●
Gece, şehrin üzerine çökmüş ağır bir karanlıktı.
Sokak lambaları, cılız ışıklarını ıslak kaldırım taşlarına yansıtıyor, rüzgâr tenha sokaklarda uğulduyordu. Yağmurun ardından havada keskin bir soğukluk vardı; sokağın ıssızlığıysa insana ürperti veren bir sessizlik sunuyordu. Burada, bu saatte bir yabancıyla karşılaşmak ihtimal dahilinde bile değildi.
Ama işte, o adam vardı.
Kadın, farkında olmadan adımlarını yavaşlattı. Önünde yürüyen adamın hareketlerindeki garipliği sezmişti. Önce, sokağın sonundaki köşeye göz ucuyla baktı. Bir gölge daha vardı. İlk adam aceleyle yürüyordu, diğeri ise fazla dikkat çekmemeye çalışarak peşindeydi.
Bir takip.
Kadın bunu anladığında içini belli belirsiz bir huzursuzluk kapladı. Buraya ait değildi ama istemeden de olsa bir şeylerin ortasına düşmek üzere olduğunu hissediyordu.
Önündeki adam köşeye döndü. Peşindeki kişi, adımlarını hızlandırdı. Tam o an, kadının nefesini kesen o ses duyuldu:
Silah patladı.
Karanlık sokağın içinde yankılanan kısık ama ölümcül bir ses…
Kadın, olduğu yerde donup kaldı. Gözleri, birkaç metre ilerisinde yere yığılan bedene takıldı. Adam, yüzükoyun düşmüştü, başından ve göğsünden kan asfaltın üzerine hızla yayılıyordu. Şimdi, ayakta kalan tek bir kişi vardı: Peşinden gelen adam.
Elindeki susturucu takılmış silahı yavaşça indirirken yüzünü ışık altına çıkardı.
Kadın, adamın gözleriyle karşılaştığında boğazına bir yumru oturdu.
Sert, koyu gözler. Tehlikeli bir sakinlikle bakan, soğukkanlı bir ifade. Yüz hatları keskin ve kararlıydı. Bu adamı daha önce hiç görmemişti ama ne olduğunu biliyordu. Onun gibi bakan gözleri daha önce hiç görmemişti ama anlamıştı.
Ya bir askerdi, ya da bir seri katil
Geri çekilmeye çalıştı ama ayağı bir çukura takıldı. Dengesi bozuldu, sendeledi. Tam düşecekken, adam yıldırım hızıyla uzandı ve bileğinden yakaladı. Soğuk parmakları çelik bir kelepçe gibi sıkıca kavradı onu. Kadının nefesi kesildi.
Gümüş bileklikleri bileğinden aşağı kaydı, gece karanlığında belli belirsiz parıldadı. Adam bakışlarını bileklerine kaydırdı, sonra tekrar yüzüne döndü.
"Burada ne işin var?"
Sesi sertti ama bağırmıyordu. Soğukkanlı, kontrolü elinde tutan biri gibi konuşuyordu. Bir komutan edasıyla…
Kadın, boğazındaki düğümü çözmeye çalıştı ama kelimeler çıkmıyordu. Yerde yatan cesede bir an daha baktı, sonra gözlerini tekrar ona çevirdi. Adam, yüzündeki en ufak bir duygu kıpırtısı olmadan hâlâ ona bakıyordu.
Bileğini kavrayan elini gevşetti ama bırakmadı.
"Sen onu neden öldürdün?"
Sonunda konuşmayı başarmıştı ama sesi kısık ve titrek çıkmıştı.
Adam, hafifçe başını eğdi. Sanki onun bu soruyu sormasını bekliyormuş gibi… Ya da, sanki ne cevap vereceğini çok iyi biliyormuş gibi.
"O bir vatan haini."
Cevabı netti. Duygusuzdu. Hiç tereddüt etmeden söylemişti.
Kadın, tekrar cesede baktı. Kimdi? Ne yapmıştı? Gerçekten bir hain miydi? Yoksa bu adam, sıradan bir katil mi?
Ama adamın gözlerinde bir katilin acımasız hazzı yoktu.
Sadece görev bilinci vardı.
Ve bu, belki de daha da korkutucuydu.
Kadın geri çekilmeye çalıştı ama bileği hâlâ onun avucundaydı. Birkaç saniyeliğine göz göze kaldılar. Adamın yüzünde en ufak bir tereddüt ya da pişmanlık yoktu.
Sadece bir görev daha tamamlanmış gibiydi.
Ama şimdi yeni bir soru vardı.
Bu gece, burada şahit olmaması gereken biri vardı.
Ve bu, işleri değiştirebilirdi.
❄️
Merhabalarrrrrrr, yeni ve sağlam kurguyla geldim. Umarım okunur, okunmazsa aglarım (aglayanemojı) söyleyecek pek bisey yokk. Sonraki ve ilk bolumde gorusmek uzereeee.
YOU ARE READING
NAR-EV
Teen FictionSessizlik yayıldı. Gece kendini cehenneme bıraktı. Kurşun gecenin içinden geçti. Güneşi tam ortasından ikiye böldü. Onun var oluşu, gecenin yarısı, birilerinin yok oluşu kurşun sesiyle başladı... NAR-EV
