We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

I - Soylular ve Soysuzlar

53 5 0
                                        

Uçsuz bucaksız vadilerin, heybetli dağların ve sonu olmayan ormanların ortasında bir şehir vardı. Kızıl Okyanus'tan binlerce kilometre uzak, soyluların ve yarı soyluların yaşadığı bu şehir, adını kurucusundan alan Renn Şehri. Kültürel açıdan gelişmiş, bilim ve sanatın da merkezi sayılırdı. Şehrin surları öylesine sağlamdı ki, dünya üzerindeki hiçbir güç bu surları yıkamazdı. Haftalar süren kuşatmalardan bile sağ salim çıkmışlardı. Üç Bayrak'ın ikinci döneminde krallığa teslim olan bu güzel şehirde her yıl düellolar düzenlenir, surların tepesinden hedefe ok atma yarışmaları yapılırdı. Siyasi açıdan bakıldığında, geleceğin kral ve kraliçeleri Renn'in kudretli surlarının içerisinde yaşamaktaydı. Gökyüzünde süzülen kuşlar, sur tepelerinde dinlenir, ardından ormana doğru uçmaya devam ederlerdi. Şehrin iç yapılanması soylu bireylerin yaşadığı batı yakasından ve yarı soylu bireylerin yaşadığı doğu yakasından oluşuyordu. Sınıfsal farklılıklara rağmen insanlar huzurlu ve düzenli bir yaşam sürdürmektelerdi. Güneş doğar doğmaz ilk ışınlarını şehre doğru gönderip evlerin tümünü aydınlatıyordu. Pencerelerden sızan sarı ışıkla birlikte fırıncılar ve demirciler, uyanıp şehrin dar sokaklarında yan yana yürüyerek işlerini yapmaya gidiyorlardı. Şehrin çoğu zaman kalabalıklaşan pazar yerleri; taze meyvelerle ve el emeği mallarla dolup taşar, hayat yavaş yavaş canlanırdı. Dışarısı ise içerisinin ancak yarısı kadar güvenilirdi. Sur kapılarından ve nöbetçilerin bölgesinden ayrıldığınız anda karşınıza çıkacak ilk şey, soğuk rüzgarların yüzünüze çarparak şehre girmeye çalışması olurdu. Sonsuz Orman'ın derinliklerinden gelen uğultular ve karanlık vadilerde avlanan vahşi hayvanlar tehlikenin habercileri olmakla birlikte, Renn'in yıkılmaz surları doğayı bertaraf ederek olması gereken dengeyi sağlıyordu. Surların içi düzenin cennetiyse, dışı sahipsizlerin cehennemi gibiydi. İki ulaşım yolu ve bir orman uzantısı bulunan şehirde nihayet gün başlamıştı. Bulutlar iç içe geçerek kümelenmişti. Doğu yakasında küçük bir barakası olan ihtiyar adam, bastonunu eline alıp dışarıya adım attı. Adım atmasıyla duraksaması bir oldu. Güneş ışınları neredeyse derisini yüzecekti. "Tanrılar öfke kusuyor olmalı." dedi sesli bir şekilde. Son günlerde sıcaklık normallerin çok üstündeydi. Kendini gölgelere atmayı başardıktan sonra bastonuyla yürümeye devam etti. Kendisi demir atölyelerinin sorumlusu ve eski bir savaş kahramanıydı. Üç Bayrak'ın çöl sakinleriyle ve onların yaratıkları olan kronomorlarla yaptığı savaşta büyük bir sorumluluk almış, iki yıl boyunca çölde esir kalmıştı. Esir olduğu süre boyunca kronomorların yaşamı ve çölün (Kulvar Çölü) gizemi hakkında önemli bilgiler edinmişti. Bir gece vakti aniden çıkan yoğun kum fırtınası, kaçıp eve dönebilmesi için altın fırsattı. Başarı ve katkılarından dolayı savaş kahramanı ünvanını almış olsa da eve döndüğünde eşinin ve küçük oğlunun öldüğünü öğrenmişti. Toparlanması bir hâyli zaman aldı. Geriye yalnızca büyük oğlu Marcus kalmış, bu yüzden ona gözü gibi bakıp büyütmüştü. Marcus babasından çok annesine benziyordu, bu yüzden her yüzüne baktığında ister istemez eşini anımsardı. Zaman akıp geçti, Marcus genç bir erkek oldu. Artık on sekiz yaşında, odağını eğitimine vermiş bir genç. Kendisi de bastonlu, huysuz bir adam. İhtiyar olmanın yalnızca yaşlanmak olmadığını, yaşla birlikte zamanın ve mekanın da değiştiğini ancak ihtiyar olduğunda anlayabilmişti. Yaşıtı olan çoğu dostu ya ölmüş ya da bunamıştı. Hatrı sayılır dostlarından en yakını olan Rodrick'ti. Marcus onu baba yarısı olarak görür, ara sıra evine gidip onunla muhabbet ederdi. Rodrick'in unutkanlık hastalığı yüzünden bazen kendisine anlatılanları unuttuğu olurdu. Dostunun savaş kahramanı olduğunu bile hatırlamakta güçlük çekerdi. İhtiyar atölyelere varır varmaz iş üstündeki çıraklara göz gezdirdi. Çoğu örs paslanmış, yanmış ya da eskimiş gözüküyordu. Başkent'ten gelen yeni örslerin yalnızca ordu envanterine eklenecek silahlar için kullanılacağı talimatı vardı. Bu yüzden maden işleme, biçimlendirme ve sonunda sağlam bir kılıç yapma işlemleri haddinden uzun sürebiliyordu. Yeni çırağı Floyd, ağır bir çuvalı sürükleyerek yaklaştı ve selam verdi.

İntikam ŞövalyesiStories to obsess over. Discover now