1. KUVÖZ ARKADAŞLARI

25.9K 1K 474
                                        



Bu kitapta geçen kişi ve kurumların tümü hayal ürünüdür.

ON YEDİ EYLÜL

1. BÖLÜM: "KUVÖZ ARKADAŞLARI"

⚖️

"Kader varsa şayet, kalp hisseder attığı kalbi elbet."

17 EYLÜL 2026, GEBZE

Bizler doğarken başkaları ölüyordu; bir kısır döngü içerisinde dünya dönüyordu. İnsan ölürken sessiz, doğarken çığlık çığlığaydı; çünkü ölüler sessizliğe gömülürken hiçbir şeyden haberi olmayan zavallı bebekler kıyamet misali adlandırdığımız bu dünyaya, yani çığlıkların içine doğuyordu.

Bugün, yirmi sekiz yaşıma girmiştim. Akşam saatlerinde dünyaya geldikten sonra, annemin bana layık gördüğü isimmiş Miray Hilde. Her doğum günümde de doğduğum günün anlatıldığı o ambiyansı yaşamak için tam doğduğum saatte uzanıp düşünürüm annemin ruh hâlini... O kadar büyük bir kıyametin ortasında dünyaya gelmiş ki zavallı minik bedenim, bana anlatıldığı gibiyse eğer, yıl dönümünde anmak iyi hissettiriyordu. Bir yandan bu duygusallık aşırı saçma ve absürt gelirken diğer yandan da o günkü kıyametin ortasında dünyaya geldiğim için bugünlük duygusal olmamın normal olduğunu düşünüyordum.

Tam bu saatte doğmuştum, İzmit'te, Seka Devlet Hastanesi'nde.

Doğum belgemi elimde tutup kıkırdayarak bakarken sesli bir şekilde okumaya başladım; neyse ki odamda benden başka kimse yoktu.

"İzmit Seka Devlet Hastanesi," Önce başlığı seslendirdim, ardından aşağıda yazanları okumaya başladım. "Hoş geldin Bebek Lalezar..." Dalga geçercesine kıkırdadım. "Sayın Bengü Lalezar ve Adem Lalezar'ın Sevgili Kızı: Miray Hilde Lalezar." Sanki Melek'in babası gibi Cumhurbaşkanı adayıydım... Ne yapıyordum ben ya? "Anne karnındaki günlerini başarıyla tamamlayıp 17/09/1998 tarihinde, saat 22.12'de dünyaya gözlerini açarak bu belgeyi almaya hak kazandın. Kilogram: 2.53, boy: 50 cm... Gerçi pek boy atmamışım, burada yazdığı gibi duruyor ama olsun..."

Doğum belgemi komodinimin üstüne bırakıp telefonumu elime aldım. Tüm gün Mir Beyaz'ı ve Melek'i arayıp bize gelmelerini söylemiştim fakat ikisinden de ses seda yoktu. Doğum günlerimiz hafta içine denk gelince çalışmaktan kutlayamamıştık ki... Daha yarım saat önce gelmiştim eve, ta İstanbullardan... Bana tavır yapmışlardı ki çok haksız sayılmazlardı, sonuçta en yakın iki arkadaşımın doğum gününü epey geç kutlamıştım da ne yapayım? Bugünkü duruşmam bir buçuk saat geç başlamıştı, adliyeden büroya koşturup durmuştum, zaten Sayer Hukuk başlı başına bir yorgunluk depolama aracıydı, bir de üstüne Marmaray'daki seferim yirmi beş dakika geç gelmişti... Eminim beni anlayacaklardı.

Melek'in numarasını tuşladım ve birkaç saniye kadar bekledim. "Alo?" dedim telefonu açtığında. "Melek? Orada mısın?"

"Orası sizin evse evet." Ses telefondan değil, aralık olan kapımın ardından gelince gözlerim fal taşı gibi açıldı. "Geldim, buradayım!" Melek'i görür görmez telefonu kapattım.

"Ya," dedim telefonu yatağa bırakarak. "Bana yine kıyamadınız tabii de ne ara geldiniz siz ya?" Dalgalı ve uzun kumral saçlarımı geriye atarken Melek'in koca yanaklarını sıkasım gelmişti. "Mir Beyaz nerede? Geldi inşallah..."

"Geldi, aşağıda Bengü ablanın dizinin dibine oturmuş ve her zamanki gibi millete kendini sevdirmenin peşinde." diyerek sevgilisini kötüleyen Melek, şakasına gözlerini devirmişti.

17 EYLÜLWhere stories live. Discover now