Merhaba sevgili okurlar. Bölüme başlamadan önce sizlerden bir ricam olacak. Nasıl ki elimize alıp okumaya başladığımız bir kitabı ilk sayfasından sevip sevmediğimize karar veremiyorsak burada da tek bir bölümle kitabı sevip sevmeyeceğimize karar vermemiz zor. En azından birkaç bölümü okumanızı arzu ediyor ve son olarak şunu söylemek istiyorum; karanlık ne denli karanlık olursa olsun günün birinde elbet bir ışık yanar, umudunuzu hiç kaybetmemeniz dileğiyle.
Silva
Bu gün bir kişi ölecekti ve o ben olacaktım, kendi canımın celladı olacaktım.
Elimin tersiyle gözümden süzülen bir damla yaşı daha sildim. Hıçkırıklarımın arasında zar zor aldığım nefesler de sanki buna değmezmişim gibi acımadan ciğerlerimi yakıyordu. Hafiften esen rüzgarın çarptığı bedenim sağa sola savrulurken ruhum bedenimi terk etmiş gibi hissediyordum. Bu düşünce hüzünle gülümsememe neden oldu. Birazdan hissetmekten fazlası olacaktı. Ben...ruhumu gerçek anlamda bedenimden söküp atacaktım. Daha fazla nefes almak için bir sebebim yoktu, hayata tutunmak için sebebim yoktu, dönüp baksam geride bırakacağım en ufak bir şey bile yoktu. Onca şeyden sonra istediğim tek şey sessiz sedasız bu lanet dünyayı terk etmekti.
Buğulu gözlerimin belli belirsiz gördüğü koca koca ağaçların arasında cansız adımlarla ilerlemeye devam ettim. Kulaklarıma ağaçların tepesinde cıvıldayan kuşların sesleri doluyor, uzaktan taze çiçek kokuları geliyordu. Duraksayıp usulca başımı kaldırdım. Yemyeşil yaprakların arasındaki dalda ufak bir kuş yuvası duruyordu. İçinde minik yavrular başlarını uzatmış bağrışıyorlardı. Belki annelerini bekliyorlardı ya da babalarını veyahut onlar da benim gibi kimsesizdi.
Küçük tüysüz kuşlardan biri yuvanın kenarına fazla yaklaştığında düşmekten kaçamadı. Ufacık bedeni hızla yere doğru çekilirken her şeye rağmen ellerimi uzattım. Tok bir sesle avucuma düşen kuş korkudan önce sessiz sessiz ne olduğunu anlamaya çalıştı. Yuvasında olmadığını fark ettiğinde ise artık her şey için çok geçti. Bağırıyor, avucumun içinde debelenip duruyordu. Gitmek, kardeşlerinin yanına, yuvasına dönmek istiyordu ama yapamıyordu. Ufacık bir hatası çok şeye mal olmuştu. İçim sızlıyordu ama yapabileceğim bir şey yoktu. "Üzgünüm küçük kuş. İnan başka bir gün olsa seni yuvana koymak için elimden gelen her şeyi yapardım. Bugün yapabileceğim tek şey seni düşmekten kurtarmak."
Gözlerimden süzülen damlaların eşliğinde minik kuşu yuvasının olduğu ağacın dibine koydum ve yürümeye devam ettim. Yüreğim öyle çok sızlıyordu bir an önce ölmek ve her şeyden kurtulmak işitiyordum. Yapamadım... O küçük şeyi öyle bırakıp gitmeye içim el vermedi. Arkamı dönüp az önce kuşu bıraktığım yere baktım. Yanına annesi olduğunu tahmin ettiğim kahve rengi tüylü irice bir kuş konmuş minik yavrunun etrafında daireler çiziyor gözleriyle onu süzüyordu. Başını sağa sola yatırıp bir süre daha ciyaklayan kuşu seyretti. Muhtemelen kendi yavrusu olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Kendi yavrusu olduğunu kanısına vardığında ise minik kuşu pençeleriyle tutup yuvaya çıkarışını dolu gözlerle izledim. Şimdi canım daha da çok yanıyordu işte. Büyük ihtimalle kendi yavrusu olmasaydı o kuşu orda öylece bırakıp giderdi ve bu acımasızca olurdu ama en azından kendi yavrusunu ölüme terk etmiyordu. Bazı insanlarsa kendi evlatlarına bile merhamet göstermiyordu.
Ağaçlar geride kaldığında yeşil bir düzlüğe ulaştım. Bağırmamak için dudaklarımı sertçe birbirine bastırırken yumruklarımı sıktım. Attığım her adım öylesine cansız öylesine ölüydü ki yürüyen bir cesetten hiçbir farkım yoktu. Gözyaşlarım peşi sıra akmaya devam ederken nihayet hedefime ulaştım, beni huzura kavuşturacak hedefime. Düzlüğü nerdeyse tamamını kaplayan çimler uçurumun kenarına yaklaştıkça yok oluyordu. Sanki onlarda biliyordu ölümün orda beklediğini. Durgun gözlerle aşağı baktım. Çok yüksekti hem de çok. Hırçın dalgalar şiddetle kıyıdaki biçimsiz, sivri kayalıkları dövüyordu. İşte ölüm tam orda elinde tırpanıyla benim gelmemi bekliyordu. Bana gelmiyordu, ben ona gidiyordum.
YOU ARE READING
DİLEK Suikastçının Yüzü
FantasyHayatına son vermek isteyen bir kadın ve ölümün tanrısı. Silva intihar etmek üzere bir uçurumdan atladığında kendini beş tanrının hükmettiği Wienor'da bulur. Ölüm Krallığı'nda Ölüm Sarayında kendini bulan Silva yaşama son bir şans vermek isterken bü...
