°YANLIŞ KAPI°

10 1 3
                                        

Bölüm 1
                    °Yanlış kapı°
  
   O gün hava hafif bulutluydu, güneş ara ara ışıklarını pencerenin arasından sızdırıyordu. Salonun penceresinden içeri giren ışık, sehpanın üstünde dans eden toz zerrelerini parlatıyordu. Asya kanepeye oturdu, ellerinde cep telefonu vardı ama ekranına bakmıyor, gözleri boşluğa takılıydı.
“Bugün neden bu kadar ağır hissediyorum?” diye mırıldandı kendi kendine. Ama cevabı yoktu. İnsan bazen huzurlu görünür, ama içinde türlü düşünceler dönerdi. Asya da öyle hissediyordu.
Küçük salon, beyaz duvarları, basit perdeleri ve birkaç tabloyla sakin ve sadeydi. Asya’nın hayatı da tıpkı evi gibi: düzenli, sessiz ve karmaşasız.
Telefonunu bir kenara bıraktı, derin bir nefes aldı. Ayaklarını sehpanın üzerine uzattı. Sessizlik hem rahatlatıyor hem de hafif bir ürperti veriyordu.
Kısa süre sonra kafede çalışacağı saat geldi. Asya’nın garsonluk yaptığı kafe, evinden beş dakika uzaklıktaydı. İşe gitmeden önce bir fincan çay demledi, küçük bir sandviç yaptı ve çantasını hazırladı.

Asya’nın en yakın arkadaşı Melis vardı. Melis de aynı kafede garsonluk yapıyordu. İki kız sabahları birlikte işe gidiyor, akşamları birlikte eve dönüyordu. Aralarındaki bağ sessiz ama güçlüydü; her ikisi de birbirinin sırlarını biliyor, birbirine güveniyordu.
O gün kafe hareketliydi. Müşteriler gelmiş, kahve makineleri çalışıyordu. Asya siparişleri alıyor, tepsilerle kahveleri masalara götürüyordu. Melis yanındaydı, ikisi ara ara birbirlerine gülüyor, kısa sohbetler ediyordu.
— Bugün yine yoğun olacak gibi, — dedi Melis, sipariş defterine bakarken.
— Akşam kalabalık olacak sanırım.
Asya kafasını salladı.
— Evet… ama alıştık buna.
İşin temposu Asya’yı rahatlatmıştı. Düşüncelerini dağıtmış, zihnini sadece kahve ve müşterilere yönlendirmişti. Melis’in varlığı onu güvenli hissettiriyordu.

Akşam olduğunda Asya işten çıktı. Yorgundu ama huzurluydu. Melis ile birlikte evlerine yürüdü, yolda günlük sohbetler, küçük şakalar yaptılar.
— Yarın sabah erken, değil mi? — dedi Melis.
— Evet, ama kahve makinesiyle savaşmayı seviyoruz, — diye gülümseyerek cevapladı Asya.
Evlerine vardığında Asya kapıyı açtı. Sessizlik evin içinde ağır bir şekilde yayıldı. Küçük salonun ışıkları, akşamın sakinliğini yansıtıyordu. Asya çantasını sehpanın üzerine bıraktı, ayakkabılarını çıkardı ve mutfağa gidip biraz su içti. Sonra kanepeye oturdu.
Hafif bir yorgunluk ve huzursuzluk vardı. “Her şey normal… ama yine de bir şey eksik gibi,” diye düşündü. Telefonunu aldı, mesajlara baktı ama kısa süre sonra telefonu bir kenara bıraktı. Bazen insan, düşünmeden sadece sessizce oturmak isterdi.
Asya bir süre sessizce oturdu, nefesini kontrol etti, günün yorgunluğunu üzerinden atmaya çalıştı.
Ama o, henüz bilmiyordu ki bu akşam her şey değişmeye başlayacaktı..
Yazarın dilinden:
Dışarıda hava ağırdı; ne tam karanlık, ne de aydın. Bulutlar gökyüzünü örtmüş, sanki şehir nefesini tutmuştu. Asya kanepeye kıvrılmış, elindeki telefona bakıyordu ama ekranda gördükleriyle ilgilenmiyordu. Aklı dağınıktı.
Bazı günler insan hiçbir sebep yokken huzursuz olurdu ya… işte öyle bir gündü.
Küçük ev sessizdi.
Saat akşamı biraz geçmişti.
Tam ayağa kalkıp mutfağa yönelmişti ki kapının zili çaldı.
Bir an durdu.
Bu saatte kim olabilirdi? Beklediği kimse yoktu. Komşular genelde mesaj atardı, kapıyı çalmazlardı. Asya kapıya doğru yürürken içindeki o anlamsız huzursuzluk biraz daha arttı.
Kapının yanındaki küçük aynaya baktı. Saçları dağınıktı, üzerinde ev kıyafetleri vardı. Derin bir nefes aldı ve kapıyı açtı.
Karşısında duran adam sessizdi.
Ne aceleciydi, ne de gergin görünüyordu
Uzun boyluydu, omuzları geniş, duruşu güçlüydü. Yüzü maskeyle kapalıydı; sadece gözleri görünüyordu. Gözleri inanılmazdı: biri derin kahverengi, diğeri berrak mavi… nadir görülen bu çift renkli gözler, bakışlarına hem soğuk bir boşluk hem de tuhaf bir çekicilik katıyordu. … nadir görülen bir ton, bakışları derin ve soğuk bir boşluğa bakar gibiydi.
Sessizce duruyordu, hareket etmiyordu. Asya onun gözlerine kilitlenmiş gibi hissetti, nefesi hafifçe kesildi. sade giyimliydi. Yüzünde belirgin bir ifade yoktu; ne dostça, ne de tehditkâr. Sanki buraya aitmiş gibi duruyordu ama aynı zamanda hiç kimseye ait değilmiş gibi.
— Yanlış ev mi…? — dedi Asya tereddütle.
Adam cevap vermedi hemen. Gözleri kısa bir an Asya’nın yüzünde gezindi. Bu bakış Asya’nın içini ürpertti ama nedenini anlayamadı.
— Pardon, — dedi adam sonunda. Sesi sakindi. Fazlasıyla sakindi.
— Alt kattaki daire için gelmiştim.
Asya rahatlamaya çalıştı.
— Sanırım karıştırdınız. Bizim bina biraz karışık, yan tarafta da aynı numara var.
Adam başını hafifçe salladı.
— Evet… fark ettim.
Tam arkasını dönüp gidecekmiş gibi yaptı.
Asya kapıyı kapatmaya hazırlanıyordu ki… her şey birkaç saniye içinde oldu.
Adam bir anda içeri adım attı.
Asya ne olduğunu anlamadan kolunu tuttu. Bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Adamın eli ağzını kapattı, diğer eliyle onu kendine çekti. Hareketleri hızlıydı ama panik değildi. Bu, onun ilk defası olmadığını anlatıyordu.
Sakin ol, — dedi kulağına fısıldar gibi.
Bağırırsan  daha kötü olur.
Asya’nın kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. Gözleri dolmuştu, vücudu titriyordu. Adam cebinden küçük bir bez çıkardı. Asya o an ne olacağını anladı ama karşı koyacak gücü kalmamıştı.
Gözleri karardı.
Zaman durdu.

Asya gözlerini açtığında ilk hissettiği şey soğuktu.
Başının içi zonkluyordu. Nefes aldığında ciğerlerine dolan hava bile yabancıydı. Gözkapaklarını aralamak zor geldi; sanki uyanmak istemeyen bir bedenin içindeydi. Birkaç saniye sonra bulanık görüntüler netleşmeye başladı.
Tavan.
Tanımadığı, karanlık bir tavan.
Asya irkilerek hareket etmek istedi ama yapamadı. Kolları arkadan bağlıydı. Ayakları da… Sert bir sandalyeye oturtulmuştu. Nabzı bir anda hızlandı. Boğazı kurudu.
— Hayır… — diye fısıldadı ama sesi neredeyse çıkmadı.
Başını çevirdi.
Odayı tek bir sarı ışık aydınlatıyordu. Duvarlar çıplaktı. Pencere yoktu. Saat yoktu. Zamanın akıp akmadığını bile anlayamıyordu.
Ve sonra onu gördü.
Oturduğu yerden birkaç adım ötede, gölgelerin içinden biri ayrıldı. Adamdı. Aynı adam. Kapıyı açtığında karşısında duran, sessiz, sakin adam.
Asya’nın nefesi düzensizleşti.
Adam ayağa kalktı. Adımlarını sayarak ona yaklaştı. Ne acele ediyordu ne de tereddütlüydü. Bu, Asya’yı bağırmaktan daha çok korkuttu.
— Uyanmışsın, — dedi.
Sesi… sakindi. Hatta normaldi. Sanki biriyle sohbet ediyordu.
Asya konuşmak istedi ama dili damağına yapışmıştı. Gözleri doldu, başını istemsizce geriye yasladı.
— Lütfen… — dedi sonunda.
— Ne istiyorsun benden?
Adam cevap vermedi hemen. Onu baştan aşağı süzdü. Asya’nın bağlı ellerine, titreyen omuzlarına, korkudan büyümüş gözlerine baktı.
— Sakin olursan işimiz daha kolay olur, — dedi.
Asya bu cümleyi anlamadı. “İşimiz” kelimesi beyninde yankılandı.
— Ben… kimseye bir şey yapmadım… — dedi sesi kırılarak.
— Yanlışlık var.
Adam kaşlarını hafifçe çattı. Bu, onun yüzündeki ilk gerçek ifadeydi.
— Herkes aynısını söyler.
Asya başını iki yana salladı. Gözyaşları yanaklarından sessizce aktı.
— Yemin ederim…. Kimseyle sorunum yok.
Adam birkaç saniye sustu.
Asya o sessizlikte kalbinin sesini duyuyordu. Her atış, biraz daha canını acıtıyordu.
Adam cebinden küçük bir not defteri çıkardı. Açtı. Kısa kısa bir şeylere baktı.
Asya o an anladı: bu adam buraya plansız gelmemişti.
— 𝘼𝙨𝙮𝙖,— dedi adını ilk kez söyleyerek.
— Yalnız yaşıyorsun. Düzenli bir hayatın var. İnsanlar seni sever. Kimse senden şüphelenmez.
Asya’nın boğazı düğümlendi.
— Nereden biliyorsun bunları?
Adam defteri kapattı.
— Bilmem gerekiyor.
Asya ağlamaya başladı. Sessizce. Hıçkırmadan. Sanki ses çıkarırsa daha kötü olacakmış gibi.
— Lütfen… — dedi tekrar.
— Beni bırak. Ne istersen yaparım.
Adam ona baktı. Uzun bir süre.
O an Asya fark etti: bu adamda öfke yoktu. Sinir yoktu. Acele yoktu.
Bu, en korkutucu şeydi.
— Korkman normal, — dedi Aren.
— Ama bu, kararımı değiştirmez.
Asya’nın içi buz kesti.
— Karar…? Hangi karar?
Adam cevap vermedi.
Sadece arkasını dönüp masaya doğru yürüdü. Metal bir şeyin sesi duyuldu. Asya gözlerini kapattı. Omuzları titredi. Kendini tutamıyordu artık.
— Bakma, — dedi adam sakin bir sesle.
— Henüz gerek yok.
Asya gözlerini kapalı tuttu. Zaman geçtikçe her saniye daha uzun geliyordu. Kalbi patlayacak gibiydi.
Adam tekrar yaklaştı. Bu sefer daha yakındı. Nefesini hissedebiliyordu.
— Şimdi bana şunu söyle, — dedi.
— Kapıyı neden açtın?
Asya gözlerini açtı.
— Çünkü… kimseden kötülük beklemiyordum…
Adam bir an durdu.
Bu cevap… listede yoktu.
Ama Aren bunu henüz bilmiyordu.
O hâlâ doğru evde olduğunu sanıyordu.
Dogru kişiyi bagladığını.
Dogru karar verdiğini.
Asya ise bilmiyodu ki
𝘽𝙖𝙯𝙚𝙣 𝙝𝙖𝙮𝙖𝙩𝙩𝙖 𝙠𝙖𝙡𝙢𝙖𝙠, 𝙜𝙚𝙧ç𝙚ğ𝙞𝙣 𝙗𝙞𝙧𝙖𝙯 𝙜𝙚𝙘 𝙛𝙖𝙧𝙠 𝙚𝙙𝙞𝙡𝙢𝙚𝙨𝙞𝙣𝙚 𝙗𝙖g𝙡ı𝙙ı𝙧.

Umarim begenirsiniz ilk hikayemm
Eger cok begenilirse devamını hizlica atarım

Yalnış KapıStories to obsess over. Discover now