Dalgalar gibi kıyıya vurmaya çalışıyorum,ama kıyıya ulaştığım zaman zarar vereceğimi biliyorum.Deniz içinde yaşadığım bir gölge olmuştu bana,sonsuz git gelin içinde savrulup gitmeye devam ediyorum.Ucu bucaksız bir suyun içerisinde hedefini bilmeyen masum bir balık gibi yüzmeye devam ediyorum.Belli bir uğraşım yok,benim aslında bir hedefim yok...
Amaçsız bir dünyada yaşamak nedir bilir misiniz? Her şey için isteksiz olma,harcadığın bir paranın nereye gittiğini düşünmeme,kendini unutma,yaşamak için yaşamak.Bunlar size tanıdık geldi mi? Benim sanki dünyam gibi...
İyi olmaya çalışmak ve bunu sırf sadece yanında ki insanların gitmemesi için yapmak ne demek biliyor musunuz? Yanınızda ama ruhen birilerinin yok olması sizi manevi olarak ihtiyacınızı belki tamamen karşılayabilir, benim manevi değil artık fiziki bir ihtiyaç giderme düşüncesini nasıl kaldıracağımı düşünürsünüz ki? Bana bile ağır gelen yükü taşımamı istersiniz ki...
Bilmem kaç kere sayamadığım kadar iyi olmak için çalıştım,dinlenmeye çalıştım.Aklıma her defasında sen onlar gibi değilsin sorusu geldiğinde bile kendimi susturdum. Siz hiç çiçek topladığınızı hayal ettiniz mi? Ve siz bu huzurlu hissettirdi mi? Ben her bu hayali kurduğumda gülüyordum,istemsizce aynı gerçekmiş gibi...
Gerçek olmayacak bir hayal değil bu ama bana hem zarar veren hem de iyi gelen bir şey.Zararını belki sonra ama yararına ne ben bir kelime bulabilirim ne de başkaları buna tercüman olabilir.
Ben, Günçiçek.Yapraklarını açmamaya yemin etmiş,toprağında hala filiz verdiği gibi duran,sadece güneşi görünce açan çiçek.Ve güneşini arayan bir çiçek...
İnsanların dilinde ütopik olan bir yerde yaşıyorduk. Yer altında,zaten hep altta kalmış olanlarla.Çok da farklı bir yaşamımız yoktu fanilerle.Aslında,biz sadece yaşamak için yaşıyorduk,onlar hayatı yaşıyordu.Belli bir amacımız yoktu,belli bir bünyeye bile sahip değildik. Her an şekil değiştirip kılıktan kılığa girebiliyorduk.Keyiften değil,yaşamak için. Kalbimiz yoktu,bizim kalbimiz bir kutunun içerisinde atıyordu ve hepimizi temsil ediyordu.Hepimiz için atıyordu,o olmazsa yoktuk,o olmazsa biz ölüydük.Ve ölmemek için savaşmak kadar zor bir şey yoktu bizim dünyamızda.Biz hiçbir zaman gerçekten mutlu olamazdık,eğer mutlu olursak kalbimiz fazla atardı ve kuyumuzu patlardı.Aşk... Yasaktı.
Bizim duygularımızı yaşamaya hakkımız yoktu,sinirlenirsek zarar verirdik.Elimiz titrer nefesimiz sıkışırdı,tıpkı insanlar gibi.Kimseye bir şey diyemezdik, yargılanırdık.Kendimizi tutmak zorundaydık,biz durmak ve bir şeyleri sindirmek zorundaydık.Gerçeklere gözümüz kapalı itimat etmeliydik,gözümüzü kapatıp kaçmamalıydık. Gözümüzü kapatıp açılana kadar geçeceğine inandırdık bunca zaman.Kalbimizin atışları önemsizdi,biz önemliydik ama nefes almamızın bir kısmını sağlayan organımız önemsizdi.
Kırık camlar bünyemizde yer edinse de susardık,iyileştirmeye çalıştıkça batardı,kanatırdı,yumuşamaz ama yakardı.Yine alışmıştık,daha doğrusu alıştırılmıştık.Kimse özümüzü görmemize izin vermezdi mesela,biz kendimiz yasakları çiğner bulmaya çalışırdık.Bulur muyduk derseniz orasını bende bilmiyordum.Yer altında yaşayabilirdiniz ama nefessiz kalırdınız.
Sesimi olabildiğince yükselterek önümdeki duvarları yıkmaya çalışıyordum.Bunu daha yeni keşfetmiştim.Sesimi eğer doğru ayarlayabilirsem heyelan yaratabiliyordum.En azından ufak sarsıntılar... Annemin sesini duyduğum an da kendimi durdurarak ona doğru döndüm.
-Ne sois pas triste ma fleur, je crois que tu réussiras.
(Üzülme çiçeğim,başaracağına ben inanıyorum.)
Normalde dilimiz Türkçe idi.Ama biz güvenliğimiz adına Fransızca konuşuyorduk.Çocukluktan bu yana 4 dil
öğrenmiştim.Türkçe,Fransızca,Latince,İngilizce.Gereği olmadıkça kullanmamayı tercih ediyordum.Dilimizin genişlemesini yöneticilerimiz istemiyordu ama benim umrumda mıydı? Asla. Yasaklara çok fazla uyan bir yapım yoktu,onlar sadece benim için kuraldı ve ben 23 yaşında bir kadın olarak bu kurallara uymak zorunda değildim.
-Je commence à perdre confiance en moi, maman et je suppose que ce n'est pas une bonne chose pour moi.
(Kendime olan inancımı kaybetmeye başladım anne.Ve sanırım bu benim için iyi bir şey değil.)
-Tu te souviens de ce que je t'ai dit quand tu étais petite Günçiçek?
(Sana küçükken dediğim sözü hatırlıyor musun Günçiçek?)
-Avant toi, je n'avais pas de lumière, j'étais ténèbres. Tu es né, ma fleur a fleuri.
(Senden önce ışığım yoktu,karanlıktım.Sen doğdun çiçeğim açtı.)
Bu söz bana denildiği zaman 15 yaşında bir çocuktum.Hayata olan inancım "ergenlik" dönemi ile bitmiş,tamamen solmuştum.Ağlamaktan gözümün altı şişmişti.Çünkü ben kalbimi yok etmeye çalışmıştım.Eğer kimseyi sevmezsem üzülmezdim o zaman.Yalnız kalırsam kimse üzülmezdi ve mutsuz olmazdı.Buna dayanarak ilerliyordum.Bir gün annem bana gelip iyi misin diye sorduğu zaman ben aynadan kendime bile bakamıyordum.Çünkü gündüzüm ve gecem yoktu,ben yoktum.Boşlukta süzülüyordum ve o boşluk bir uzay değildi.O boşluk benim iç dünyamdı ve ben kayboluyordum.
-Et s'ils faisaient faner ta fleur, mère ?
(Ya çiçeğini soldururlarsa anne?)
-Quoi qu’il en soit, je n’ai pas laissé mon magnolia se faner.
(Her iki durumda da manolyamın solmasına izin vermedim.)
Bazen saatlerce duvara bakmaktan haz alırdınız,ya da dalmak için bahane arardınız.Ben bahanelerin içine sığınmış bir kadındım.Ben beni tanımaları için yer açan ama önüne engeller koyarak pes etmemelerini beklerdim.Sessizliğim boğucu gelirdi bana,sıkışırdım düşüncelerimin arasında.Bu bana zarar vermekten çok kalbimde sızı oluştururdu.Ta ki şimdiye kadar...
Ben manolyaydım,aşkın en asil haliydim.
Ben frezyaydım,arkadaşlık ve güveni simgelerdim.
Ben lobelyaydım,enerjiyi ve canlılığı simgelerdim.
Ben çuhaydım,sevgiyi temsil ederdim.
Ben papatyaydım,saflığı ve masumiyeti simgelerdim.
Ben günçiçektim,umudu temsil ederdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MANOLYA-UMUT-
Teen FictionBen senin toprağında filiz vermişim,senin ateşinde yanıp kavrulmuşum,senin havanda nefes almışım,senin suyundan içmişim... °İç çözümleme içerisinde var olan kurguyu okumaya ne dersiniz?
