Hiç birinin olmak 'zorunda' gibi hissettiniz mi? Boğazınıza kadar bir ana batıp, milim milim dibe ilerlerken hissettiğiniz tek şey bunun doğru olduğu, oldu mu?
Şuan tam olarak bunu hissediyordu. Ruhu, kendine eşini seçmişti. Gözleri birbirine değdiği an her ikisi de bataklığa çekilmişti. İki vahşi göz, binlerce kişinin arasından birbirine kilitlenmiş ve bırakmayı reddediyordu. Hera, zarifçe ayağa kalktı.
"Hanımefendi, bir sorun mu var?" diye sordu koruması. Ona bakmadan yumuşak bir şekilde elini kaldırdı. Bu 'gerek yok' anlamına geliyordu. Saten elbisesinin içinde, zarifçe karşısındaki aslana doğru yürüyordu. Attığı her adımda karşısındaki gücü daha fazla hissediyordu. Aynı şekilde o da kendisine doğru geliyordu. Adımlarda acele yoktu. Kendilerinden emin, olacaklardan ise haberdar gibiydiler.
Orta noktada buluştuklarında, adam hoş bir şekilde elini uzattı.
"Asef." dedi. Hera onun uzattığı elin üzerine elini koyduğunda, Asef zarifçe elini öptü.
"Hera." dedi aynı ses tonuyla. En az üç katı büyüklüğündeki adamın yanında ufacık görünüyordu. İnsanlar feromon yayabilseydi, bu adamdan çıkacak baskın kokunun üzerine herhangi bir koku geçemezdi. "Yolu biliyor musun?" diye sordu sakin bir sesle. Asef'in yüzünde hafif bir sırıtış belirdi. Elindeki ufak eli bırakmadan merdivenlere serilmiş kırmızı halıdan yukarı çıkmaya başladılar. Bir odayı gözüne kestirdiğinde önce kendisi içeri girdi ve Hera'yı belinden kavrayıp içeri çekerken kapıyı kapattı. Onu duvara yasladı ve belini iyice kendine doğru çekerken dudaklarını birleştirdi. İşte tam o an, ipleri koptu.
Vahşi bir hayvan gibi birbirlerine kenetlendiler. Asef, onun siyah saten elbisesinin askısını hafifçe kenara çekip omzundan düşmesine sebep olurken, dudaklarını ayırdı. Hera'nın dudaklarındaki bordo ruj, onun dudaklarını da boyamıştı. Gözlerinin en derinine bakan pür siyah gözler, ruhunu titretti. Boynunu, onun gözlerinin içine bakarak sağa doğru kırdı. Asef sakince burnunu boynuna yasladı ve gözlerini kapatıp kokusunu içine çekti. Belindeki tutuşu sıkılaştı.
Şah damarının üzerindeki vakum, kısa sürede kusursuz bir iz bıraktı. Bu sırada Hera, elini onun bordo gömleğinin üzerine koymuş, hafif ve zarifçe düğmelerini açıyordu. Renk uyumları nefes kesici bir güzellik gösterisi yapıyor, bataklığa daha hızlı batmalarını sağlıyordu. Kaderin varlığı onlara kendini fazlasıyla hissettiriyordu şimdi.
Asef'in izleri, boynuna inci bir kolye gibi yayıldı. Sakin ama baskın öpücükler tenini okşadı. Nefesi hızlanıyordu. Göğüs kafesi seri bir şekilde kalkıp iniyor, Asef'e temasını arttırıyordu. Asef, onun kollarını tuttu ve ellerini, kolunun altından bileklerine kadar kaydırarak, Hera'nın başının üzerinde sabitledi. Bir süre göz göze kaldılar. Sessiz bir anlaşmaya varmış gibi Hera hafifçe yerinden zıplarken Asef, tek kolunu kalçalarının altından geçirdi ve onu kucağına aldı. Hera, bacaklarını beline doladı, Asef ise kendini onun girişine yasladı.
Tek kelime konuşmuyorlardı. Hisler yoğun ve netti. Soru işareti yoktu. Bir süre daha tutkuyla dudaklarını birleştirdiler. Hera, ellerini onun keskin hattı olan yanaklarını kavramışti. Asef, onu hala kucağında taşırken yatağa doğru ilerledi. Eğilerek onun sırtını yumuşak zeminle buluşturduktan sonra vücudunu düzeltti. Yatağa doğru dağılmış siyah saçlar, hafifçe yukarı çıkmış elbise, boynuna biraz önce bırakmış olduğu kızıla calan inci misali izler, varlığını belli eden mat bordo topuklular... Gözleri vahşi bir şekilde onu soyarken elleri ise kendi takım elbisesinin ceketini çıkarıyordu. Arkasına dönüp siyah ceketi koltuğa fırlattığı sırada Hera doğrulup onu kravatından kendine doğru çekti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aidiyet
Short StoryPür siyah ve parlak elaların birbirini bulması ile başlayan kader. Bordo renginin zarafeti içinde yüzen iki çıplak beden. Binlerce insan, iki ana karakter. [Tek Bölüm]
