"Gözlerime bak." Net tutumuyla bakışlarım gözlerine tırmanırken yüzümü baştan aşağı süzüşünü seyrettim. Elleri yanımda duvara, bedeni ise bedenime yaslıydı. Bana bakmaya devam ederken burnuma sürtünen burnuyla neredeyse duyulamayacak kadar küçük kıkırdaması kulaklarıma ulaşmıştı. Gülümseyip elimi başına götürnüş, ensesine doğru yol alıp ağırdan okşamıştım. Saniyeler içinde bir eli onu seven elimi tuttuğunda aynı anda heyecanı da sezmiştim hareketlerinde. Tuttuğu elime kenetlediği parmaklarımızı yavaşça geri indirdiğinde, bir kere daha yanaşmıştı yamacıma. Ben öpecek diye beklerken o önce boynuma varmıştı ağır ağır. Kokumu içine çekmiş, bir süre yalnızca orada dinlenmişti. Sonunda gömdüğü yüzünü boynumdan kaldırmadan önce, diğer eli de boşta kalan elimi bulup sıkıca tutunmuştu. Sonraki hamlesini tahmin ettiğimin kanaatinde gözlerimi yumarken, bir kez daha bulmuştı sakin sesi kulaklarımı.
"Gözlerini aç idol, gözlerime bak." Neredeyse fısıldayarak tamamlarken cümlelerini, burnunu bir kez daha burnuma sürtmüştü. Bugün diğer günlere oranla daha sessiz, sakindi. Gözleri tutkuyka gözlerime bakarken artık Lee Minho'nun beni dakikalar sonra sahneye çıkmadan önce bu kuliste, odalardan birinde öpeceğinden emin şekilde beklemiştim lakin planlarımız bozularak kapımız personellerden biri tarafından sorulmadan açılmıştı.
"Son iki dakikanız kaldı. Asansöre gitmeniz gerekiyor." Kendisinin yerinden kıpırdamaycağının bilincinde Minho'yu hızla iterek kendimden uzaklaştırırken personele onay vermiş, bize bakmaya devam ettiğini fark ettiğimde de onu uzaklaştırmak adına asansöre doğru peşine takılmıştım.
Tanrım bu iyi değildi. Hem de hiç değildi. Minho bu kadar uğraştan sonra beni öpememişti. Günün sonunda bunun bir şekilde felaketle sonuçlanacağını, ya da istediğini almak için elinden ne gelirse yapacağını biliyordum. Ne olacağını bilemez halde şakaklarımı ovarken bildiğim tek şey sahnede ona dikkat etmem gerektiğiydi.
Tahmin ettiğim gibi de olmuştu.
Bir süre sonra konsere kısa bir ara verip yeniden makyaj tazelemeye ve kıyafet değiştirmeye indiğimizde Minho yeniden ufak bir fırsat için peşimden koşturmuştu lakin elbette ki bu mümkün olmamıştı. Etrafımızda onlarca insan varken beni bir odaya kapatmak adına bir bahane bulamamıştı. Lakin gözleri üzerimdeydi. Konser süresince de öyle olmuştu. Baldan irisleri sahneye çıktığımızdan beri beni izliyordu. Her saniye daha da yamacımda bitiyordu. Bazen onu zapdetmek dünyadaki en zor şey haline geliyordu lakin bunu yapmak zorunda olduğumu biliyordum. Tanrı bilir zorunda olmasam da bunun için can atardım. Ama şimdi en azından zaten bundan başka yapabileceğim bir şeyin olmadığını bilmek, bir yandan da sahnede profesyonel davranmakla birlikte bir hayli imkansızlaşıyordu. Ona karşılık vermek de iyi gelmeyecekti. Tüm bunlar onu tetikliyordu. Ufak detaylar, detaylar. Her ne kadar bunu denesem de durduğu yerden bana oldukça yakınken, tam da onun istediği gibi tüm profesyonelliğimi kaybetmiş ve onun gözlerine çıkartmıştım gözlerimi. Bu onun için son damla oluvermişti elbet.
Bedenini iyice yakınımda bulurken stresle etrafımda gezmişti bakışlarım. Diğer üyeler sırayla aralarında konuşurken ben bu kediyi nasıl dizginleyebileceğimi düşünür haldeydim. Hemen dibimdeki yoğun bakışları da düşünmeme engel olur gibiydiler. İstesem de mantıklı bir karar veremeyeceğimin farkındaydım. Korkuyla elini tutarken sakinleşmesini dilemiştim tanrıdan. Bir şekilde hislerini dizginleyebilmesini. En önemlisi kendisine gelmesini. Ama son birkaç dakikadaki durgunluk, onun son çabaları olmuştu. Önüme çıkıp hızla bir eli belimi bulurken buna on binlerce kişi önünde olabildiğince çabuk bir çözüm bulmalıydım. Gözleri en büyük tutkunun ağırlığıyla parlıyor haldeydiler.
Öpecekti beni. O kadar yakındı ki elim ayağım boşalmıştı. Artık bana çoktan olması gereken yakınlığı aştığı anda büyük bir refleksle ona sarılmıştım. Elimle başını boynuma gömerken hareketlerini de olabildiğince saklamaya çalışıyordum. Belki bir anlığına, dehşete kapılmıştı kalbim. Onu ve yavaşça bedenimi sarıp sarmalayan dokunuşlarını öylece gizlemeye çalışıyordum. Lakin sonunda o da bundan kolaylıkla yararlanmıştı.
İlk fırsatta en hassas noktamdan, boynuma gömerken dudaklarını, bu sefer gözlerimi açık tutmaya çalışmak bir zorunluluktu. Saniyeler geçse de dinmiyordu tutkusu. Zevk içinde kıvranan bedenimi artık ayakta tutnak zordu. Hemen öptüğü yerde hissettiğim sivri dişleri ise benim için son nokta oluvermişti...
Bunu yapamazdı. Yapmayacağını biliyordum. Onu tetikleyen şey, sonunda beni de çileden çıkartacak güçteydi.
Sonunda savunmasız kalan bedenime daha sıkı tutunmasıyla anlamıştım. Biraz olsun iyiydi şimdi. Sonuç olarak artık eninde sonunda onu insanlığından uzaklaştıran şeyler, kendine de getiriyordu. Normalin aksine bugünlük bir boyun öpücüğü onu dizginlemeye yetmişti. Ucuz atlatmıştık. Bundan da sıyrılarak kurtulmuştuk. Yalnız biliyordum ki bir gün ikimiz de ağır hasarlar alacaktık bu baş ağrısından. Sonu gelmeyen bu döngü içinde birbirimize sahip çıkmaya çalışmak çok zordu. Nefes nefese başını okşarken bedenini sonunda bedenimden ayırmıştı. Gülümserken bir kez daha hayat bulan duygularıyla sivri köpek dişleri, onları saklaması ve bir an önce buna bir son vermesi gerektiğini biliyordum. Nihayetinde o da öyle yapacaktı.
Sonuçta Minho bir kedi, ve ben de onun zamanında kendi seçtiği sahibiydim. Onun kadar benim de onun üzerinde yetkim oluyordu. Bazı davranışları için bazen benden izin almasını beklerken, bazı günler ise bana merhamet ederek ileri gitmediğine şükrediyordum. Beni seviyordu. Dokunuşlarımı, ona karşı sarf ettiğim cümlelerimi, bakışlarımı. Lakin ben onunkilere aşıktım. Kıskandığında laranlıkta, en derinlerinde yeniden uyanan siyahları, huzurluyken yeşeren yeşilleri, sakin ve henüz kendine engel oluyorkenki canlı sarıları ve tutku doluyken zifiri karanlıkta da olsa parlayacak olan kızıl irisleri... Bir çok duyguya sahipken onları kıntrol edebilmek için bana ihtiyaç duyması aramızdaki dinamiği daha da karmaşık hale getirmişti başlardı. Bunun için benden habersiz beni seçmişti ve günün sonunda her şeyden sakındığım sihirli kedim oluvermişti.
Şimdi onda uyanan hisler gün geçtikçe bende de ağırdan uyanıyordu. Onu tetikleyen bakışlar beni de tetikliyor, zaman zaman bana kendi kontrolümü de kaybettiriyordu. Ancak o zamanlarda içinden çıkan masmavi deniz irisleri beni koruyup kolluyor, sonunda da tamamen sakinleştiriyordu. Sarılamadan uyuyaması, öpmeden sinirinin geçmemesi, gerekli kuralları koymadığında şımarması ve hatta temas etmeden kendine gelememesi... Ama sonunda her haliyle benim olmuş, bir parçam haline gelmişti. Tek korktuğum şey ise ergenlik yüzü oturduğundan beri artık zamanla yaş almadığının ortaya çıkacak olmasıydı. Eğer sahibi olarak onu iyi koruyup kollayamazsam bu sonunda ikimizin de sonu olacaktı.
"Buna izin vermeyeceğim."
Günün bitiminde sahneden indiğimiz vakit ona, odanın bir köşesinde bahşettiğim öpücük, ikimize de bir süre konuşulacak olan dedikoduları unutturacaktı. Günün sonunda yeniden benim tuhaf kedim olmuş ve akşam evde koltukta uzanırken başını savunmasızca göğsüme yatırıp saf ilgimi beklemişti. Her kedi gibi o da bir ödülü hak ediyor, sahnede sonunda kendibe hakim olduğundan bunu da biliyor ve istiyordu.
Ay slm slm
Bugun tuvalette aklima gelen kurgu>>>
Severseniz devamını da yazarim hiç sikinti degil🙆🏻♀️🙆🏻♀️🫶🏻
Elestirilerinizi de seve seve bekliyoruö
OY VERİRSENİZ ASSSSSİRİ MUTKU OLURUEIEM
Tesekkurler sımdıdennnnn😋😋😋😋💗💖🎀💕💝❤️🔥💓💓🙆🏻♀️🙆🏻♀️🙆🏻♀️🫶🏻🫶🏻
Baybayyyyaaÿy
YOU ARE READING
Passion ~ Minsung
RomanceTek bölümlük!! Tamamlandı!!!! Bir hikayeden daha çok başka bir evrende bir kedi ve kedinin sahibi ilişkisi.
