UMUTSUZLUĞUMDA UMUDUM OLAN SANA

22 1 1
                                        

Bu,kısa ve hikaye tarzında birşey olsun istedim.İyi birşey oldu mu bilemiyorum ama elimden geleni yaptım.Tabii ki o kadar yaşanmışlığı anlatmak basit değil.

-Adını kalplerimize gömdüğümüz,ülkesi,bayrağı,sevdikleri ve milleti için canını feda eden Mehmetçiklere.Ruhları Şad olsun.-

---

Bir mektup, öğlen saatlerinde Nehir'in eline ulaştı. Mektubun üzerinde, "Umutsuzluğumda umudum olan sana" yazıyordu. Aslında genç kız, mektubun kimden geldiğini çok merak ediyordu. Elindeki mektupla birlikte salondaki ikinci el, kırmızının en açık tonlarındaki, kenarında küçücük bir yıpranma olan kanepesine oturdu, bağdaş kurdu. Mektubu açmak için sabırsızlanıyordu. Ama ne yazık ki tam mektubu açarken zil çaldı. Onu çok arayan soran olmazdı aslında. Bir tek 19 yaşından beridir tanıdığı biricik arkadaşı Fatih arardı, o da arada bir. Aslında bunda Fatih'in asker olmasının ve Nehir'in bir aileye sahip olmamasının etkisi büyüktü. Kapıya yöneldi, vakit kaybetmeden açtı kapıyı. Kapıdan gelen kulak ağrıtıcı o ses ile birlikte gördü, gelenin kimse olmadığını sağa sola baktı. O sırada da kapının ucunda duran kutuyu gördü. Kutuyla birlikte içeri girdi. Genç kız, ona bu kutu ve mektubun kimden geldiğini öğrenmek için oturdu. Mektubu yırtmadan açtı, dörde katlanmış kağıdı açtı ve okumaya başladı.

Sevgili Kardeşim,

"Bu mektubun senin eline geçmiş olması bir şeylerin bittiği anlamına geliyor. Ne yazık ki çok elim ve vahim bir hadise yaşanmış, ve sen sonunda bu satırları okumak mecburiyetine düşmüşsün. Bilmeni isterim ki her şey olması gerektiği gibi ve uzun zamandır benim istediğim gibi olmuş. Ağlamak ve sızlanmak nafile. Her zaman dediğim gibi; bir gemi yanaşır yakınlara, bir şeyler alıp götürür. Ne götüreceği belli olmaz. Bazen dostluk olur, bazen aşk, bazen anne, bazen bir yar götürür. Bu mektup sendeyse eğer, senden de bir şeyler gitmiş olmalı."

Anlayamıyordu Nehir. Bu mektubun kimden geldiği belliydi aslında. Ama neden böyle bir şey yapmıştı? Dostluğunu mu bitirmek istiyordu? Niyeydi bu veda cümleleri? Anlamasının tek bir yolu vardı; okumaya devam etmek. Korkuyordu okuyacaklarından, ama deli gibi bir merak ve heyecan dalgası dolanıyordu damarlarında, hiç durmadı, devam etti okumaya.

"Biliyorum aklındakileri. Dostluğumuzu bitirmek istediğimi zannediyorsun. Ama bu sefer yanıldın dostum. Hiç yanılmazdın sen, ama bu sefer yanıldın. Sana verdiğim o sözü hatırlıyorsun değil mi? "Ölüm bizi ayırıncaya dek kardeşimsin," dediğinde verdiğim sözü. "Ölüm bizi ayırsa bile," demiştim sana. Şimdi neden seninle yolumu ayırdığımı düşündün? Bu daha da içler acısı bir durum. Benim kendi isteğim yok burada. Bir mecburiyet bu. Hiçbir istek yok. Evet, seninle ayrılıyoruz çünkü ben bu dünyadan göçüyorum. Her ne kadar seni orada tek başına bırakmak istemesem bile zorundayım. Biliyorum bana çok kızacaksın. Biliyorum hayata küseceksin. Biliyorum çok ağlayacaksın."

Ne olduğunu idrak etmeye başladığımda tek bir şey hissediyordu. Korku... Ona bir şey mi olmuştu? Ölüm bizi ayırsa bile demişti Nehir'e, bunun için miydi?

Senden tek bir isteğim var minik kardeşim. İnsanların senin üzgün olduğunu görmesine izin verme. Sen benim kardeşimsin. Sen Teğmen Fatih KOÇ'un kardeşisin. Güçlü olmalısın. Biz düşmanlara karşı olan gücümüzü gösterirken, ailelerimizin, kardeşlerimizin ağlaması ne demek?

Nehir'i neye alıştırmaya çalışıyordu? Başına ne gelmişti?

"Tamam biliyorum, kafan çok karıştı. En başından başlayacağım anlatmaya. Bu mektubun senin eline geçmesi için postaneye verdim. Bu mektubun senin eline geçmesi demek benim bu dünyadan sonsuz bir yolculuğa çıkmış olmam demektir. Sana birşeyleri anlatmaya hayatımın en başından, senden sakladıklarımdan başlamak istiyorum. Ben Isparta'nın Eldere köyünde yaşayan yoksul bir çiftin ikinci çocuğuyum. Benim doğduğum ilk zamanlarda babam tarım, annem dokuma işiyle uğraşıyormuş. İkisinin de bir işle uğraşması bizim geçinmemizi kolaylaştırmıyormuş. Maddi durumumuz ileriki dönemlerde bile bizi zorlayacak boyutta olmaya devam etti. Abimin henüz 15 yaşında okuma hayalinden vazgeçip babamla birlikte çalışmaya başlaması da bu yüzdendi. Benden iki yaş küçük kız kardeşimin annemin yanında dokuma pratikleri yapması da. Beni soracak olursan, ben ise okumak için her şeyini ortaya koyan, henüz o yaşlarda askerlik aşkı içine düşmüş bir çocuktum. Ama her şey bu kadarla sınırlı değildi. Her gün abimle aynı yer yatağında yattığımız için gece boyu onun nasıl yorulduğunu, gün boyu toprak eşelemekten kırılmış tırnaklarını, sürekli yere düşmesi yüzünden bacak ve kolundaki yaralarını görüyordum. En önemlisi o yaraların onun canını ne kadar acıttığını görüyor olmamdı. Gün içinde hiç belli etmese bile yatakta beni kontrol edip uyuduğumu düşünüyordu; Ve ağlamaya başlıyordu. bazen hıçkırıkları duyulmasın diye ağzını kapatıyordu.Oysa ki ben uyumuyordum. Daha da kötüsü, ben onun ağlamasına dayanamayıp gözlerimi aralayınca bir kabustan uyanmış ve gördüğü kabus onu çok etkilemiş ve uykusunda ağlamış gibi davranıyor olmasıydı. Bende ona inanmış gibi yapıyor, üstelemiyordum. Derken aradan geçen birkaç sene üzerine ben liseye başlamış ve kararımı kesinleştirmiştim. ASKER OLACAKTIM. Bu küçüklükten beri abımın hayaliydi. Benim için hayalinden vazgeçmiş ve beni okutmaya karar vermişti. Ben de onun hayalini gerçekleştirecektim.

Bir Şehidin MektubuStories to obsess over. Discover now