bir

222 21 8
                                        

"Sadece kınama aldı, çok çılgınca."
"Sadece bu mu?"
"Evet, sadece kınama!"
"Benim ön kanadım mahvoldu."
"Biliyorum, çok çılgınca!"

Telefonu tutan parmakları sıkılaştı, sıkılaştı ve sıkılaştı. Boğumları beyaz bir renge bürünene kadar telefonu sıktı. Metal kutuyu avcunun içinde buruşturmak ve parçalayıp atmak istiyordu.

"Siktir git." dedi, telefonu hışımla yatağa fırlatmıştı. "Siktir git, Verstappen!" Burnundan solurken lüks suitin içinde volta atmaya başladı. Evet, belki de en sakin ve dostane ayrılma şekli ile vedalaşmamış olabilirlerdi ama yine de Max'ın kendisine bunu yapmasını kaldıramıyordu. Daha ayrılalı ne kadar olmuştu ki?! İçindeki öfke giderek kabardı, şimdi ne klüpteki Latin çıtırdan aldığı öpücük ne de Alex umrundaydı.

Sinirle yerde yatan bavulunu tekmeledi ve yatağa fırlattığı telefonu yeniden eline aldı. Videoyu tekrar izledi, tekrar ve tekrar. Dişlerini dudağına geçirdi. Kafasını telefonundan kaldırdığında oturduğu yatağın tam karşısındaki camda yansımasını gördü, bulanık silüeti Barcelona'nın ışıklarına karışmıştı. "Hayır..." kendi kendine mırıldanmıştı, 'Hayır, olamaz, Max'ı kıskanıyor olamam.' Zihninin içinde bu cümleyi ardı ardına kendisine hatırlatması anlamsız bir çabaydı.

Daha birkaç hafta önce kendisine kameraların önünde sarılabilecek kadar onu sahiplenen eski erkek arkadaşını Lando'dan kıskanıyor olamazdı. Gözlerini kapattı, yumruklarını istemsizce sıkarken zihnine dolan anılarla kesik bir nefes aldı. Kendi elleri yerine Lando'nun parmaklarının, genç adamın altın sarısı saç tellerinin arasında dolaştığını kısa bir an hayal etmek bile yerinden fırlamasına yetmişti.

Ceketini kaptığı gibi kendini odadan dışarıya attı. Asansör kabini zemin kata ulaşıncaya kadar sabırsızlıkla bekledi, başını döndüren alkolün de etkisiyle adeta yerinde duramıyordu. Adımları onu Max'ın kaldığını bildiği otele yönlendirdi. Kapıyı açmak, onu Lando'yla görmek ve hesap sormak için yanıp tutuşuyordu. Kaldığı otele on beş dakika mesafedeki binaya ulaştı, resepsiyoniste verdiği bir miktar bahşişle Max'ın kaldığı odayı öğrendi.

Yüzünde kendinden emin ve sert bir ifadeyle sarışın pilotun kapısının önüne geldiğinde güçlü bir şekilde kapıyı tıktıkladı. "Max!" Kapıyı çalmaya devam ederken ne kadar gürültülü olduğunun farkında bile değildi.

Sonunda kapı açıldığında bir an için duraksadı. Erkek arkadaşı, yani eski erkek arkadaşı, oldukça normal gözüküyordu. Yani... Pek de Lando ile sevişiyormuş gibi değil de... Her zamanki gibi.

"Charles?" dedi, şaşkın gözüküyordu. Ferrari pilotu onu aldırmadı, elinin tersiyle itip odanın içine daldığında gözleri merakla geniş suitin içinde gezindi. Bir ipucu aradı, belki de sinirini ondan çıkartabilmek için kullanabileceği ufak bir şey. Fakat her şey son derece normaldi. Çarşaflara henüz dokunulmamış, sadece bir çift havlu kullanılmış ve bir bardak bourbon hazırlanmıştı.

Çıkar yol bulmak için çakırkeyifliğin ve kıskançlığın etkisiyle devre dışı kalmış mantığına panikle sarılsa da artık çok geçti. Ve sanırım şimdi, tam arkasında kendisini izleyen eski erkek arkadaşına bir açıklama borcu vardı.

cherry waves | lestappenWhere stories live. Discover now