"Kıvılcım"
Dar sokaklar, dev binalar ya da uçsuz bucaksız bir yeryüzü... Her neresi olursa olsun, bir yerinde yaşadığımı biliyordum. Her gün aynı döngü; uyan, zamanı kovala ve kendini sadece müziğin akışına bırak. Söylemesi ne kadar kolaydı...
Terden alnıma yapışan saçlarımın kaşıntısı gözlerimi açmama neden oldu. Hava, tahmin ettiğimden de sıcak ve bunaltıcıydı. İç çekerek yatakta doğrulurken gözlerim odanın içinde kısa bir tur attı. Yere saçılmış kıyafetler, kapakları yarım yamalak açık kalmış dolap, yerde can çekişircesine çalmaya devam eden telefon... Aslında her şey olması gerektiği gibiydi; dağınık ama tanıdık.
Bacağımı uzatıp yerdeki telefonu kendime doğru çektim, kalkıp almak için bile halim yoktu. Elime aldığımda ekranda beliren isme kaşlarımı çattım. Bu piç kurusunun cumartesi sabahı benimle ne derdi olabilirdi ki?
Telefonun cırtlak melodisi hâlâ kulaklarımı tırmalarken yüzümü buruşturup aramayı meşgule attım. Tam o anda kapı sertçe açılıp duvara çarptı. Korkuyla yerimde sıçradım.
“Sikeyim seni de telefonunu da! Aç artık şu lanet telefonu!”
Gözünde kaymaya yüz tutmuş uyku bandı, dağılmış saçlarıyla odama neredeyse dalarak giren Jihoon’la göz göze gelmeyi isterdim… Tabii gözlerini açabilseydi.
“Çıplaksın! Defol git, üstünü giyin! Sabah sabah kusma isteğimi tetikliyorsun, hayvan herif!”
Ellerimi gözlerime siper ettiğimde, onun bu utanmaz halini kafamda oturtmaya çalıştım. Tamam, benim de hayatı çok etik yaşadığım söylenemezdi ama bu adamın rahatlığı, zaman zaman bana bile fazla geliyordu.
Kapıdan uzaklaşan adım sesleri ve araya serpiştirilmiş oflamaları duyduğumda, nihayet gittiğini anladım. Ellerimi yüzümden indirip yerimden kalktım. Ellerimi belime koyup bir kez daha odama baktım. Dağınıktı. Hem de fena halde. Toplayacak mıydım?
Tabii ki hayır.
Ayaklarımı sürüyerek lavaboya gidip işimi hallettikten sonra, tam çıkmıştım ki kapı zili çalmaya başladı. Göz ucumla Jihoon’un odasına seslendim. Tabii ki umursamayacaktı ama alışkanlık işte, rutin önemliydi.
“Uyan! Çıkmamız gerek!”
Üzerimde sadece boxer varken kapıya gitmek ne kadar mantıklıydı bilmiyorum ama zili değil, kapıyı yumruklayan biri varsa, kim olduğunu tahmin etmek pek zor olmuyordu.
Kapı kolunu çevirmemle birlikte kapı hızla içeriye açıldı. Şanslıydım, refleksim yerindeydi de darbeden son anda kendimi kurtarmıştım. Gözlerim büyürken, önüme bodoslama düşen iki bedenle öylece kala kaldım.
“Hay sikeyim! Çekil üstümden!”
Jongin, üzerine yığılan Laila’yı sinirle kenara itip yerden kalkarken, ben hâlâ olan biteni anlamaya çalışıyordum.
“Şerefsiz göt! Kapıya bok varmış gibi asılmasaydın, hayvan herif!”
Gözlerim irice açılıp Laila’ya döndüğümde, Jongin çoktan apar topar kayıplara karışmıştı. Yerde alnını tutarak sızlanan Laila’ya bomboş bakışlarla uzattığım eli, diğer eliyle tutup ayağa kalktı. Üstünü başını düzelttiği sırada, ben de açık kalan kapıyı kapattım. Gerçekten ne olduğunu hâlâ anlayamıyordum.
ESTÁS LEYENDO
Masked Truth - Taekook
FanfictionBir kovalamacanın içinde hislerim. Hissettiklerim yeni, tattığım bu duygunun tadını hiçbir zevk vermiyor... +18 içerik √ Düzyazı √ Enemies to Lovers √ Angst değil √ SemeKook √
