladığımız kutu oyunlarını oynardık. Birbirimize korku hikayeleri ve paranormal hikayeler anlatırdık. Doğaüstü varlıklara inanıyorduk yoksa dünya çok sıkıcı bir yer olurdu. Artık bunları aşmam gerektiğini biliyordum. Artık küçük bir çocuk değildim 16 yaşına gelmiştim. Eski okulumda ki gibi bir ezik olamazdım. İnanın bana ezikleri kimse sevmiyor. Sonunda evimize gelebilmiştik. Evimiz iki katlı bir evdi ve oldukça büyüktü kasvetli güzel bir havası vardı. Kendimi bildim bileli karanlığı, aydınlığa tercih ederim. Odama gidip eşyalarımı yerleştirdim. Yatağıma uzandığımda yorgunluktan uyuyakalmışım. Birisinin beni dürttüğünü hissettim uykulu şekilde zar zor gözlerimi açtığımda babamın başımda dikilip omzumdan beni hafifçe salladığını gördüm.

"Efendim baba" Dedim uykulu bir sesle

"Okula geç kalacaksın hazırlan" dedi

"İlk günden okula mı gideceğim? Mümkün değil "

"Kalk ve hazırlan" dedi sert bir ses tonuyla. Bazen onu öldürmek istiyorum. Kalktım elimi yüzümü yıkadım. Dişlerimi fırçalayıp. Saçımı taradım ve aşağıya indim. Dünün yorgunluğunu atamamıştım hala. Zombi gibi etrafta söylenerek dolaştım. Yemek masasına oturup somurtarak

"Gerçekten ilk günden okula gönderdiğinize inanamıyorum." dedim içimde hala sıcacık yatağıma dönmek için bir umut vardı.

"Bunu senin için yapıyoruz tatlım. Ne kadar erken gidersen o kadar kadar kolay alışırsın." dedi annem

"Geç gidip alışmasam sanki gerimi döneceğiz."

"Hayır ama annecik sinirlenip sana tavayı fırlatmak zorunda kalmayacak" Dedi yüzünde sahte gülümseme vardı

"Ha ha çok komik. Ayrıca bu yaptığınız suç tehdit edilerek zorla gönderiliyorum." Annem yaptığı omleti tabağıma koyup saçımı ovuşturdu ve eğilip yanağımdan öptü.

"O zaman babana söyle giderken seni karakola bıraksın suç duyurusunda bulun" Bu ailenin mizah ile haşır neşirliği sinir bozucu olmaya başladı

Yemeğimi yedikten sonra babam kahvesini içip ayağa kalktı sesinde anlamsız bir heyecan vardı.

"Hazır mısın evlat?"

"Hayır dersem bir şey değişecek mi?"

"Pek sayılmaz" Dedi yüzünde yine sahte bir gülümseme vardı. Bu adamın gerçekten sorunları var. Arabaya bindik kafamı cama dayadım ve tüm o yolu izledim. Sakin ve güzel yolları vardı. 15 dakikanın ardından okula vardık. Okul gerçekten baya büyüktü eski okulumun neredeyse 3 katı kadardı. Tabelada kocaman harflerle GREENWOOD HİGH SCHOOL yazıyordu baya yaratıcı ha?

Babam okulun etrafına bakarak ıslık çaldı

"Vay canına baya büyük. Bir kaç tur atalım mı ne dersin?" dedi

"Sanırım bunu daha sonraya bırakacağım" dedim

"Bak Matt zor olduğunu biliyorum. Burada yeni bir sayfa açıyoruz kendimize ve bir çok şeyi arkamızda bıraktık. Ama buraya alışmak zorundayız artık yeni evimiz burası. İnsanın evi bir mekana bağlı değildir Matt. Sevdiklerin neredeyse, Ailen neredeyse evin orasıdır. Ve biz hep buradayız senin yanındayız. Beni anlıyor musun?" dedi söyledikleri içimi rahatlatmıştı

"Biliyorum... Baba sadece alışmam için biraz zaman lazım" Gülümseyip saçlarımı okşadı başını sallayıp okula doğru yöneldi. Okula girdiğimizde ortam klasik bir lise ortamına benziyordu. Futbol ve basketbol oynayanlar, kızlarla flörtleşenler, inekler, havalı ama aptal olan o tipler. Okulun içerisine girip müdürün odasına yöneldik. Kapıdan girdiğimizde müdür ayağa kalkıp "Bay Collins" Diyerek babamın elini sıktı

"Hoş geldiniz bende sizi bekliyordum. Bu genç delikanlıda Matt olmalı" Elini bana doğru uzattı elini sıktım. Müdür obezite ile savaş halindeydi ve belli ki savaşı kaybediyordu. Eli ıslaktı sadece ter olduğunu ümit ederek yaşamıma devam edeceğim.

"Matt biraz içine kapanıktır çok fazla konuşmaz." dedi babam

"Ah evet belli oluyor ama çok zeki bir çocuğa benziyor" diye karşılık verdi müdür. Bunu buraya gelen her aptala söylediğine eminim. Ve ayrıca ben içine kapanık falan değilim ilgimi çekmeyen insanlarla konuşmaktan hoşlanmıyorum sadece. Babam ve müdür konuşurken bende pencereden ormanı izliyordum. O siyah ceketli adam hala aklımdaydı. Acaba kimdi? Bir süre sonra müdür masasının üzerindeki kağıda bir şeyler yazdı

"Hadi seni sınıfına götürelim." Dedi müdür. Babama son bir yalvarır bakış attım. Belki vicdana gelirde geri götürür ama işe yaramadı.

NightriseWhere stories live. Discover now