CİNAYET

12 2 1
                                        


(2023 ŞUBAT)

Göğü ikiye ayırırcasına çakan şimşeğin ardından yağan yağmurun şiddeti daha da artmıştı. Yine buz gibi bir şubat günlerinden birindeydik ve ben soğuktan nefret ederdim. Soğuk havadan ve yağmurdan. Yağmurun altında ıslanıp hasta olmamak adına bir otobüs durağının altına geçmiş bekliyordum. Annem 10 dakika önce burada olacağını söylemişti fakat ortalarda yoktu, yağmurdan dolayı oluşan trafikte kaldığını düşünüyordum yoksa bu kadar geç kalmasının başka açıklaması olamazdı.
Bir yandan soğuktan titriyor diğer yandan annemin ne zaman geleceğini düşünüp duruyor sürekli kolumdaki saat ve yol arasında mekik dokuyorken adımı duymamla o tarafa döndüm.

"Bade!" Sesin geldiği tarafa dönüp bakmamla Evrim'i görmem uzun sürmedi. Yağmurun altında ıslanmamak adına koşarak yanıma gelen Evrim'e karşı gülmeden edememiştim. Bana göre biraz kısa boylu olan arkadaşımın küçük 1-2 yaşlarındaki bebeklerin koşuşturmasını andıran tavrı onu benim gözümde çok tatlı bir insan yapıyordu ve ben bazen ona sarılıp ısırma isteğime hakim olamıyordum ama tabii ki ısırma isteğimi bastırıp sadece sarılmakla yetiniyordum.
"Neden beni beklemeden hemen kaçtın sınıftan, seslenmeme rağmen de dönüp bakmadın" dedi dudaklarını küçük bir çocuk misali büzerken. Evrim benim lisedeyken tanıştığım ve o zamandan beri de en yakın hissettiğim kişiydi. Ailemden sonra en yakınım o'ydu, lisedeyken sıra arkadaşımdı, sır arkadaşımdı-ki hayla öyle-üzüldüğümde ya da çok sevindiğimde yanımda o vardı, o ve desteği.
Neyseki Evrim'le yakın dostluğumuz sadece liseden ibaret olmamıştı aynı zamanda onunla aynı üniversiteyi de kazanmıştık.
İstanbul Aydın Üniversitesi'nde okuyorduk. Ben hukuk fakültesini kazanmıştım, küçüklüğümden beri hayalim avukat olmaktı, lise zamanlarımda bu hayalimi gerçekleştiremeyeceğimden korktuğum dönemler olmuştu ama en nihayetinde ailemin ve tabii ki Evrim'in desteğiyle sonunda kazanmıştım ve son sınıf öğrencisiydim. Evrim ise psikoloji okuyordu, o da son sınıftı.

"Duymamışım seslendiğini, şu sıralar yoğun bir sınav haftasından geçiyorum kafam pek yerinde değil.” Dedim. Bu sıralar gerçekten çok dalgındım bu yalan değildi sınav haftası beni tüketiyordu resmen. “Fark ettim zaten yorgun olduğun zamanlar çok dalgın oluyorsun.” Dedi.  

Evrim’le küçük bir sohbetin içine girerken duyduğum korna sesiyle annemin geldiğini fark edip hızlıca Evrim’e veda ettim ve yağan şiddetli yağmurdan bir an önce kurtulmak adına arabaya bindim. “Çok beklettim değil mi? Biliyorsun bu İstanbul trafiği dinmek nedir bilmiyor yaklaşık 30-35 dakika trafiğin açılmasını bekledim!” Diyerek sitem eden annemi sakinleştirmek adına “Çok ıslanmadım zaten hemen geldin” dedim.

"Sınav haftası hasta olmasan bari.”

Annemin bu cümlesine karşın ona gülümseyip artık 12 yaşında değil 22 yaşında genç bir kız olduğumu hatırlatmak istedim. 
“Otobüs durağının altında ıslanmadan 15 dakika beklemekle hasta olmam diye düşünüyorum, hem sen beni boş ver bugün dershane nasıl geçti?” Dedim konuyu değiştirmek için. 
"Bugün çocuklarla biraz kaytardık, onların da pek ders işlemeye keyifleri yoktu bende yorgundum biraz o yüzden ‘bugün böyle geçsin’ dedik” Dedi gülümseyerek. Annem mesleğine aşık bir öğretmendi ve tabii ki öğrencilerine de, öğrencilerine olan sevgisi çoğu zaman onu diğer öğretmenlerden ayırıyordu. Diğer öğretmenler gibi otoriter ve disiplinli olamıyordu her zaman daha yumuşak ve öğrencilerinin moduna göre hareket eden bir öğretmendi. “Bir öğretmene göre öğrencilerine karşı fazla yumuşak değil misin? Bak babama o disiplininden hiç ödün vermiyor.”
Babam da öğretmendi ve annem gibi pek de yumuşak sayılmazdı. “Aman, babanda gereksiz otoriter, öğrencileri o kadar bunaltmamak lazım zaten üniversite sınavı kaygısı, okul sınavları derken fazla bunalıyorlar.” Dedi babamın fazla disiplinini onaylamayarak. 

İZDonde viven las historias. Descúbrelo ahora