†1†

76 9 18
                                        

Max, meleğiyle uğraşmayı çok severdi.

Ama Max'in eğlence anlayışı diğerlerine pek benzemezdi. Öbürleri, alçak şeytanlar, meleklerin kuyusunu kazardı. Buna sanki çok keyifli bir şeymiş gibi bakarlardı. Acı çektirmeyi oyun sayarlardı. Kahkahalara boğulur, onları aşağılamaktan geri durmazlardı.

Max ise meleğinin kanatlarından bir tüy kopardığında bunun için "eğlence" gibi ucube ve aptalca bir nedeni değil daha felsefi ve kompleks bir nedeni olurdu. Meleğinin yaralarına parmak uçlarını değdirdiğinde ve açık aralık bulduğunda, parmak izini o ette görmek istediğinde, hafifçe ittirdiğinde o küçük çığlıkların bir manası olurdu.

Sevgisi asla basit ve indirgenebilir değildi Max'in. O şeytanların en yücesiydi zaten. En kudretlisi. Her şeyin başı. Secde etmeyen. Asi, baş kaldıran. Oydu. Tanrının otoritesini yok saymak isterken ayıplanan. Adem ve Havva'yı yoldan çıkarmak için görevlendirilen. Mavi gezegene insanlara vesvese vermek için gönderilen.

Ama son zamanlarda sınanan dünyalılar pek ilgisini çekmiyordu. Onun yerine meleğiyle vakit geçiriyordu yumuşak pamuklar üzerinde.

Meleğini kaçırmıştı. Cennetten, çıplak ellerle sürmüştü onu. Gözyaşları bulutlar üzerine dökülürken o sınır çizgisinin affedilmeyenler tarafına taşımıştı onu. Onu özellikle izlemişti cennette iken. O güzel mavimsi yeşil gözlerini, güzel bedenini aklına kazımıştı. Zaten diğer melekler kadar bağlı görünmüyordu Tanrıya. Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyor gibiydi.

Max onu ateş sıcağı ellerle kavradığında ise ilk kelimesi Tanrı olmuştu. Buna karşın öfkesi fokurdadı, patlamayı bekler bir yanardağ gibi kabardı. Savunmasız melekse nefes nefese tanrısından yardım diliyordu.

Ama gökyüzü boştu. Tanrı onu korumamıştı. Hıçkırıkları lavların halkını bir anda sessizliğe gömmüş, tüm odağı üzerine çekmesine neden olmuştu.

Eğer Max orada olmasaydı, o acınası meleği çiğ çiğ yerlerdi. Parça parça, lime lime ederlerdi. Ama en korkulan şeytan vardı bir kere, kırmızı tırnakları meleğin bebeksi tenine batıyordu. Açısını değiştirseydi parmaklarının, damla damla kan akıtırdı o kar beyaz tenden.

Charles'ın cennetten çıkarılmadan önce cildi adeta parlıyordu. O sımsıcak yere getirildiğinde ise sürekli yaralı bir kuş gibi titriyor, gitgide yumuşak uzuvlarının katılaştığını hissediyordu. Sanki ışıl ışıl olan cildi şimdi mat bir yüzeye dönmüştü.

Fakat bu onun güzelliğini Max'in gözünde azaltmadı. Aksine, buna rağmen hâlâ onu reddeden Tanrı'sından bir parça gibi görünmeye devam etmesine hayran kaldı. Ancak meleği sürekli ağlamaya başlayınca şikayet edercesine, onu arada sırada sınır çizgisine götürmeye söz verdi. Sanki bakım salonu gibiydi, Charles kaskatı kesilen derisini değiştiriyor gibi.

Onu ilk götürdüğünde kumral saçlı melek kaçmayı denemişti. Pişman etmişti Max onu, bir meleğin psikolojisini darma duman edecek şeyler yapmıştı. Ki gerçekten de mahvetmişti meleği. Charles o zaman dilimi boyunca durmadan kaçmayı denedi. Cehennemden falan da değil.

Max'in elinden kaçmak için çabaladı. Bunlara giren şeyler ise kanatlarını kor ateşin üzerinde yakmaya çalışmak gibi kendine zarar vermesiyle sonuçlanacak şeylerdi. Mesela kendini bir anda bi' başka güçlü zebaninin eline atacak -Max kadar güçlü olamazdı- ve onu sindirmesini sağlayacaktı. Hem böylece beyaz kanatlı arkadaşları için de faydalı bir şey yapmış olurdu çünkü bu eylem asla o kırmızı boynuzlu çirkin yaratığın yanına kalmazdı. Baş Şeytan onu var olmaktan pişman ederdi.

Kollarını dumansız ateşte yakmaya çalışırken yakalanmıştı Max'e. Tabii şeytan o bembeyaz tabakanın kırmızı ve kabarcıklı göründüğünü fark ettiğinde sinirden deliye dönmüştü. Charles'ı bağladı ve hapsetti. 1 hafta boyunca onunla konuşmadı ve Charles geliştirdiği garip inançla ona iyi gelebilecek sadece 2 şey olduğuna inanıyordu.

Biri tanrıydı. Henüz inancı sönmemişti. Tanrı onu o kadar kolay bir şekilde o iblisin eline bırakmazdı ki.

bırakmamış mıydı

yoksa bırakmamıştı da Max'in ona oynadığı bir oyun muydu hatırladığı o sözler?

"Cennetimi hâk etmiyorsun. Hiçbir zaman etmedin!"

Onu tutan ellerin kurtarıcı gibi hissettirme nedeni belki de buydu. Tanrının ona aşıladığı güvensizlik ve kaybolmuşluk.

Bunu aşamıyordu. Her gece, her gece kabuslarına giriyordu. Her seferinde yaradanı görüyor ve ona koşmaya, yaklaşmaya çalışıyordu ama yıldızlar parladığında yani sabah olduğunda sarıldığı kişi Max idi.

Ondan asla kaçamayacağını anlaması 3 hafta sürmüştü. Cehennemde geçen cehennemden beter 3 hafta.

Sonunda bacakları hep kızgın demirle işlenen yaralarla doluydu. Göz pınarları kupkuruydu. O hafta boyunca 2 kere bayılmıştı. Acıdan mı korkudan mı hatırlamıyordu. Hislerin yüzde beşi bile korkudan zırlamaya başlamasına yeterdi.

Meleğini yanında taşırken Max çevredekilerin ona baktığını görürse o ismi aklına kazır ve birkaç kaversiyede geri gönüş yapardı onlara. Genelde korsuz dumanlar havaya karışır, yok oluşun eşiğinde çemberler çizer ve Charles'ın bedenine baktıkları için pişman olup göçerlerdi gökten.

Ama Charles'ın bir planı vardı.

Ve bu amansız varlıktan kurtulabileceğine inancı tamdı.

††††††††††††††††††††††††††††††††††††††††††††††††††

diğerleri bitmeden yeni fic baslamak ve ben. neyse vote atin kitap yeni falan

ayrica not proofread arkadaslar yazım hatası varsa %90ının gece 3 uykusu civarı yazılmasından kaynaklanıyordur belirtirseniz yorumlarda düzeltirim

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Feb 09 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

your wings crumble / lestappenWhere stories live. Discover now