Zıtlıkların oluşturduğu bütünü temsil ettiği için bir tarafı siyah, diğer tarafı beyazdır ve tam ortalarında siyahta bir beyaz, beyazda da bir siyah nokta bulu-
nur.Zira evrenin yasası budur."Zıt kutup-
lar birbini çeker."Eş geçmişleri olan kişi-
ler ama bir o kadar zıt kişilikler.Gecenin en karanlık anında gündüz başlar. En büzüşük hal yayılmaya eğilim gösterir.
Bunun bir diğer adı 'Yin-yang'dır.Her iyiliğin içinde kötülük,her kötülüğün için-
de iyilik vardır...
☯️
Yetimhanenin iç daraltan duvarları,her
daim yalnızlıkla geçilmiş koridorlar,sus-
kun giriş-çıkışlar.Hayatımın 4 senesinin geçtiği yer.
"Bugün sen çok gençsin,yavrum.
Hayat ümit,neşe dolu.
Mutlu günler vadediyor.
Sana yıllar ömür boyu..."
Bir elimde valizi taşımaya çalışıyordum,
Kulağımdaki kulaklıklardan yayılan tını-
ya odaklanmışken.Uzun süre kaldığınız
ya da barındığınız biryere son bir kez bakarsınız ya,onu bile yapmamıştım.Bü-
tün kırgınlıklarımı yaşanmışlıklarımı oraya tıkmış,geri dönüp hepsine geri hapsolmaktan korkuyordum besbelli.Bir
yaşamak vardı birde yaşarken göz göre göre ölmek vardı.Yıllarca dönmemek için yalvardığım o ülkeye,vatana dönü-
yordum.Azerbaycan'a...
"Ne yalnızlık ne de yalan,
Üzmesin seni.
Doğarken ağladı insan.
Bu son olsun,bu son..."
1996/Gence/AZERBAYCAN
Her bitiş bir başlangıç doğurmaz.Bazen acı doğurur bazense bir hayat verir insana.Önemli olan o ikilemden kurtul-
maktır. O ikileme sıkışmamak,her daim net olmak gerekir.Bu bir gençliğe mál olacaksa dahi.Hayat herkese toz
pembe değildir.Benim toz pembe perde-
lerime kan sıçramıştı.
Silinse dahi çıkmayacak lekelerdi bunlar.Aile çok büyük nimettir.Zamanında kıymetini bilmez-
sen eğer,acısını bin misliyle çekersin.
Bir çocuk annesini ve babasını parçala-
nırken izler mi?İzleyipte gıkını çıkara-
maz mı?Evet.Eğer bu kişi bensem,her zaman bu sorunun cevabı 'Evet' olacak-
tır.
3 Kasım 1996.O kara gün.Babam görevdeydi.Annem evde kapı pencere-
lere tünemiş bir vaziyetteydi.Karnında ise 3 aylık bir bebek vardı.Kardeşim vardı.Yaşadığımız yer bir dağlıktı.Kimin
Çıkacağı belli olmayan yerlerdi.Yine annemden gizli evden çıkmıştım,yokuş-
ları tırmanıyordum.Kaybolmuştum.
Kafkasya'nın dağlarında sonsuzluğa kadar gidebilirdim.Belki bazılarına göre
sonsuzluk yoktu ama babamın anlattığı
öykülerde vardı.Sonbahar olmasına rağ-
men kendisini gösteren soğuk yüzüme vuruyordu.Tıpkı dünyanın gerçekleri gibi.
Kısa bacaklarımla yokuşları çıkmaya çalışıyordum.Pek kimseyi tanımazdım buralarda.Büyük bir ihtimal annem beni arıyordu.Ama ben babamı arıyordum.
Bakışlarım yere dikilmişti.Bir bedene çarpmıştım.Yavaşça başımı kaldırdığım-
da, kafasında kalpak benzeri bir şapka ve kışlık askeri üniforma olan birini gördüm.Gördüğüm bir üniforma değildi.
Yaşlı adama baktım.Saçlarına ve sakallarına aklar düşmüştü.
Gözünün kenarındaki kırışıklıklar apaçık ortadaydı.Kaşının ortasında kaş çatmaktan oluşan bir çizgi vardı.Kaş çatmayla bakan yüzünde bir anda bir gülümseme belirmişti."Dikkat et ufaklık." Dedi bozuk bir Azerbaycan Türkçesi ile."Kusura bakmayın." Dedim bir süre sonra.İçimde bir korku belirmiş-
ti.Çünkü çocuktum.Benim için pek uzun sürmeyen bir dönem 'çocukluk'.O sahte gülümsemenin altında yatan sinsilikleri anlamayacak saftım,çünkü çocuktum.
Kısa sürsede hayatı toz pembe görüyor-
dum.
YOU ARE READING
Alaca
Fantasy"Her iyiliğin içinde kötülük, her kötülüğün içinde ise bir iyilik vardır. Lakin bunlar insan acıyı tatmadan gün yüzüne çıkmaz."
