"Gece." dedi bir ses kafamın üzerinden. En sevdiğim kitabı yeniden okuyordum. On ikinci bölümdeydim ve bir kız sesi benim bütün konsantraksiyonumu bozmuştu. Kafamı kaldırıp öfkeyle kıza baktım. Daha önce görmediğim bir kızdı, kumral saçlarını serbest bırakmıştı. Kız korkak bir şekilde bana bakarken ne var dercesine kafamı salladım.
"Şey, Deniz hoca seni çağırıyor." Dedikten sonra hemen oradan uzaklaştı. Sabır dilenircesine yerimden kalktım ve hızlı adımlarla müdire hanımın odasına doğru ilerledim. Teneffüs olduğu için kitabımı rahat rahat okuyacaktım güya. Ne zaman rahat bir şekilde okumuştum ki zaten?
Yere bakarak koştuğum için önümü göremedim ve birine çarptım. Hay ben böyle işin. Bakışlarım sinirle yukarı kalktığında okulun "kendilerinden başkasını düşünmeyen" grubunda, yani kara grubunda yer alan bir çocuk bana bakıyor ve kaşlarını çatıyordu. Ben de onunla aynı şekilde durduğum için garipsemedim.
"Ne?" diye sordu çocuk. "Sanki ben mi çarptım? Sen çarptın bana. Önüne bakmak yerine yere bakıyorsun." dedi sinirle. Kaşlarım çatıldı ama cevap vermedim. Çünü eğer cevap verseydim-
"Ne alakası var ya? Sen sanki önüne baktığın için bana çarptın. Sen baksaydın bana çarpmazdın zaten." evet cevap verdim. Hem de bağırarak. Konuşurken bağırma gibi bir huyum vardı. Çocuk, sabır dilenir gibi gökyüzüne baktı ve yanımdan geçerek uzaklaştı.
Sonunda müdire hanımın odasına geldiğimde kapıyı çalmadan direkt odasına girmem müdire hanımcığı sinirlendirmişti. Sonra tıpış tıpış giderek oturduğu masanın karşısındaki koltuğa oturdum.
"Kızım izin alsana girerken. Bu bir nevi saygısızlık." dediğinde bakışlarım sonunda ona çevrildi.
"Neden izin alayım ki? Hem siz bizim sınıfa dalarken izin alıyormusunuz?" diye cevap verdim. Haklı değilmiydim?
"O ayrı bir konu. Siz daha küçüksünüz." 18 yaşındaydım. "Büyüklere saygı göstermelisiniz." Ben de büyüktüm. Gözlerimi devirdiğimde bakışlarımı konuşması için yeniden Deniz hanıma çevirdim.
"Her neyse. Seni buraya neden çağırdığımı merak ediyorsundur herhalde." dediğinde başımı salladım. Sağa ve sola. "Seni Kara adlı bir gruba katacağım." pat diye lafa girdi. Gözlerim irice açıldı ve Deniz hanıma baktım. Sapsarı saçları az önce çarptığım çocuğun saçı ile aynı renkteydi. Gözleri de öyle. Bir dakika. Grup mu dedi o?
Öyle bir kahkaha attım ki gözümden yaş geldi.
"Ben mi? Kara grubuna? Ben ve grup?" Bir daha güldüm. Müdire hanım samimi bir şekilde gülümsedi.
"Oraya girmezsen, bursun kesilir. Ama girersen, Sonunda senin çıkarın olan bir ödül ile karşılaşacaksın. Bunu sana söyleyemem çünkü süpriz." dediğinde kahkahalarım kesildi. Bursum mu kesilecekdi? AMAN ALLAH'IM. Tehdit etti resmen.
"Neden ben katılıyorum da başka birisi katılmıyor müdire hanımcı- Hanım." diye sordum. Müdire hanım biraz düşündü ve "Çünkü sen oraya girebilecek bir potansiyele sahipsin. Sadece sende var ve bunu değerlendirmelisin." diye cevapladı. Sorarım arkadaşlar, inandık mı? Hayır.
Hafifçe kaşlarımı çattım. Bursum kesilirse zaten beni döven babam beni affetmezdi. Annem ise hayal kırıklığına uğrardı. Abim ve ya ablam da yoktu zaten. Başımı isteksizce aşağı ve yukarı salladığımda müdire hanım muzip bir şekilde gülümsedi.
"Güzel. Şimdi yemek saati ve onlar 7 kişilik masada oturuyorlar. Onların yanına git ve hiçbir şey olmamış gibi masaya otur. Gerisini ben halledeceğim." dediğinde sağ olun bile demeden odadan ayrıldım. Çok mutsuzdum. Normalde de mutlu değildim ama bugün ekstra mutsuzdum.
YOU ARE READING
KARA
Teen FictionGece, isminin aksine deli bir kişiliğe sahip. Kendince başkalarının görünüşüne lakaplar takar ve onlara o gözle bakar. Bir gün Deniz hoca onu okulun kötü bir grubuna gönderir. Kara grubu oldukça içine kapanık, ve kendilerinden başka kimseyi önemseme...
