1

8 1 1
                                        

Yıllar sonra tekrardan yazmaya başlıyorum, içimdeki kırık umutla hayatlarınıza dokunmaya çalışacağım...🍀🍀🍀


Şırnak...hiç bilmediğim ve daha önce görme şansımın olmadığı bu şehre şimdi öğretmen olarak atanmak hem beni korkutuyor hem de omuzlarıma büyük bir yük gibi binmişti. Kucağımdaki valizler köye giden arabada bir o yana bir bu yana sallanarak giderken gözlerimi dışarıya çevirdim, her taraf uçsuz bucaksız dağlarla çevriliyken;araba çamurlu bir yola girmişti, benimle birlikte köye dönen köylüler aralarında bana garip bakışlar atarak konuşurken onları umursamadım çünkü normaldi bu tepkileri bana göre.

"Öğretmen xanım bundan sonrasına araba gitmez. " arabayı durduran şoförün söylediği ile birlikte aynı köye gideceğim insanlarla inmek zorunda kalmıştım, İzmir de büyüyen bana buralar yabancıydı hatta ben buraya ait olmadığımı çok net bir şekilde belli ediyordum dış görünüşüm ile...

Valizim elimde yürürken önümüze kıran askeri araçla birlikte korkuyla olduğum yerde durmak zorunda kaldım, babam söylemişti köyleri sürekli askerlerin ziyaret ettiğini ama daha gidiş yolunda böyle bir karşılama da beklemiyordum haliyle! Aracın kapısını açıldığında ilk olarak ağır ve tozla kaplanmış postallar girdi görüş açıma bastığı yeri titreten, kendinden emin adımlarla yanıma kadar geldiklerinde,gözlerimi kaldırıp yüzüne bakmak için bir iki adım geriye doğru gittim. Önümde duran askerin gözleri benden çok etrafı bir radar misali tarıyordu, tetikteydi ve en ufak terslikte harekete geçecek gibiydi. Giydiği üniforma rüzgarın tatlı esintisiyle üzerinde dalgalanırken göğüsünde yazan soyadına baktım, Tokgöz...adı neydi bilmiyorum ama soyadı bile ağır ve altında birçok anlam barındırıyor gibiydi benim gözümde. Kaşları çatık halde göz göze geldiğimiz an sabit bir ifadeyle elini bana doğru uzattığı an ne yapacağımı bilemez halde elimdeki valizi yere koyup elimi avucunun içine bıraktım.

"Yüzbaşı Barlas Tokgöz. " öyle bir ses tonuyla konuşmuştu ki,sesi emir niteliğinde çıkmıştı. Elini sıkıp hızla kendime çektim tekrardan,yüzümdeki korku ya da endişeli ifadeyi silip mecburen yapmacık bir gülümseme ile karşılık verdim yüzbaşıya.

"Umay Karaca,yeni atanan öğretmenim." Başını yavaş bir şekilde sallayıp bir adım arkaya giderek aramıza mesafe koymak zorunda hissetmişti sanki...

"Hoşgeldiniz öğretmen hanım. Buralar, bu dağlar zordur..." tecrübelerine dayanarak böyle konuşmuştu ama bunlar benim umrumda değildi, onun görevi nasıl ki bu ülkeyi, bu ülkenin insanları korumaksa benim de görevim bu ülke için eğitimli bireyler yetiştirmekti! Elbette hiç bilmediğim bu yerler ve kültürler bana yabancıydı haliyle alışmam biraz zor olacak biliyorum fakat alışmak adına da elimden geleni yapacaktım.

"Kolay hiçbirşey yoktur yüzbaşı,alışmak için ne gerekiyorsa yapacağım." dediğimde yüzünde ufak bir gülümseme meydana geldiğinde yine başını ağır ağır sallamıştı, yere bıraktığım valize bakıp ardından araçta duran askerlerden birini yanına çağırınca ben öylece yolun ortasında durmuş onu ve yanına çağırdığı adamı izliyordum.

"Merak etmeyin köylüler alışmanız adına size yardımcı olacaklardır, şimdi eğer izin verirseniz valiziniz ve çantanızı alalım, sizi köye biz götürelim."

"İyi olur,teşekkür ederim teklifiniz için." Kendine has erkeksi baş sallamasıyla valizimi ve çantamı yanındaki askere verince birlikte görünen köye doğru yürümeye başladık, adımları toprağa öyle bir basıyordu ardından yürüyen ben bile ürperiyordum kendinden emin ve tetikte bekliyordu elindeki silahı ile. Araçtan inen ve bize eşlik eden askerler köye ve yaşayanlara alışık oldukları için her birine yardım etmek adına ağır yüklerini onlardan alıp bize eşlik ediyorlardı. 

UMAY Where stories live. Discover now