I. St James's Park

2.3K 114 42
                                        


Bu kurguyu gördüğüm bir tweet üzerine aylardır yazmayı düşünüyordum. (Bahsettiğim tweet'i spoiler olmaması adına bölümün sonuna bırakacağım.) Ama ancak kendimi toparlayıp yazmayı başarabildim. Kurgunun ilk birkaç paragrafını Londra-İstanbul uçağında, birkaç paragrafını İstanbul'da evimde, geri kalan %70'ini de Londra'ya geri döndüğümde yazdım. Haziran sonu başlayan bölüm arada hiç yaz(a)madığım için Eylül sonunda bitti. Bakalım nasıl devam edecek, bilmiyorum. 

Zamanlama olarak Yabani 1. sezon sonundan devam ediyor. Ama canon olan bazı detayları hikayeden çıkardım çünkü onları hayalimde çıkarmasam o Yabani evreninden asla devam edemiyordum. Öncelikle Asi'yi 22, Alaz'ı 23 yaşında hayal edebilirsiniz (ki bence kurguda da Ece'nin 17 yaşında olduğunu hesap edersek Alaz minimum 21 yaşındaydı.) Sonrasında, bu kurguda 31. bölümdeki garabet Alaz ve İlayda sahnesi yaşanmadı. 33. bölümde Asi Alaz'ı bardan toplamadı çünkü Alaz hiç o bara gitmedi ve kızları çağırmadı. Çağla'nın Rüya'yı uçurumdan atması gibi ucubelikler yaşanmadı. Cinayetleri filan ortaya çıkan Şebnem doğumda öldü, Serhan-Şebnem ilişkisi ortaya çıktı, Can da Rüya'da. Serhan'ın Yaman'ı kaçırttığı ortaya çıktı. Ece babası yüzünden intihar etti. Serhan'ı ise kimse vurmadı çünkü Serhan hapse girdi. Ondan sonra da... Ondan sonrası da bölümde. Bakalım Asi ne yapmış? (Kurgunun adı kendini hiç anlatmıyormuşçasına...)

Plansız programsız bir kurguya başladım, muhtemelen eğlencesine devam edecek. Bakalım ne olacak ben de merak ediyorum. Hayırlısı artık... Yorumlarınızı bekliyorum.

Kurgunun adı Taylor Swift'in şarkısından, kapak ise Andrew Grant Kurtis - "Westminster Chimes at Midnight".


Üç ay olmuştu. Sudan çıkmış balık gibi kendimi ülkemi terk etmek üzere havalimanında bulmamın üzerinden üç ay geçmişti. Zaman kavramı gerçekten de göreceliydi. Asırlar geçmiş gibi hissediyordum. Öyle çok şey değişmişti ki hayatımda... Sanki asırlar gerekirdi hayatımdaki bütün yapıtaşlarının yerinden bu kadar oynaması için. Bütün düzenim değişmişti. Etrafımdaki yüzler değişmişti. Duyduğum dil değişmişti. Yürüdüğüm kaldırımlar değişmişti. Trafiğin aktığı yön değişmişti. Tepetaklak olmuştum. Hayatımın altı üstüne gelmişti. Hayatımın gerçeği değişmişti.

Ben ki terk edildiğim, bırakıldığım, büyüdüğüm mahalleden ayrılmayı bile huzursuz edici bulurdum. Şimdiyse hayat beni tanıdık olan her şeyi ardımda bırakıp gitmeye zorlamıştı. Farklı bir hayat için... Zorundaydım. Hayatımı değiştirmek zorundaydım. Aynı kalamazdım. Daha kaç kez aynı meydanda aynı savaşı verecektim farklı bir sonuç bekleyerek? Bir adım atmam, bir yolculuğa çıkmam gerekiyordu. Ben de çıktım.

Doğduğum andan beri hiç rayına oturmamış hayatım benim kontrolümden öyle uzaklaşmıştı ki oturan kısımları da yerinden söküp atmam gerekti. Sanki uzun bir uykudaydım ve uyandım. Daha doğrusu uyandırıldım. Daha da uyanacağım yoktu aslında. Tabiri caizse omuzlarımdan silkelenerek uyandırıldım. Öyle ya... bir bar tuvaletinde hamile olduğumu öğrenmiştim. Ve aynı bar tuvaletinde hamile kalmıştım. Bu iki cümle bu aralar hayatımı özetler nitelikteydi. Ha bir de şey var...

Git kurtul ondan.

Belki de bir bar tuvaletinde anne rahmine düşen bir bebek için kurulması en normal cümle buydu. Anormal olan bendim.

Bunu inkar etmiyorum. Ben her zaman anormaldim.

Zaten önerdiği üzere ondan kurtulamayacağımı biliyordum. Bu benim için bir seçenek değildi. Ancak beraber kurtulabilirdik.

Telefonumda açık olan takvimi kapattım. Birkaç gün sonra olan doktor kontrolünü not almıştım. 14 hafta dolmuştu. Gözlerim takvimin satırları arasında yolculuk yaparken hep bu oluyordu. Gidip geliyordum aylar öncesine. Yeni gerçekliğime dönebilmek için hızla gözlerimi kırpıştırdım. Ağır ağır sırt üstü çimenlerin üzerine uzandım.

so long, londonStories to obsess over. Discover now