Huysuz bakışları ile etrafa bakındı önce. Bulunduğu deponun kasvetli havası tenine sinmiş gibi hissediyordu. Bu meviliğinde gizli olan hisleri ortaya cikarirken ayni zamanda da inanılmaz üstün hissediyordu. Bu işlere olan ilgisini daha da arttırıyordu. Envai çeşit bıçak,asit,şiş... hepsi 'beni kullan' diye haykırıyordu. Bu,onu en çok cezbeden konuydu zaten.
Damarlarda gezinecek olan kanı dümdüz zeminde gezindirebilmek...
Karmakarışık düşüncelerinden kurtulmak adına gözlerini kırpıştırdı. Cenin pozisyonundaki muhtemelen bir metre boylarında olan cansız bedene takıldı gözleri. Sırıttı. Kan onu her şekilde mest ediyordu. Küçücük ya da kocaman bir delikten akışını izlemek en az futbol maçı izlemek kadar kendine çekiyor ve onu -hem bedensel hem duygusal açıdan-coşturuyordu.
Ölüm vardı bir de... İkinci darbe her zaman zayıf olanıydı ona göre. Alışılmadık ilk darbe kadar sarsıcı bir şey bilmiyor,görmüyordu.
Ölüm pek can yakmazdı. Hatta hiç etkilemezdi onu.
Onun için önemli olan koyu kırmızı sıvının bulunduğu yeri yavaşça terk etmesiydi. Asıl can yakan oydu çünkü! Dermanı olmayacak şekilde kesilen her bir et parçası için atılan onlarca çığlık, üstün bir yumuşaklığa sahip derinin yavaşça yüzülmesiyle oluşan iğrendirici görüntü... Kesinlikle bağımlıydı o görüntülere. Aşınmış zemine öylece bırakılan her bir parcandan yolunu bulup akan kan,ona gerçekleri teker teker açıyordu sanki. Hayatın acısını bir bir siliyor,yerine intikamın verdiği mükemmel zevki bırakıyordu. Sevgi,aşk, merhamet gibi duyguları teker teker olumsuzlaştırıyor, hissizliğin getirdiği gücü iliklerine kadar hissettiriyordu.
Düşüncelerini daha fazla derinleştirmek istemediği için derin bir nefes aldı. Burnuna dolan ağır koku ile daha da sırıttı. Küçük kızın attığı onlarca çığlıktan dolayı hafif çınlayan kulağını ovuşturdu. Keskin bıçakları bir yere toplayarak üstlerine asit döktü. Cızırtılar çarptı deponun duvarlarına. Minik bedeni de eritmek istese de kendine hakim olması gerekiyordu. Hain elbet burayı bulacak ve muhteşem eserine bakarak daha da dibe çökecekti. Eğer olmazsa da...devam edecek ve onu bitirene kadar durmayacaktı!
Tüm delilleri teker teker,özenle yok etti.
Cesedin etrafında çember çizerek çemberden taşan kanları sildi. Cesedin en ilgi çekici yeri olduğunu düşündüğü yere,kalbi bir çırpıda çekilmiş göğsünün üstüne beyaz,siyah iple hain kelimesi işlenmiş kumaşı bıraktı. Küçük kamerasını çıkarttı sırt çantasından. Çalıştırıp zemine tuttu görünmemek için. Kendisi için kaydedecek olsa da eğer hain bulursa yakalanması an meselesi olurdu. Boydan çekmece rafının en üstüne koyup ıslık çalmaya başladı. Belinden çıkarttığı silahı ölü olan kıza doğrulttu. Her işkence yolunu denememiş olsa da onun gözdesi olan her şeyi teker teker uygulamıştı. Silahı sıkmasının nedeni tatmin olma duygusu ile beraber hainie bir yara daha açmaktı. Hain her şeyi görebilecek kadar gelişmişse öldükten çok sonra ateş edilmiş kurşun canını daha da yakacaktı,bundan emindi.
Kamerayı gözleriyle kontrol etti. Eğer koyduğu açı doğru ise şu an sadece ölü kızı gösteriyordu.
Kendi içinden üçe kadar saydı.
Bir... İki... Üç...
Ve Bam!
Silahtan çıkan kurşun cesedin alnına denk geldi. Yaşam belirtisi zaten olmadığı için pek de haz alamamıştı. Umursamaz ifadesi yerleşti yüzüne. Aniden kahkaha atması ile kahkahası her yerde yankılandı. Konuşmuyor,sadece gülüyordu. Bu yapacaklarının habercisi gibiydi onun için. Seslere gelmek üzere olan köylüleri hesaba katarak deponun arka çıkışına ilerlemeye koyuldu. Sırtında çantası,sağ elinde silahı vardı. Eğer olur da karşısına biri çıkarsa onu görmeden öldürmesi gerekecekti.
BẠN ĐANG ĐỌC
Hain
Phi hư cấu"Çaresizim anlasana!.." Çaresizlik... İliklerime kadar hissediyordum bu lanet duyguyu. Kapkalın,oldukça ağır bir yorgan gibi üzerime çökmüş durumdaydı. "Biliyorum." Anlayış dolu sesi içimi titremeye yetti. Bilmiyordu. Anlıyordu aslında. "Çaresiz...
