Tekerrür - Epizot 3

27 0 0
                                        

Şehir merkezinden bindiğimiz minibüsten babaannemin köyü olarak betimlediğim o günlerde sokaklarında hali hazırda çiftlik hayvanlarının gezdiği emek köy ( şimdilerde osmangazi belediyesine bağlı bir belde)... Bu köyün insanları o kadar otantik bir havadaydılar ki ayaklarında anlam veremediğim siyah plastik kunduralar vardı. Evin önünde gördüğüm bir çocuğa senin ayağında ki nedir diye sorduğumda aldığım cevap " kara lastik cahil asıl senin ayağındaki tuhaf şey nedir ışıklı ışıklo oyuncak mı giydin" oldu. Anlam verememiştim benim giydiğim ışıklı spor ayakkabı iken onun giydiği sıradan bir lastik parçasıydı. Küçümser gibi hissettim birden kendinden utanmalıydım. Belkide ailesinin durumu kötüydü ayakkabı alacak durumları yoktu. Gözümün ucuyla diğer çocukların ayakkabılarını süzdüm hepsinde kara lastik diye isim verdikleri tuhaf şeylerden vardı. Burası köy yeri olduğu için sanırım bu çocukların ailelerinin gerçekten durumu kötü diye düşünürken annem ve babaannem evden dışarı çıktılar annem saçımı okşayarak baban bu akşam gelecekmiş babanneni üzme tamam mı dedi. Sonra güle güle bile demeden arkasıno dönüp gitti. Yetişkinler çok anlamsız hareket ediyorlardı. Babaannemin hadi oğlum içeri girelim demesi ile eve girdik.
Karnın açtır çorba yaptım sıcak sıcak iç dedi. Geniş bir yoğurt kasesine koydu ve mutfakta bana doğru uzattı. Kasenin içine baktığımda hayal kırıklığı yaşamıştım. Anneannemde yemek yapardı ama soğan denen o kötü kokulu sebzeyi salatadan başka birşeye koymazdı fakat bu çorbada soğan parçaları yüzüyordu. Yemek istemiyorum dedim ve hemen oradan kaçtım. Balkona çıkıp çocukları izlemeye başladım. Babaannemde yanıma gelip samsun paketinden uzun bir sigara çıkarıp yaktı ve derin bir nefes aldı. Dönüp bana gördün mü annen seni buraya sepetledi bakalım seninle ne yapacağız dedi. Şaşkınlık içindeydim. Annem beni terketmemişti, babamı görmem için getirmişti. Babaanne dedim. " Dedem de seni mi terketti" diye sordum. Derin bir nefes daha çekti sigarasından ona göre hayır bana göre evet dedi. Sorduğum sorunun cevabı nasıl olurda hem evet hem hayır olabilirdi. Bardağa doldurulmuş su içince biter. Bitti dersin. Bitmemişse bitmedi dersin. İkisi aynı anda nasıl olabilirdi. Hayat ve insanların söyledikleri gün geçtikçe gözümde büyüyordu sanki ben hala aynı yerde sayıyordum.
Gün aydınlandığında gürültülü bir sessizlik vardı. Babam akşamdan gelip yanıma yatmış yorgunluktan horluyordu. Yeterince uykumu almış ve uyanmıştım. Usulca kalkıp babamın üstünü örttüm. Ne zamandır onu uyurken izlememiştim. Kalktığımı farkeden babaannem " ula uyandın mı gel çay içelüm" dedi sabah sabah beni kahkaha aldı "babannecim sabah sabah çay mı içilir" dedim. Yüzüme şaşkın şaşkın baktı. " kahvaltıda ne istiyin küççük bey" dedi. Gülümseyerek bir bardak süüüüüt bir haşlanmış yumurtaaaa iki dilimcik ekmeeeek dedim ve yine o şaşkın ifadeyle başını sağa sola sallayarak gitti. Tek dakikalık kısacık bir zaman diliminde "gel paşam kahvaltın hazır" diye seslendi. Galiba şaşkınlık sırası bendeydi annem tam otomatik yumurta kaynatıcısında 15 dk hazırlarken babaannem 1 dk içerisinde işi halletmişti. Rahmetli Barış Manço num şarkısında ki gibi süper babanne... Kahraman babamın süper annesi... Gururlana gururlana mutfaga gittim. Sofraya baktığımda tavada pişmiş vıcık vıcık yağlı yumurta ve bir kasenin içine ekmek doğranmış üzerine çay dökerek birşeyler yapılmaya çalışılmış. Bu ne diye sordum. " Beğenemedin mi ? Hadi zıkkımlanda kalk bi an önce evi toplucam" dedi ve gitti. Bu durumda ne yapmam lazım alışkanlıklarımdan feragat edip günü mü kurtarmalıyım ? Mecburen yemek zorundaydım. Kaşığı daldırıp ağzıma attığımda şekersiz tatsız tuzsuz çayla ıslatılmış ekmeği günümüz çay firmalarına performans ödevi versen o kadar kötüsünü yapmayı başaramazlar. Söylene söylene kaderine mahkum bir şekilde yemeye devam ediyordum. Hatta daha ileri gidip sesli düşünmeye başladım. " Seni bu şekilde zaten dedem terketmekte haklı" dedim. Demez olaydım. Babam uyanmış arkamda dikiliyordu, şimdi dedim sopayı yedin diye düşünürken 8 yaşındaki velede bak neler geçiriyor aklından kafanı boş şeylere çalıştırma derslerine odaklan dedi ve yanağımdan öptü. "pazartesi günü yeni okuluna kayıt yaptıracağız, önlüğünü flamda iş yerinden nevin ablana söyleriz ayarlar" dedi. Arka arkaya bu şekilde 8 yaşındaki velede bu kadar yüklenmek dövmekten daha beter. Soramadım bile ne okulu ne önlüğü ne nevini ?

Tek Karelik TebessümWhere stories live. Discover now