Tatlı nefesiyle hafifçe üfledi elindeki kaşığa doğru. Çorbanın sıcak olması sorun değildi onun için. Yanmazdı onun dili ....acı çekmezdi. Zaten daha ne kadar acı çekebilirdi ki? Sadece karşısındaki arsızca sırıtan adamı etkilemeye çalışıyordu. Kahverengi gözlerini adama çevirdi. Dudağını bükerek
"Çok sıcak üfleyebilir misin?" diye sordu.
Karşıdan annesinden abur cubur isteyen küçük masum bir çocuk gibi gözüküyordu. İçinde hala alev alev yanan korları çok iyi saklamıştı. Masanın diğer tarafında oturan ahlaksız adam bu sahte görünüşe kanıp yavaşça oturduğu yerden kalkarak kadının yanına geldi. Eğilerek çorbaya üflerken kadına o kadar çok yaklaşmıştı ki o masum suratlı kadın bir an için içindeki öfkeye hakim olamayıp onu oracıkta boğmak istedi. Ama o kadar acemi değildi kadın ve onu boğarak basit bir ölümle cehenneme yollayarak tatmin olamazdı. 'Sabret Alya..' dedi kendi kendine. 'Daha zamanı değil.' Evet ne yeri ne de zamanı değildi. Bu şık restoranda bir sürü insanın içinde ona dokunamazdı. Adamın kulağına iyice yaklaşarak
"Daha sakin bir yere gidelim mi?" diye fısıldadı.
Alya'nın dolgun kırmızı dudakları tahrik edici bir şekilde adamın kulağına sürtünürken zaten sürekli sırıtan adamın dudakları daha fazla kıvrıldı. Sanki yıllarca bu soruyu bekliyormuşçasına heyecanla
"Evime gidelim mi ne dersin?" diyerek o kaba elini kaldırıp garsondan hesabı istedi. Alya adamın cevabını önceden biliyordu zaten. Hep böyle derlerdi. Belki de zavallıların son söyledikleri şey buydu. Adam Alya'nın ince zarif beline ahtapot gibi kolunu dolarken onu çıkışa doğru yöneltti. Hızlı adımlarla ilerleyen adama tiksinerek baktı Alya. Göz göze gelince hemen ifadesini değiştirerek samimi bir şekilde gülümsemeye çalıştı. Bu iğrenç adama karşı yüzündeki gülümsemeyi korumakta zorlanıyordu. Arabaya bindiklerinde adamın gazı köklemesi üzerine asfalt zeminde geceyi yarıp geçen bir çığlık attı tekerlekler. 'Ölümüne tam gaz sürüyorsun geri zekalı.' Diye düşünmekten alıkoyamadı kendini.
Ön koltukta o iğrenç adamın yanında oturuyordu. Bacak bacak üstüne atarken yukarı tırmanan mini elbisesini düzeltme ihtiyacı duymadı. Adamın ela gözleri sık sık Alya'nın bacaklarına kayarken yolda küçük zikzaklar çiziyordu. Alya koltuğa yaslanırken başını adama çevirdi. Ela gözleri...kumral saçları....yapılı vücudu ve sert yüz hatları....
"Babama ne kadar çok benziyorsun."
Alya düşüncelerinden kaçan bu kırıntılara engel olamamıştı. Adam başta Alya'nın söylediklerini idrak edemedi. Hafifçe kaşları çatılırken sonra tatlı bir şekilde gülümsedi. Ama bu gülümseyiş hiç de tatlı gelmemişti Alya'ya.
"Kızlar babalarına düşkün olduğu için ona benzeyen erkekleri sever dimi?"
"Evet sever(!) .......hem de çok......."
Alya babasını gerçekten seviyor muydu acaba? Belki onu tanısaydı severdi. Alya hiç görmediği öz babasını düşününce gözleri doldu. Ya da sadece gözlerinin dolduğunu hayal etti. Çünkü göz pınarlarının kaynağı taş bağlamıştı. Kalbi taşlaşmıştı onun. Yıllar önce ağlamayı unutmuştu. Gözleri kuru ve fazlasıyla soğuk bakıyordu.
Ormanın içinde çok büyük olmayan bir eve gelmişlerdi. Adam yavaşlayarak arabayı evin önüne park etti. Eve girdiklerinde Alya salondaki tek kişilik bir koltuğa kuruldu.
"Kırmızı şarap alabilir miyim lütfen?"
Alya'nın bu rahat tavrı adamın hoşuna gitmişti. Mutfağa yönelerek dolabın kapağını açıp kırmızı şarap var mı diye baktı.
"Kırmızı şarap yok maalesef beyazla idare edeceğiz."
Adam mutfaktan Alya'ya seslenmişti. Alya bir şey söylemedi. Adam beyaz şarabı kristal bardaklara doldurarak salona geçti. Büyük üç kişilik bir koltuğa oturacaktı ama vazgeçerek Alya'nın yanına gitti. Adam sabit bir şekilde Alya'nın başında dikiliyordu. Elindeki bardakları Alya'nın oturduğu koltuğun yanındaki sehpaya koydu. Hala olduğu yerde ayakta duruyordu. Alya adamın ne yapmaya çalıştığını anlamamıştı. O da ayağa kalkarak adamın tam karşısına geçti. Birden ayakları yerden kesilirken kendisini az önce oturduğu tek kişilik koltukta adamın kucağında buldu. Ne kadar çok sinirlense de burnunun dibinde otuz iki diş sırıtan adama aynı şekilde sırıtarak karşılık verdi.
Kollarını adamın boynuna dolayarak ona daha çok sokuldu. Adam yandaki sehpadan kristal bardaklardan birini eline alarak dudaklarına götürdü. Alya adamın bütün hareketlerini gözlerini hiç kırpmadan inceliyordu. Adamın bakışları tamamen değişmişti. Alya'yı istiyordu....onu deli gibi istiyordu. Baş döndüren bu kadını istememek mümkün değildi zaten. O kadın şeytanın ta kendisiydi ve şeytana uymamak elde değildi. Kollarını Alya'ya sararak odasına götürdü. Onu kaba bir tavırla yatağa atarken üstündeki ince lacivert tişörtü çıkarttı. Yarı çıplak vücuduyla Alya'nın üstüne uzandı. Adam Alya'nın istediği kıvama gelmişti.
"Küçük bir fanteziye ne dersin?" diye sordu o sahte şehvet dolu gözleriyle. Adam baygınlaşmış arzu dolu bakışlarıyla evet manasında kafasını salladı. Alya adamı üstünden ittirerek elbise dolabının yanına gitti. Dolaba biraz göz attıktan sonra kravatların yerini bularak üç tane kravat aldı eline. Tekrar yatağa dönerek adamın karnına oturdu. İki elini tutarak yatağın köşesindeki demir çıkıntıya bağladı.
"Hmm....kontrol manyağı güzel kadın....hoşuma gitti."
Adamın eğlendiği her halinden belliydi. Alya diğer kravatlarla adamın gözlerini ve ağzını bağladı. Düğümlerin sıkı olduğundan emin olarak mutfağa yöneldi. Gözüne kestirdiği en keskin bıçağı adı. Ama hızlı keserse çok acı çekmezdi. Bi tane de ucu körelmiş bir bıçak aldı. Odaya geri döndüğünde adam homurdanıyordu. Bir şeyler döndüğünü anlamıştı herhalde. Acaba ağzındaki kravatı çözmeli miydi? Hem acı içinde haykırışlarını duymak güzel olurdu. Ona yalvarışını duyup duyumsamazlıktan gelmek istiyordu. Çünkü ona böyle yapmışlardı. Elini adamın ağzındaki kravatın düğümüne uzattığında bir ses geldi dışardan. Pencereye yaklaştığında ormanın içinde uzakta bazı siluetler hareket ediyordu ve biraz daha ileride yanıp sönen ışıklar vardı. Alya ne olduğunu anlayınca hemen pencereden uzaklaştı.
"Ahh....hadi ama daha işim bitmemişti."
MERHABA ARKADAŞLAR ELEŞTİRİ VE GÖRÜŞLERİNİZİ İLETİRSENİZ ÇOK SEVİNİRİM
YENİ Bİ HİKAYE İNŞALLAH BEĞNİRSİNİZ :) :P
ESTÁS LEYENDO
ÖLÜM VAKTİ #Wattys2015
Novela JuvenilSınırlarım yoktu benim. Hayatın yeter artık dur diyebileceği nokta... “Bunu da geç sıkıyosa.” Dercesine sırıtıyordu yine hayat. Son kozunu ileri sürmüştü önüme. Sırf beni yenebilmek için kendini bitiriyordu. Bu ileri sürdüğü son koz ölümdü….öyle bir...
