MELEK Mİ? ŞEYTAN MI?

71 15 19
                                        

Uzun zamandır görev yaptığım yerden tayinim çıkmıştı. ŞEYTAN lakaplı bir seri katili yakalayabilmek için kurulan bir ekibe dahil olacaktım. Yüzyıllardır süregelen bir şehir efsanesiydi bu. Bu adam gerçekten yüzyıllardır yaşıyor olamazdı. Bunun bir topluluk olduğunu düşünüyordum.

Emniyet Müdürlüğüne geldiğimde elinde kırmızı gülle bekleyen bir hayli yakışıklı sayılabilecek bir adam gördüm. Uzun boylu, boyu 1.90 ın üzerindeydi. Yakışıklı, kahverengi gözlü, siyah saçlı... Bana bakarak gülümsedi. Yavaşça yanıma yaklaştı. Kulağıma eğilerek "Hayatım boyunca seni bekledim. Hayatım boyunca bu anın geleceği anı bekledim."dedi. Sesi beni yumuşattı. Hatta uyuşturdu bile diyebilirim. Neredeyim, ne oluyor diye şaşkın şaşkın etrafıma bakınırken kendime geldim."Neler oluyor? Sen de kimsin!!!" Bu sırada elindeki kırmızı gülü bana doğru uzattı. "Hayalini kurduğum kadının karşıma bugün bu saatte çıkacağına dair bir e-posta aldım. Tabii ki inanmadım ama inanmak istedim. Hatta en çok bunu istedim. Gerçek olmasını... " diyerek beni tekrar şaşırtmaya devam etti. Benim bu saatte buraya geleceğimi kaç kişi biliyor olabilirdi? " Sen de kimsin? Peki sence ben kimim? " diyerek gülü alıp onun ağzına tıkmaya çalıştım. Neye uğradığını şaşırmıştı.

Uzaktan bir ses" Hayat Hanım siz mi geldiniz? " diye bağırdı. Sese doğru döndüğümde sesin Başkomiser Demir SEZER yazan odadan geldiğini fark ettim. O odaya yöneldim. Yanımdaki gülü ağzına sokmaya çalıştığım adam da beni takip etti. Karşımda Başkomiser olduğunu düşündüğüm kişi olmasa tekme tokat döverdim onu. Odadan içeri girdim. "Cüneyt oğlum kapıyı içerden kapat, kimse duymasın." dedi masada oturan o kişi.

"Hoşgeldiniz Hayat Hanım, ben Başkomiser Demir SEZER. Bu gelir gelmez sizi sinirlendiren dayak arsızı da Komiser Cüneyd KURTULUŞ. Şeytan lakaplı seri katil için kurulan ekipteyiz ikimiz de. Ekibin kalanıyla yarın tanışırsınız artık." diyerek gülümsedi Başkomiser." Kimseyi bu seri katilin varlığına inandıramadık. O yüzden onu yakalamak için bu birimi yeni kurabildik. Duyduğuma göre polisliğe başladığından beri bu ŞEYTAN'ı yakalamak istiyormuşsun. Bir sürü araştırmaların varmış. Seni o yüzden bulunduğun yerden buraya getirttim. Sana ve araştırmalarına ya da şöyle diyeyim ŞEYTAN a inanan bir ekibe ihtiyacım var. Onun varlığına inanmayan biri onu nasıl yakalayabilir ki! " dedi. Sesi biraz umutsuz gibiydi.

" Eeee ne zaman başlıyoruz başkomiserim? " diye sordum."Mümkünse hiç vakit kaybetmeden elimizdeki verileri paylaşalım birbirimizle" dedi. "Sen yarın sabah elindeki dosyaların hepsini getir. Saat 9.00'da burada toplantı yapalım. Cüneyd'in de kusuruna bakma kızım. Normalde kimseye böyle davrandığını görmemiştim şimdiye kadar." Garip garip baktım. "O zaman ben evrak işlerimi halledeyim. Yarın sabah mesaiye başlarız." dedim. Emniyetteki işlerim bitince de evin yolunu tuttum.

Annem de benimle birlikte geliyordu nereye gitsem. Çünkü onun canından çok sevdiği kocası - babam- ben doğmadan önce ölmüştü. O zamandan beri dul maaşı ile bakıyordu bize. Bazen evlere temizliğe giderdi. Oyalanmak için eve bir bilgisayar almış, senaryo yazıp yapımcılara gönderiyordu. Kimse dönmüyor muydu diye sorarsanız sakın sormayın. Kimsenin okuduğunu bile sanmıyordum o senaryoları. Ben bile okumamıştım. Bu yüzden artık onun için gurur meselesi olmuştu.

Annem yeni taşındığımız evi yerleştiriyordu. Artık burada yaşayacaktık çünkü. ŞEYTAN lakaplı katile taktığımı o da biliyordu. O yüzden yeni hedefi onun filmini çekmekti. Filmin adı ise "MELEK Mİ? ŞEYTAN MI?" olacaktı.

Anneme defalarca söyledim onun hakkında yeterli bilgi sahibi değiliz. O yüzden yakalayamıyoruz bile. Ama onun  hakkında yanlış ya da eksik bilgiler içeren bir film çıkarsa ŞEYTAN'ın bundan rahatsız olacağını, bu durumda saklandığı yerden çıkıp açık vereceğini iddia etmişti. Benim de aklıma yatmıştı bu söyledikleri.

ŞEYTANIN ÇIRAĞIStories to obsess over. Discover now