(10 YIL ÖNCE)
"Gidecek misin ?"
Parkta oturmuş çilekli süt içiyorduk. Gerçi o içmiyordu. O hiç içmezdi. Ne çilekli süt ne de meyve suyu. Sevmezdi. Oysa benim en sevdiğim içecek çilekli süttü.
Salıncakta sallanan bana ayakta dikilerek bakmaya devam etti. Sonra ise ekledi. "Gideceğim." Dudaklarım büküldü. "Niye ki ? Hani sen babamın yanında çalışıyordun ?" Omuz silkti ve ellerini ceplerine koydu.
"Artık çalışmayacağım."
"Ama neden?"
Bir süre gözlerime ve saçlarıma baktı. Sonra tekrar konuşmaya başladı. "Öyle olması gerekiyor." Yine kısa bir cevap verdi. O hep kısa cevaplar verirdi. Kısa ve öz. Konuşmayı sevmezdi belki de. Ya da benimle konuşmayı?
"Ama neden öyle olması gerekiyor?"
Israrla sordum. Geriye aydımlayıp son kez bana baktı. "Oraları boşver. Artık beni son görüşündü. Kendine iyi bak." Benden uzlaşmaya başlayınca sinirle arkasından baktım. Tam gıcığın tekiydi!
Parktan iyice uzaklaştığında gözümden bir damla yaş düştü. Aramızda yedi yaş olabilirdi ama böyle sanki çok büyükmüş gibi gıcık gıcık konuşması beni daha çok sinirlendiriyordu. Ne vardı yani normal bir açıklama yapsa?
Ama yapmadı.
Öyle olması gerekiyordu dedi ve gitti.
Belki o fark etmedi ama onun benden gitmesi ile bende ondan sonsuza dek gitmiştim.
(ŞİMDİKİ ZAMAN)
Yalnızlık herkese mahsus muydu?
Yoksa sadece belli kişilerin kaderinde mi vardı bu ? Sadece on yıl boyunca normal bir hayat yaşayıp sonrasında koca dünyada yapayalnız kalmak sadece benim kaderimde mi vardı mesela ?
Annem hiçbir zaman yoktu. Öldü demişlerdi. Bende sorgulamadan öyle yaşamayı öğrenmiştim. Ama asıl sorgulamamama sebep olan babamdı. Canımdan çok sevdiğim babam. Bir zamanlar herşeyim olan babam.
O da yoktu. On yıl önce beni terk etmiş ve nereye gittiğini, ne yaptığını, neden gittiğini ya da yaşayıp ya da yaşamadığını bile bilmiyordum. Giderken ona göre bu bile fazlaydı benim için sanırım.
Bir kişi. Küçük ama yalnız hissettirmeyen hayatımda babamın yanında biri daha vardı. O da bir zamanlar yalnız hissettirmemişti.
Şimdi o da gitmişti.
O da babam giderken beni on yıl önce terk etmişti. Ondan o zamandan beri nefret ediyordum ama bu bile ona karşı bir şey hissettiğimi kanıtladığı için kendimden daha çok nefret ediyordum.
Ve sonuç.
Koca dünyada yapayalnız kalan bir Asena.
Derin bir nefes alıp karşımdaki haberlere bakmaya devam ettim. Yetersiz cezalar, saçma savunmalar ve rüşvetler. Artık normalleştirilen haberleri daha fazla sinirimi bozmaması için geçtim.
O sırada içeri bir koruma girdi. Ahmet. Sanırım hayatımda konuştuğum tek insanlar korumalarımdı. Tabii konuştuklarımızda evet ya da hayır gibi kısa cevaplı diyologlardı. Onlar babamdan geriye kalan tek kişi, tek şeylerdi. Bazen yanımda, bazen değil gibi ama arkamdalardı. Onları istemediğimi her seferinde söylesem bile bu üç koruma on yıldır yanımdaydı.
"Asena hanım kahvaltınız hazır." Dışarıdan sipariş etmiş olmalılardı. Normalde ben yapardım ama bugün kendileri almaya karar vermişlerdi. Anlaşılan yine benim ilgilenmek istemediğim ama babamın bana bıraktığı ikinci tek şey olan kumar oyunları ile ilgilenecektim.
Benim küçükken nefret ettiğim ama bir zamanlar asker olan babamın sürekli oynayıp şimdi ise bana bıraktığı miras... Artık en iyi oynadığım şeydi. Masaya geçip serpme kahvaltıya baktım. Midem istemiyordu ama yemezsemde bu evden çıkamayacağımızı bildiğim için yavaşça oturdum.
Elime çatalımı alıp şöyle bir karıştırdım önümdeki tabağı. Hiç istemiyordum ama bir tane domates alıp ağzıma attım. Belki babam olsaydı çabucak kahvaltımı yapıp okuluma yetişmemi söylerdi. Ya da atışırdık falan. Ama ben artık okula bile gitmiyordum. Babam gitse de hayatımın nasıl gideceğine o karar vermişti.
Şöyle düşünün; elinde bir oyun hamuru vardı. Bu hamur benim hayatımdı. Alıyor, oynuyor, eziyor, şekil veriyor. Ben artık oynanmaktan sıkılıyorum ama o burada olmamasına rağmen benim hiç bir şekilde söz hakkı sahip olmama izin vermiyordu. O yokken bile ben kendi hayatıma zerre kadar dahil olamıyordum.
Yaşıyor muydu , bunu hep düşünürdüm. Bazen öldüğüne inanıp, ondan gittiğinden beri her ne kadar nefret etsem de ağlama krizlerine giriyordum. Ne de olsa küçük on yaşındaki Asena hâlâ oralarda bir yerdeydi. Nefret ettiğim on yaşındaki Asena.
Ama yaşıyordu. Biliyordum. Hayır. Buna inanmıyordum, bunu biliyordum. Eğer hayatta olmasaydı bu kadar dahil olamazdı bana çünkü. Bunu da biliyordum. O ise on senedir hâlâ yaşamasına rağmen bana bunun haberini bile vermiyordu.
Boğazıma kurulan yumru ile su içip masadan kalktım. Daha fazla bir şey yiyemezdim. Ahmet bana bakarken bende gözlerimi ona diktim. Ahmet en büyükleriydi. Şuan otuz üç yaşındaydı. Onunla ilk tanıştığımda ise yirmi üç. Öbür iki koruma ise Yavuz ve Selim. Yavuz otuz, Selim ise yirmi dokuz yaşındaydı. Ama hepsi sanki yaşından daha büyük gibiydi. O kadar olgunlardı ki.
Onlarla ilk tanıştığım günle hâlâ aynılardı. Geçen seneler onları ne çocuklaştırmıştı ne de daha fazla olgunluk katmıştı. Onlar sanki dünyaya gelirken bu şekilde kodlanmış gibi hep aynı şekildelerdi. Onlar söyleneni dinler ve sadece onu yaparlardı. Gözlerinde tek duygu kırıntısı görmemiştim bunca yıl. Sadece bir kere gördüğümü sanmıştım ama onda da sanmıştım...
(7 YIL ÖNCE)
Odamda otururken üç sene öncesi yine gelmiş aklıma kurulmuştu. Gözümden bir damla yaş düştü. Hıçkırdığımda kendime büyük bir öfke duydum.
O ikisine değmezdi bile!
O zaman niye ağlıyordum? Neden onun bana tekrar her gün çikolata alıp dişi kurt diyerek sinir etmesini istiyordum ? Babamı neden özlüyordum mesela? Neden ikisinin de her zamanki gibi saçımı okşamasını istiyordum?
Ben bu üç yıldır benimle olan üç korumayı değil o ikisini istiyordum. Ama yoklardı. Ailem olarak gördüğüm bu iki kişi yoktu. Gitmişti. Hemde beni terk ederek.
Bir hıçkırık daha ağzımdan kaçarken yere çömeldim. Daha sesli ağlamaya başladığımın farkındaydım ama durduramıyordum. Korumaların duyup güçsüzlüğümü anlamalarını istemiyordum ama durduramıyordum işte.
Hıçkırıklarımın daha fazla arttığı sırada kapı yavaşça aralandı. İçeri üç tane koca adam girdi. Ahmet, Yavuz ve Selim. Çok büyüklerdi. Neden bu kadar korktutucu derecede büyüklerdi?
Ahmet bana dönüp kısa bir süre gözyaşlarıma baktı. Yavuz da bana bakmakla yetindi. Selim ise onlar gibi yine baktı ve bir adım atmaya meyletti. Belki de dedim. Bunlar yalnızlığımın kimsesi olur. Ama o adımı atmadı Selim. Hiçbiri atmadı.
"Sizce söylemeli miyiz ona ? " Fısıltı şeklinde bir soru daha sordu Selim ikisine duymayacağımı düşünerek. Duydum ama anlamadım. Yavuz ise saçmalama diyerek konuyu kapadı.
"Biz daha sonra gelelim. Rahatsız olmayın." Dedi Ahmet ve hepsi geri çıktı. Ve ben bir kez daha anladım ki, hiç kimse benimle bırak ilgilenmeyi, konuşmak bile istemiyordu.
***
Oyları ve yorumları unutmayınızzz.
YOU ARE READING
SAKLI
ActionSaklı. Hep saklı mıydın? Hep arkamda mıydın ? Hep benden gizli buralarda mıydın?.. Peki hep benden bu şekilde delicesine nefret mi ederdin ? Seni bilmem ama ben senden canım üzerine nefret ediyorum. Ve canını almadan bu dünyadan gitmeyeceğim. *** B...
