~1~

1 1 0
                                        

  Ben Mina. Ailem baskıcı olduğu için yatılı okulda okuyorum. 3 yıldır burdayım. Buraya alışmam kolay olmadı. Ama şuan mutluyum ta ki Mert hocanın sesini duyana kadar.

  "Tamam sakin olun!" diye bağırıyordu. "Ambulansı arayın!" dedi bağırarak. Melda hoca ayağa kalkarak "Ben bakıp geliyorum" dedi ve sınıftan çıktı. Bir çığlık sesi duyduk. Melda hocanın sesiydi bu. Bir şeye inanmak istemiyo gibiydi.

  "Biz niye buradayız,bizde gidelim" diyerek ayağa kalktım. Benim peşime birkaç kişi daha ayaklandı. Kapıya doğru gittim ve kapıyı açtım. İlk gördüğüm şey kan oldu.

  Yerler kıpkırmızıydı ve yerde biri yatıyordu. Poyraz kanlar içinde yerde hareketsiz bir şekilde duruyordu. Kanlar koridorun sonuna kadar uzanıyordu. Herkes çığlık çığlığaydı. Nasıl tepki vermem gerek, bilmiyorum. Kabul Poyraz'ı çok sevdiğim söylenemez ama ölmesini isteyecek kadar da nefret etmiyorum.

  Yerde bıçak vardı. Büyük ihtimalle o bıçakla öldürülmüştü. İkram hoca elinde poşetle geldi. Bıçağı eline temas ettirmeden aldı ve poşete koydu. "Polise veririz" dedi ve poşetin ağzını bağladı.
 
  Ambulans ve polis sirenlerini sesi geliyordu. İçeri ellerinle sedi olan üç kişi girdi. Poyraz'ı sedyeye yatırdılar ve okuldan dışarı çıkardılar.
  
~~

  Poyraz gideli bir saatten fazla olmuştu. Bize hiçbir şekilde bir bilgi vermiyorlar. Kesin ölmüştü. Söylemesi kolay değildi fakat çok kan vardı. Kurtulması bir mucize falan olurdu.

  "Mina yanına oturabilir miyim?" diye sordu Eylül. "Tabiki" diyerek çantamı yanımdan alıp yere koydum. "Poyraz hakkında neden bilgi vermiyorlar" dedi Eylül. "Bilmiyorum" dedim ve sustum. Poyraz Eylül'ün yakın arkadaşıydı.  Hem kim niye Poyraz öldürmek istesin ki. Düşmanı falan da yokki okulda.

  "Arkadaşlar" diyerek içeri bir öğrenci girdi. Tanımıyordum. "Poyraz ölmüş" dedi. Direkt olarak Eylül'e döndüm. Şoku atlatmaya çalışıyorduk. Eylül "Neden" diyebildi sadece. Hiçbirimiz bilmiyoduk. "Bir de olay çözülene kadar okula gelmeyecekmişiz" diye ekledi ismini bilmediğim çocuk. Sınıftan çıktı. Eylül ve bir kaç kişi ağlamaya başlamıştı. Herkes şoktaydı bir kişi hariç. "Gerçekten o salak için üzülecek misiniz" dedi İrem. İrem'e dönerek "Poyraz yerine sen olsan üzülmezdik mesela" dedim. Fırat arkadan "Kız haklı" diyerek beni destekledi. Fırat'a gülümsedim, o da karşılık olarak göz kırptı.

  Tam o sırada okulun panjurları kapanmaya başladı. "Ne oluyor lan" bunu diyen Can'dı. Can kapıya yönelerek koşmaya başladı. Kapının önünde durdu ve kapının kolunu tuttu. Kolu hızlıca çevirdi ve açılmıyordu. "Kilitli" dedi ve kapıya tekme atmaya başladı. Dördünü tekmesinde kapı kırıldı. Şok içinde dışarıya bakıyordu. Fırat ayağa kalkıp hızlı adımlarla kapıya ulaştı.

  "Okul bomboş" deyip bir adım attı. Can kolundan tutup "Yerde ip var dur" dedi. "Sandalye getirsenize" dedi ve bekledi. Atlas kalkıp sandalyeye aldı. Can'a uzatarak "Al da napcaksın sandalyeyi" dedi. "Çok yoruldum ya biraz oturuyim dedim nasıl fikir" dedi. Atlas göz devirerek öğretmen masasına oturdu.
 

  Can sandalyenin ayağıyla yavaşça ipi çekti. Yukardan hızla bir bıçak savruldu. Can kendini hızla geri çekti. Fırat şokla havadaki bıçağa bakıyordu. "Ölüyodum lan" dedi Can. "Farkettik" dedim. "Bunu nasıl daha önce farketmedik?" dedim Fırat'a sorarcasına. Acaba herkes nerdeydi. Yada neden bizi burda bırakmışlardı. Hiçbirimiz hiç birşey bilmiyorduk.

  Can yavaş adımlarla dışarı çıktı. Etrafa baktı ve geri sınıfa döndü. "Galiba tek biz varız" dedi. "Napıcaz şimdi" dedim sırama geri otururken. "Koridorlara bakalım mı bi" dedi Fırat. Can "Olur" dedi ve sınıftan çıktı. Fırat'ın direkt olarak fotokopi odasına gittiğini gördüm.

  Koşar adımlarla kapıya ulaştım ve fotokopi odasına doğru döndüm. Fırat oraya girmişti. Kapısı açıktı. Can ise koridorda ilerliyordu. Can'ı umursamayarak fotokopi odasına girdim. Fırat hızla kafasını bana çevirdi. Derin bir nefes vererek "Sen miydin?" dedi. Kafamı salladım ama çok karanlıktı. Fırat telefonunun flaşını açtı.

  Hafif adımlarla kapıya gitti. Dışarı çıkacağını düşünüyordum. Ama o kapıyı kapatıp,tek adımda yanıma ulaştı. Bianda beni duvarla arasına aldı. Kalbim duracak gibi atıyordu. Napmam gerek bilmiyorum. Doğrudan dudaklarıma bakıyordu. Yüzünü yüzüme biraz daha yaklaştırdı. Aramızda çok az bir boşluk vardı. Gözlerini kapattı ve dudaklarıma minik bir öpücük kondurdu. Hızla benden ayrıldı.

  Gülümseyerek Fırat'a sarıldım. Gülümsememe karşılık vererek kollarıyla belimi sardı. "Aslında burda kalabiliriz" dedim etrafa bakarak. "Mantıklı" diyerek hafifçe yere oturdu. Tam yanına oturacağım sırada kapı açıldı. Sefa kafasını içeri doğru uzatarak "Siz mi vardınız?" dedi. "Evet" diyerek sorusunu cevapladım.

  Bianda içeri koşarak Eylül daldı. Buğra, Eylül'e napıyo yine bu bakışı atıyordu. Eylül nefes nefese kalmış bir şekilde "Sınıfta bunaldım ya" diyerek açıklama yaptı. "Herkes birbirini suçluyo en sonunda kaçtım ve buraya koştum" diyerek ekledi. "İyi yapmışsın" dedim gülümseyerek. Sefa kapıyı kapatıp, kitledi. Fırat "Niye kitledin kapıyı?" diye sordu. "Başka biri girmesin diye" diyip sandalyeye oturdu. Cidden o kadar sandalye varken Fırat niye yerde oturuyordu.

  Bianda bir çığlık koptu. İrem'in sesine benziyordu. Ayağa kalkıp kapıyı açtım. Koşar adımlarla koridora koştum. Eylül hemen yanımdaydı. Fırat koşarak önüme geçti ve "Tehlikeli olabilir, arkamda dur" dedi. Kafamı sallayıp arkasına geçtim.

  İkinci bir çığlık koptu bu sefer İrem'in değildi. Eylül korkuyla Buğra'nın elini tutmuştu. Fırat önden ben ise arkasından gidiyorduk. Karanlıktan hiç birşey görmüyordum. Sonra görüş açıma İrem ve Arya girdi. İkiside birinin başında oturuyordu..
 

 

To już koniec opublikowanych części.

⏰ Ostatnio Aktualizowane: Jan 17 ⏰

Dodaj to dzieło do Biblioteki, aby dostawać powiadomienia o nowych częściach!

26'DAN GERİYEOpowiadania do pokochania. Odkryj je teraz