Okumaya başladığın tarihi buraya bırakabilirsin!
Yorumların benim için çok değerli.
Beğendiysen bir kalp bırakmayı ve düşüncelerini paylaşmayı unutma. Her bir yorum, bu hikâyeyi daha da güzelleştiriyor. 🌸
***
Sabahın ilk ışıkları kasabanın üzerine usul usul yayılırken, geceden beri dinmeyen yağmur hâlâ çatıları dövüyordu. Damlalar, tahta çatılarda ritmik bir şarkı tutturmuş, taş sokaklarda yumuşak bir melodiye dönüşüyordu. Hava serin ve tazeydi; toprak kokusu evlerin arasından yükseliyor, hayatın uyanışını müjdeliyordu.
Çatı katındaki küçük odada, Âlâ derin bir uykunun ardından gözlerini ağır ağır açtı. Yağmurun huzur veren sesi, içine çöken o tarifsiz sessizlikle karışıyordu.
Yumuşak yastığının kenarına yaslanmış, pencereden dışarı baktı. İnce sis tabakası bahçedeki ağaçların dallarını örterken, damlaların yapraklarda oluşturduğu ritmik ritim âdeta doğanın kendi nefesiydi.
Yağmur, baharın utangaç gelişi gibiydi. Henüz ne çiçekler açmış ne güneş kendini göstermişti. Ama bu yağmurda bir söz vardı: Toprak doyacak, tohumlar çatlayacak, bu yıl bereket geri dönecekti.
Âlâ, battaniyesinin altında kıvrılmış halde bu düşünceyle usulca iç geçirdi. O yaz, güneşin altında çatlayan topraklar gibi içi de kurumuştu sanki. Her başarısız hasat, onun da içinde bir şeyi eksiltmişti. Zar zor ayakta kalmış, birçok tarlada mahsul alınamamıştı; bu yüzden yağmurun sesi ona yalnızca suyu değil, şükrü de getiriyordu.
Battaniyesini biraz daha çenesine çekti. Odanın içi serindi; taş evlerin hiç değişmeyen huyuydu bu: Dışarısı ısınsa da, içerisi inatla soğuk kalırdı. Çatı katı ise bambaşka bir alemdi. Rüzgârı daha çok alır, yağmurun sesini daha derin duyururdu. Ama Âlâ bu odayı özellikle istemişti.
Çocukken en sevdiği şey, bu pencerenin önünde oturup rüzgârda savrulan ağaçların dallarını izlemekti. Dünya çok karmaşıklaştığında bile o dallar hep yerli yerindeydi.
Annesi ise her seferinde kızar,
"Çatı katı rutubet yapar, hiç orada durulur mu?" diye söylenirdi.
Fakat o, bu yükseklikte kendini daha çok buluyordu.
Belki de sessizliğin en derin olduğu yer burasıydı. Ya da camın kenarına uzandığında, tüm kasabayı ayaklarının altında hissedebildiği tek pencere buradaydı.
Odanın bir duvarını baştan başa kitaplık kaplıyordu. Raflar yetmemiş, kitaplar pencere önlerine, yatağın kenarına, sandalyelerin üzerine yayılmıştı. Diğer köşede küçük bir çalışma masası duruyordu. Üzerinde kuruması gereken seramik tabaklar, desen fırçaları, ıslak boyalar...
Odada yağmurla karışan kil ve boya kokusu asılıydı. Âlâ göz ucuyla masaya baktı, iç geçirdi:
"Umarım Mercan gelip karıştırmamıştır..."
Kedisi Mercan ortalıkta yoktu. Her sabah pencere önündeki minderde kıvrılıp uyurdu ama bu sabah görünmüyordu.
Bu sessizlik, içini huzursuz etti.
Yorganın içinden çıkıp odanın ortasında dikildi.
Üzerindeki ince sabahlıkla dışarı çıkamazdı. Hızla dolaba yöneldi, pamuklu bir tunik geçirdi üzerine. Saçlarını gelişigüzel topladı, çorap giymeye üşendi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gülyazı Kasabası(DÜZENLENİYOR)
RomanceİLK YAYINLANMA TARİHİ: 14 HAZİRAN 2025 DÜZENLENME TARİHİ: 12 EYLÜL 2025 Hikayede yetişkin unsurlar bulunmaktadır. "Bazı sesler yağmurda saklıdır ve bazı kalpler, hiç tanımadan birbirini bekler..." Yıllar sonra kasabaya dönen Devran... Toprağın sesin...
